Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Savunma hakkı

Emin ÇÖLAŞAN

Adalet Bakanlığı, cezaevlerindeki müvekkilleri ile görüşmek isteyen avukatlar için bazı kısıtlamalar getirdi. Eğri oturup doğru konuşalım. Sayıları çok az bile olsa, bazı avukatların -ne yazık ki- meslek ahlakını ve kurallarını çiğnedikleri, içeriye cep telefonu, kesici ve delici alet, örgüt belgeleri, şifreli mesajlar soktukları, cezaevi ile dışarısı arasında kuryelik yaptıkları, yani avukatlık mesleğinin dışına çıktıkları, artık bilinen bir gerçek.

Görüştüğüm avukatlar ve baro yetkilileri de bunu doğruluyor.

Savunma hakkı elbette kutsal. Ama bunu kötüye kullananlar için hiç mi önlem alınmayacak, hiç mi yaptırım olmayacak?

İş burada tıkanıyor. Örgüt kurmaktan bile yargılanıp ceza alan avukatlar var. Ama barolar, maalesef onlar hakkında gerekli işlemi yapmıyorlar.

Bu durumda Adalet Bakanlığı, cezaevine müvekkili ile görüşmek için gelen avukatların üstünün aranmasına karar veriyor.

Az sayıda kurunun yanında, çok sayıda yaş da yanıyor.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Eralp Özgen, bakanlığın bu uygulamasına karşı çıkıyor, protesto ediyor ve savunma hakkının kısıtlandığını vurguluyor.

Madalyonun bir yüzünden bakarsanız doğru olabilir. Ama madalyonun öbür yüzüne, bazı avukatların yaptığına bakınca da, karşımıza yüz kızartıcı, meslek ahlakını ve kurallarını ayaklar altına alan bir tablo çıkıyor.

Baroların, işin bu yönüne de eğilmesi gerekmez mi?

Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde, müvekkili ile görüşmek için cezaevine gelen avukata sonsuz özgürlük sağlanmıyor. Hem de oralardaki avukatlar, bizdeki bazıları gibi suçluların, suç ve terör örgütlerinin temsilcisi olarak çalışmadığı halde!

Adalet Bakanlığı tarafından dün yapılan yazılı açıklama çok çarpıcı:

‘‘Yargının bir parçası olarak görev yapan avukatlarımızın bir kısmı, sayıları az da olsa, maalesef avukatlık onuruyla bağdaşmayan hareketlerde bulunmakta, görevlerini kötüye kullanmakta, veya suç örgütleriyle işbirliğine girmektedir. 22 avukat hakkında cezaevlerine çeşitli suç aletleri veya cep telefonu sokmaktan soruşturma açılmıştır. Geçmişte bu tür fiilleri ve yasadışı örgüt üyeliği nedeniyle mahkûm olmuş avukatlar da vardır...’’

Barolar, böylelerini nasıl koruyup kolluyor? Olacak şey midir?

* * *

Gazeteci arkadaşım Övül Tezişler tam 24 yıldan beri İngiltere'de yaşıyor. TRT, Anadolu Ajansı ve çeşitli gazetelerin Londra'da temsilciliğini, muhabirliğini yapan Övül'den dün gelen faksı, hiçbir yorum yapmadan size aktarıyorum:

‘‘Türkiye'de avukatların, bundan böyle cezaevlerinde tutuklu veya hükümlü müvekkillerini ziyaretlerinde üzerlerinin aranması kararına Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sayın Eralp Özgen'in tepki göstermesine doğrusu anlam veremedim. Özgen, diğer ülkelerdeki benzer uygulamalardan habersiz olsa gerek.

Ülkemizde yol geçen hanına dönen cezaevlerindeki yürekler acısı güvenlik uygulamalarını göz önünde tutarak, İngiltere'den örnek vermek istiyorum.

Tüm modern cezaevleri kentlerin dışında, gözden ırak kırsal bölgelerde kuruludur. Cezaevindeki şahıs bir tutuklu ise yakınları bu kişiyi haftanın üç günü görebilirler. Eğer hükümlü ise ayda bir, koşullara göre bazen iki kez görüşme hakkına sahip olurlar.

Cezaevindeki bir kişi ile görüşmek isteyen yakını ya da avukatı, önceden cezaevi yönetimine mektup yazarak hangi gün görüşmeye geleceğini bildirir. Yani çat kapı ben geldim diyemezsiniz.

Cezaevindeki müvekkilini görmeye gelen avukat, önce cezaevinin dışındaki başvuru bölümüne gelir. Kimlik gösterilir ve üniformalı koruma memuru, avukatın adını önündeki listede bularak işaretler. Kişinin her iki elinin üzerine gözle görülmeyen fosforlu mürekkeple bir numarayı ıstampa aletiyle basar. Ardından yandaki bankoya geçilir. Buradaki görevli ise avukatın işaret parmağının izini elektronik bir aygıtla alır. Sonra, bankonun hemen sol üst köşesine takılı video kameraya bakmasını isteyerek kişinin göz görüntüsünü alır. Hem parmak izini hem bu görüntüyü bilgisayara yükler. Bu görüntü ve parmak izi bir ay süreyle saklı tutulur. Yine aynı görevli mor ötesi bu lamba ile ellerin üzerine basılan numarayı kontrol ederek, bu numaraya eş numara içeren bir marka verir. Bu işlemlerden sonra ziyaretçi veya avukat üzerinde bulunan cep telefonu, sigara, kibrit, çakmak, hüviyet, banka kartları, kağıt ve bozuk paralar, çiklet, sürücü ehliyeti, anahtar, ilaç, tarak, otobüs ve tren bilet veya pasoları, plastik muhafazalı tükenmez ve kurşun kalemler hariç metal muhafazalı kalemler gibi tüm kişisel eşyalarını hemen oradaki bir çelik dolaba koyup kilitler.

Bu bölümden sonra yüksek duvarlar ve tel örgülerle çevrili asıl cezaevi bölümüne geçilir. Bu binadaki ilk kontrol odasında görevli koruma memuru, elinizin üzerine basılmış numarayı yine mor ötesi lamba ile kontrol ettikten sonra başvuru bölümünde verilmiş markadaki numaralarla karşılaştırır. Videoya çekilmiş görüntünüz ile parmak izinize bakar. Bu kontrolden geçildikten sonra elektronik arama başlar. Burada havaalanlarındaki gibi elektronik dedektörün altından geçersiniz. Bir görevli, size verilen bir karış yükseklikte bir çeşit mini taburenin üzerine çıkmanızı ister ve elindeki portatif dedektörü vücudunuzun üzerinde gezdirdikten sonra eliyle fiziki arama yapar. Gerekirse ayakkabılar da çıkarılarak özel aramadan geçirilir. Gerektiğinde köpekler uyuşturucu aramasına katılır.

Son olarak üçüncü kontrol bölümüne geçilir. Bu bölümde de elinizin üzerindeki numara, parmak iziniz ve video görüntünüz bir kez daha kontrol edildikten sonra artık yakınınız veya müvekkilinizle görüşebilirsiniz.

Görüşmeler 3-4 kişilik yan yana sıralanan camlı odalarda, koruma memurlarının keskin bakışları altında yapılır.

Bu fevkalade sıkı denetimler, avukatlar için de aynen geçerlidir. Üstelik bu uygulama İngiltere'de yıllardır yapılır ama hiçbir baro başkanı veya avukat ortaya çıkıp ‘Savunma hakkı kısıtlanıyor' edebiyatı yapmaz.’’

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI