Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Sadece koltuk kavgası

Emin ÇÖLAŞAN

FAZİLET Partisi'nin kongresi bugün yapılacak ve partinin yeni yönetimi belli olacak. Burada çok önemli bir husus var. Bu partide ilk kez muhalif birileri ortaya çıktı ve seçime iki liste girecek.

Biri Recai beyamcanın listesi.

Diğeri Abdullah biraderimizin listesi.

Bunların arasında herhangi bir ilke, inanç, görüş farkı var mı?

Yok!

Olmaması bir yana, çok ilginç benzerlikler var.

Recai beyamcanın arkasında bir siyasi yasaklı var.

Necmettin hocaefendi.

Diğerinin arkasında bir başka siyasi yasaklı var.

Tayyip.

***

Yani aslında bugünkü kongrede herhangi bir ilke mücadelesi falan değil, resmen ve tamamen koltuk kavgası yapılacak.

Bir grubun adı gelenekçiler, öbürünün adı yenilikçiler.

Bunların yeniliğinin nereden geldiği bilinmiyor. Partiye veya Türkiye'ye bir yenilik falan da getirecekleri yok. Bu isim olsa olsa, koltuk kavgasına yeni girmiş olmalarından geliyordur.

Yani bunların hepsi aynı. Aralarında bir farklılık aramayın.

Bizde böyledir. Bütün kavga o genel başkanlık koltuğu için verilir. Bazı partilerin şaşmaz ve değişmez genel başkanları vardır. Bir kez oraya seçildiniz mi, il kongrelerini ve delegeleri öyle bir ayarlarsınız ki, sizi o makamdan ilahlar bile uzaklaştıramaz.

Eğer Refah mahkeme kararıyla kapatılmasaydı, Necmettin hocaefendi siyasi yasaklı olmasaydı, bugün Fazilet'in başında Recai beyamca değil, yine o olacaktı. Vekáletini beyamcama bıraktı.

(Valla belki inanmayacaksınız ama, ben beyamcamı çok seviyorum. Onu parti genel başkanı olarak değil, evinde pijamalarıyla oturan bir tonton olarak görüyorum. Genel başkanlıktan ve Necmettin hocaefendi tarafından yönetilmekten sıkıldığını da biliyorum.)

***

Ah sevgili okuyucularım ah!.. Şu Suudi Arabistan makamlarının ağzı dili olsa da, bir konuşsalar!

Şu Necmettin hocaefendiyi, Abdullah Gül'ü falan bize bir anlatsalar!

Kendilerini Suudi Arabistan'a davet ettirmek için neler yaptıklarını, ‘‘Bizi de davet edin, ailece sizin misafiriniz olarak gelelim’’ diye nasıl haberler yolladıklarını, oraya gidince neler olduğunu şöyle ilk ağızdan bir dinleme olanağı bulsak!

Sonra bizim hocaefendiyi Balgat'taki villasından bir konuştursak, Libya'da Kaddafi'den, hem de Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı sıfatıyla nasıl fırça yediğini anlattırsak!

Ah ah, neler var bunlarda ama anlatmazlar ki!

Abdullah biraderimiz ve ekibi, özel sohbetlerde hep Necmettin hocaefendiden yakınıyorlar. Ama gelin görün ki, bunu kamuoyu karşısında bir kez olsun dile getiremiyorlar... Çünkü ondan korkuyorlar.

Böyle siyaset olur mu?

Sen eğer mertsen, yüreğin yetiyorsa, özel sohbetlerde gazetecilere anlattığın konuları kamuoyu önünde açıkça söylersin, partili delegelere de anlatırsın ve kongrede o söylemlerin doğrultusunda oy istersin.

Hatta arkanda yasaklı Tayyip'in olduğunu, seçime onun adına emanetçi olarak girdiğini de hiç korkmadan söylersin.

Ya Recai beyamca?

‘‘Ben de Necmettin Bey'in emanetçisiyim. Direktifleri ondan alırım’’ diyebilir mi?

***

Bir parti düşünün ki, bütün sermayesi kurulduğu günden beri hep din sömürüsü olmuş. Son zamanlarda ‘‘demokrasi, insan hakları, özgürlükler’’ diye nutuk atmaya başlamış!

Bu son kavramlar, sadece onların işine geldiği sürece vardır. Hepsi de onları, kendi amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak görür. Bizim Tayyip değil miydi parlak günlerinde ‘‘Demokrasi bizim için amaç değil araçtır’’ diyen?.. Yani ‘‘Biz demokrasiyi kullanıp amacımıza ulaşmaya bakarız’’ demeye getiren?

Bu Abdullah Gül değil miydi yasak olduğunu bildiği halde karısını türbanıyla fakülteye götürüp kayıt yaptırmaya kalkışan, gitmeden önce medyaya haber veren ve işlem yapılmayınca fakülte kapılarında karısını da siyasete katıp atraksiyonlar yapan?

Bunlar siyasetteki amaçlarını bile söylemekten korkan kimseler. Nesi ‘‘yenilikçi’’ imiş bunların?

***

Bugün Fazilet kongresinde iki emanetçi ekip karşı karşıya gelecek. Aslında ikisinin de fazla bir sermayesi yok. Türkiye'ye ve kendi partilerine yeni bir şey katacak değiller. İkisi de koltuğun peşinde.

Hangisi kazanırsa kazansın, aynı din sömürüsü sürüp gidecek.

Burada gerçek şu: Bu parti kafasını değiştirmediği sürece, Türkiye'de bir daha iktidar veya iktidar ortağı olamayacak. Biz onların Tansu ablamla birlikte yarattıkları Refahyol kepazeliğini ve memleketi nereye sürüklediklerini henüz unutmadık.

Bugün Necmettin hocaefendi adına Recai beyamca, ya da Tayyip adına Abdullah biraderimiz kazanmış, hiç önemli değil. Sonuç sadece koltuğa kimin oturacağını belirler.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI