Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Olmadı, olmadı

Emin ÇÖLAŞAN

UĞUR Mumcu suikastını düzenleyen sanıkların yakalandığına ilişkin haberler kamuoyunda kuşku yaratmaya devam ediyor. Daha doğrusu, kuşkular giderek artıyor.

Bu konuyu basına sızdıranlar acaba heyecanlanıp biraz erken mi davranmış oldular?

Ben bu Türkiye'de olup biteni anlamıyorum. Gazeteci gözüyle bakıyorum, anlamıyorum. Vatandaş gözüyle bakıyorum, o zaman hiç anlamıyorum.

Yakışıksız işler oluyor.

DGM soruşturmanın selameti açısından yayın yasağı koyuyor.

Dün gazeteler ve televizyonlar yine çarşaf çarşaf haberlerle doluydu. Sanıkların Emniyet ifadeleri bile aynen veriliyordu.

Bu nasıl iştir arkadaş!

Devletin yargı organı yayın yasağı koyuyor, devletin Emniyet'i bu ifadeleri medyaya sızdırıyor.

İşin daha da tuhaf olan yanı, bu yayın yasağının konulması için DGM'ye başvuran ve bu istemde bulunan da, aynı Emniyet!

Bunlar ya birbirlerine düşman, ya da bizim aklımızın almadığı bir oyun oynanıyor.

***

Ecevit ve Tantan dün bir araya gelip bir basın toplantısı düzenliyor. Bir Başbakan ve İçişleri Bakanı, böylesine önemli bir suikast konusunda basının önüne çıkıyorsa, o basın toplantısının o dakikadan başlayarak olay yaratması gerekir...

Çünkü herkes onlardan çok önemli bir açıklama bekler.

Bizde ise dünkü yazımın başlığı gibi ‘‘dağ fare doğuruyor’’ ve her iki siyasetçimizden de önemli bir tek söz bile yok!

Ecevit, Tantan'a teşekkür falan ediyor. Sorulara yanıt vermiyorlar ve ayrıca ‘‘yayın yasağı olduğu için’’ daha fazla konuşmak istemediklerini belirtiyorlar!

Ey sayın yöneticilerim, ortada yayın yasağı mı kaldı?

Hangi yayın yasağı?

Her şey kevgir gibi delik deşik oldu.

Soruşturmayı yürüten Ankara DGM savcısı Hamza Keleş'in dün bazı gazetelerde yer alan sözleri de çok ilginç:

‘‘Olayla ilgili olarak basında yer alan haberlerin yüzde 80'i yalan ve yanlış. Medya olayı çok abartıyor.’’

Burada tekrar ve önemle vurguluyorum:

Bu yazdıklarım konusunda yanılmayı dilerim. Katiller inşallah yakalanmıştır ve ben mahcup olurum. Ama şu dakikaya kadar eldeki göstergeler, bu konuda her zaman olduğu gibi abartıya kaçtığımız doğrultusunda.

Eğer bu iş fos çıkarsa, eğer Uğur Mumcu'nun katilleri yakalanmadıysa, Ecevit ve Tantan ve ayrıca onların kişiliğinde hükümet ve emniyet zor durumda kalacaktır.

Ben bu gibi durumlarda güvenlik güçlerinin yıpranmasını önemserim. Onlar ki, son yıllarda nice inanılmaz olayın üzerine gittiler ve suçluları yakalamayı başardılar. Bu konuda yara almalarını gönlümüz hiç arzu etmez.

Bunların da iyice bilinmesinde yarar var.

BİR LİRANIN DEĞERİ

Ankara'da yaşayan bir tanıdığıma geçen yıl belediyeden zarf gelmişti. İçini açmış, bir borç bildirimi.

Oturduğu sokak altı yıl önce asfaltlanmış. Kendisinden asfalt katkı payı olarak 280 bin Törkiş lira isteniyor ve parayı yatırmadığı takdirde yasal işlem yapılacağı belirtiliyordu.

Zarfın üzerinde 400 bin Törkiş liralık pul vardı.

***

Dün bir arkadaşım ilginç bir makbuz gönderdi. 70188 sayılı mükellef olarak Çankaya Belediyesi'ne konut vergisi ödüyor.

1998 yılında beyannamesini vermiş ve belediye tarafından tahakkuk işlemi yapılmış.

Arkadaşım da bu tahakkuk uyarınca eğitime katkı payı dahil 6.831.348 lira tutan vergisi yatırmış.

Fakat yatırılan paranın 6.831.349 lira olması gerekiyormuş.

Şu veya bu nedenle kendisinden 1 lira eksik alınmış.

Arkadaşım birkaç gün önce 2000 yılı vergisini yatırmaya gidiyor. Makbuzlar elimde, iki yıl önce eksik yatırılan 1 lira için kendisinden gecikme zammı olarak tam 500.000 lira para alınıyor!

Bir ceza düşünün ki, iki yılda 500 bin kat!

Vallahi Avrupa duysa, bizi Avrupa Birliği'nin aday üyeliğinden bile kovalar!

Demek ki eksik yatırılan vergi örneğin 1 milyon lira olsaydı, ceza 5 trilyon olacaktı!

Elbette olmayacaktı ama kamu kuruluşlarında bu konuda biraz daha ciddiyet gerekmez mi?

Çankaya veya diğer belediyeler, acaba ‘‘1 lira eksik ödemişsin, 5 lira eksik ödemişsin’’ diye başkalarından da böyle cezalar alıp açıktan para mı kazanıyor?

Belki diyeceksiniz ki ‘‘Bu devirde 500 bin liranın ne değeri var, ödesin gitsin...’’

Doğrudur ama işin içine ciddiyetsizlik girmesin.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI