Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Şehitlere saygısızlık






Emin ÇÖLAŞAN

İSTANBUL'dan bir okuyucum yazıyor: ‘‘Geçenlerde Şişli'de Abide-i Hürriyet'e (Hürriyet Abidesi) gittim. Hay gitmez olaydım. Çevresi demir parmaklıklarla çevrilmiş. Kapılar kilitli, parmaklıklar paslanmış, bir bölümü çürümüş. Çevrede bir görevli aradım, kimse yok. Parmaklıkların altında delikler açılmış, oradan sürünerek içeri girdim. Her yeri otlar kaplamış. Ayyaşlar ve tinerciler burayı mesken tutmuş. Her yer şişe ve cam kırıklarıyla dolu. İstanbul'un merkezinde bu yer, ne yazık ki sahipsiz. Mithat Paşa ile Enver Paşa'nın mezarlarını ziyaret ettim, Talat Paşa'nın mezarını bulamadım. Buranın yetkilisi kimdir?..’’

O alan iki bölümden oluşuyor. İlki, 1908 yılında Meşrutiyet ilan edildikten sonra ve 1909 yılında 31 Mart mürteci ayaklanmasında şehit düşenlerin gömüldüğü anıtmezar. Kule şeklindeki kitabede çoğu asker 70 şehidin isimleri yazılı. İstanbul'daki bu ilk ulusal anıtımız 1911 yılında açılmıştı. Anıtın altında eskiden ziyaretçilerin girdiği geniş bir salon vardı. Şimdi orası da bakımsızlıktan harap.

İkinci bölümde, yani Hürriyet Tepesi'nde Hürriyet Abidesi var. Burada suikast sonucu öldürülen Sadrazam Mahmut Şevket Paşa ile yaverleri, Berlin'de Ermeniler tarafından şehit edilen Talat Paşa, Abdülhamit tarafından Taif zindanında boğdurulan Mithat Paşa, Ruslara karşı savaşırken şehit düşen Enver Paşa ile İttihat Terakki döneminin bazı önde gelen isimleri yatıyor.

Burası da tam bir pislik yuvası. Sahipsiz. Mezarların dibinde esrar, tiner ve içki álemleri yapılıyor. İçki şişeleri, şehitlerin mezarlarında kırılıyor.

Şimdi soruyorum: Bu rezaletin, bu aymazlığın sorumlusu kim? Kültür Bakanlığı mı, valilik mi, belediye mi? Kim, kim?

* * *

Bir de Ankara'dan örnek vereyim. Başkentin göbeği Kızılay'da Güvenpark ve onun içinde Güven Anıtı var. Atatürk'ün ünlü ‘‘TÜRK, ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN’’ sözü burada yazılı. Bu sözün yazıldığı bronz harfler oksitlenmiş.

Burası Ankara'nın cumhuriyet döneminde yapılan ilk parkı ve ilk anıtlarından biri. Burada cumhuriyeti simgeleyen bir de bronz anıt var. Anıt çürümüş, oksitlenmiş, rengi yeşile dönmüş. Üzerinde akıntı lekeleri.

Park alanı çöplüğe dönüşmüş. İçinde satış kulübeleri. Ağaçlar kesilmiş. O güzelim mermer havuzlardan biri boş, diğerinin içi çöplük.

Anıtın önünde işporta tezgáhları.

Bu pisliğin, bu rezilliğin sorumlusu kimdir? Kültür Bakanlığı mı, Ankara'nın protokol Valisi Yahya Bey mi, yoksa Melih mi?

Size İstanbul ve Ankara'dan iki somut rezillik örneği verdim. İnanmayan gidip gözleriyle görebilir.

Şehitlerimize, cumhuriyete saygımız işte bu kadar! Haydi diyelim ki Fazilet'li belediyelerden ancak bu beklenir, ya diğer kurumlara ne demeli?

VE KÜLTÜR BAKANLIĞI

Söz geçmişe saygısızlıktan açılmışken, iki örnek de Kültür Bakanlığı'ndan vereyim.

Eski camilerde namaz saatlerinin belirlendiği ek binalar vardı ve bunlara ‘‘muvakkıthane’’ denirdi. Bunlar İslam dünyasında sadece Türkler tarafından yapıldı.

İstanbul'da Teşvikiye Camii muvakkıthanesi 1800'lü yıllarda yapıldı. Vakıf mülküdür. Burası bir ara börekçi, sonra işkembeci oldu. Geçen yıl Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın, bir dondurma firmasının temsilcisi olan oğlu Murat Talay'a kiraya verildi. Murat Bey muvakkıthanenin 200 yıllık arka duvarını yıktı, yeri genişletip camekanlı dondurma salonu yaptı.

Vakıflar, Murat Bey'i Kültür Bakanlığı'na bağlı olan, üyeleri Bakan tarafından atanan 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'na şikáyet etti. Kurulun tespit yapıp Talay'ı savcılığa sevk etmesi gerekirdi; çünkü Teşvikiye Camii ve müştemilatı birinci derecede tarihi eser idi. Yasa uyarınca, buralarda tahribat yapanlar Ağır Ceza'da yargılanırdı.

Fakat kurul eşi görülmemiş bir karar aldı. 3. Selim tarafından yaptırılan muvakkıthane binasını (2'ye karşı 5 oyla) birinci derece'den çıkarıp ikinci derece tarihi eser yaptı ve Murat Talay'ı yargılanmaktan kurtardı. (14 Mart 2001 tarih ve 12677 sayılı karar). İşin uzmanları şöyle diyor:

‘‘Bu karar çok tehlikeli bir yolda atılmış ilk adımdır. Örnek oluşturursa, Türkiye'de bir tek otantik tarihi eser kalmaz. Kurul kararıyla hepsi konum değiştirir ve kolayca tahrip edilir. İşin acı tarafı, bu yolun Kültür Bakanı'nın oğlu için açılmış olmasıdır.’’

* * *

Kültür Bakanlığı'nın ilgi alanına giren ikinci bir konudan söz edeyim. Antalya'nın Phaselis ören yeri, 1. derece arkeolojik SİT alanı. Girişte yer alan danışma-tuvalet binasının üzerine kaçak kat çıkıldı, içi döşendi. Bu iş için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan izin alınmadı.

İnşaatın parası, antik su kemerlerinin onarımı parasından ödendi. Kuruldan izin alınmadan kaçak inşaat yapıldı. Dahası, bu durum Ankara'ya duyurulduğu halde, Kültür Bakanlığı'nda örtbas edildi. Dosyası elimde.

Sevgili okuyucularım, şu yazıda verdiğim birkaç örnek, cumhuriyete, şehitlerimize ve tarihimize elbirliği ile yapılan saygısızlığın göstergesi.

Biz bu durumlara düşmüşüz.

Neyse, önemli olan borsa düşmesin, döviz yükselmesin! Gerisi sorun değil!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI