Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Meğer dahası varmış

Emin ÇÖLAŞAN

SEVGİLİ okuyucularım, geçtiğimiz pazar günkü yazımda ilginç bir olayı anlatmıştım. Ankara'daki ABD Büyükelçiliği'nin Anthony Pini ve Janet Necla Morgan isimli iki görevlisi, birkaç gün önce çıktıkları Karadeniz turunda tuhaf bir soruşturma yapmışlardı.

Yörede eğer varsa Rum asıllı nüfus, Hıristiyan mezarlıkları, kiliseler, geçmişte Hıristiyan olup sonra Müslümanlığı seçmiş aileler, Yunanistan'dan yöreye turist gelip gelmediği gibi konularda araştırma yapıyorlardı.

Türk milleti, geçmişte Karadeniz bölgemizde kurulması planlanan Pontus Rum Devleti konusunda çok sıkıntı çekmişti. Bu hayallere İstiklal Harbi döneminde kahraman Laz uşağı Topal Osman son vermiş, dağlardaki Rum çetelerini tek tek temizlemişti.

Bunlar geçmişte kalan olaylardır. Biz unutmak istiyoruz. Ancak birilerinin ve Ankara'daki bazı ABD'li diplomatların bu gibi olayları kaşımaya çalışması yakışıksız oluyor, tepki yaratıyor.

O yazıyı yazdım ve pazar gününden bugüne kadar ABD Büyükelçiliği'nden ses çıkmadı. Herhangi bir açıklama, yalanlama gelmedi. Demek ki onlar da Ankara havasını soluya soluya bize benzemişler!

* * *

Üniversite emekli öğretim görevlisi Murat Cihan'dan dün aldığım faks şöyle:

‘‘24 Eylül tarihli yazınızda bahsettiğiniz olay tamamen doğru, fakat biraz eksik. Şöyle ki: Ben kendilerini o gezide tesadüfen tanıdım. Anthony isimli şahsın yanında ikisi bayan üç kişi vardı. Yani toplam dört kişi. Trabzon'un Beşikdüzü ilçesinden İskenderli beldesine gitmek için yola çıkmışlar. Ben Zemberek köyünde fındık bahçemde yol kenarında fındık topluyordum. Geldikleri modern jeep dikkatimi çekti.

Hoşbeş sırasında kendilerine taze fındık ikram ettim. Eğitimci olduğumu öğrenince arabadaki erkek ‘‘Ben de eğitimciyim. Erzurum Üniversitesi'nde araştırma görevlisiyim’’ dedi. 30-35 yaşlarında, adı Kemal'miş. Doğru olup olmadığını bilemem. Soyadını da söyledi ama unuttum. İskenderli'ye kaç kilometre olduğunu sordular. Çevre köylerdeki okuma yazma yüzdesini, yüksek tahsil oranını sordular. Misafirperverlik anlayışıyla bildiğim kadarını anlattım. Not alıyorlardı.

İskenderli'ye gidişlerinin nedeni, eski Rum köylerinin sosyal ve ekonomik durumunu öğrenmekmiş. Orada yaşlıların halen Rumca konuşup konuşmadığını, köylerde kilise olup olmadığını sordular. Köylerde yaşlıların Rumca, gençlerin Türkçe konuştuğunu, ama gençlerin çoğunun da Rumca bildiğini anlattım. Rumca bilme nedeni, 1916 yılında Yunanistan'dan o bölgeye göç etmiş olmalarıdır. Fakat aralarında Hıristiyan yoktur. Tam tersine, son derece inançlı insanlardır.

Benim söylediklerimi birbirlerine Rumca tekrarladılar. Ben de biraz Rumca bildiğim için anlıyordum. İki bayan ile üniversite araştırma görevlisinin Rumca bilmelerine hayret ettim. Anthony bilmiyordu.

İskenderli beldesinde hangi köylerde kimlerle ne konuştuklarını bilmiyorum. Ne zaman geri döndüklerini de bilmiyorum ancak aynı yoldan dönmediklerini tahmin ediyorum.

Özellikle son yıllarda Karadeniz bölgemizde bazı oyunlar tezgáhlandığı kanısındayım. Devletin çay ve fındıktan elini çekmesi sonrasında ekonomik ve sosyal dengeler bozuldu ve bu durum bazılarının iştahını kabarttı. Bu konuda gösterdiğiniz hassasiyet için size teşekkür ederim.’’

* * *

Murat Cihan bana telefon numarasını da iletmiş. Faksı alınca kendisini aradım. Bu olayı ismini kullanarak yazmamda bir sakınca olup olmadığını sordum.

‘‘Ben yazdığımın altına imzamı atmışım. İsmimi kullanabilirsiniz’’ dedi.

Ankara'daki ABD Büyükelçiliği ile diğer diplomatik misyonlar, Anadolu'ya sevk ettikleri görevliler konusunda biraz daha dikkatli olmak zorundalar. Kapanmış yaraları kaşımakla, hele Türkiye'ye saygısızlık etmekle kimse bir şey kazanmaz.

BİR ANLAŞMANIN PERDE ARKASI

Ankara'da İ. Melih'e bağlı EGO, doğalgaz parasını halktan peşin alıyor. Ancak doğalgazı satın aldığı BOTAŞ'a anapara olarak 127 milyon dolar, faiziyle birlikte 157 milyon dolar borç takıyor. EGO'ya haciz geliyor. Bunun üzerine EGO, çalışanlara maaş ödemeyeceğini açıklıyor. Çalışanlar haklı olarak ayaklanıyor.

Ankara'da bir komedi sürüp gidiyor.

Show TV Ankara Bürosu, bizim İ. Melih'le BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım'ı haberlere çıkarıp bu olup biteni halka duyurmak istiyor. Gökhan Yardım kabul ediyor. Ancak herkese ‘‘Erkeksen ekrana çıkalım’’ türünden çağrılar yapan İ. Melih korkuyor, kabul etmiyor... Çünkü çıksa, milyonların önünde fena harcanacak. Bu durumda Yardım tek başına çıkmayı kabul ediyor.

Geçtiğimiz cuma günü saat 17 dolayları. Gökhan Yardım Show TV'ye geliyor. Kendisiyle yapılacak söyleşi banda alınacak. Herhalde rezaleti anlatacak ve haber saatinde yayınlanacak. Fakat İ. Melih onun ekrana çıkacağını öğreniyor. Tam binaya gireceği sırada Yardım'ın cep telefonu çalıyor. Arayan bizim İ. Melih! Yarım saate yakın dil döküyor.

‘‘Lütfen ekrana çıkma. Ben sana geleyim. anlaşalım’’ diyor. BOTAŞ Genel Müdürü geri dönüyor.

Ankara'da belediyenin kemiksiz 127 milyon dolar borcu, İ. Melih'in korkması sayesinde imza altına alınıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti işte böyle yönetiliyor.

Hiç kimsenin umurunda bile değil.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI