Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Köprü rezaleti

Emin ÇÖLAŞAN

Çiğdem Toker'in bugünkü Hürriyet'in İstanbul ekinde yer alan haberi, Türkiye'deki laçkalıklardan birini gözler önüne seriyor. Böyle bir rezalet, böyle bir ciddiyetsizlik, kepazelik ya da komedi, dünyanın hiçbir yerinde olamaz.

İstanbul'daki eski Galata Köprüsü günün birinde yıktırıldı ve yenisi yapıldı. Bunun karşılığında bir yabancı konsorsiyuma yüz milyonlarca mark para ödendi. Köprünün yapımı yılan hikáyesine döndü. Sonuçta iş bitti ve yeni Galata Köprüsü trafiğe açıldı.

Fakat gelin görün ki, bu kez de köprünün kapakları açılmıyor. Çiğdem'in yazdığına göre, kapakların açılması için önce bakım ve onarım, bu iş için ise 30 milyon mark gerekiyor.

Firma bu parayı istiyor, bizimkiler vermiyor!

Parayı kimin vereceği, köprünün kimin malı olduğu da belli değil!

Hadise mahkemelik olmuş. Köprünün şu andaki sorumlusu Bayındırlık Bakanlığı mı, yoksa İstanbul Belediyesi mi, bilinmiyor. Dolayısıyla bu parayı kimin vereceği ya da vermeyeceği, o da bilinmiyor.

*Ê*Ê*

Fakat esas rezalet bu aşamada başlıyor. Bundan yaklaşık bir ay önce Haliç'te kendi gözlerimle gördüğüm bir manzarayı size anlatayım. Haliç tersanelerinde çeşitli gemiler var. Bunların bir bölümü onarım görmüş, bir bölümü orada yapılmış ve bitmiş.

Fakat köprü açılmadığı için bu gemileri dışarı çıkarmak mümkün olmuyor.

Dahası, içeride sıkışıp kalmış savaş gemilerimiz var.

Böyle rezalet olur mu? Yarın bir savaş çıksa, köprü açılmadığı için savaş gemileri Haliç'te esir!

Aynen Abdülhamit tarafından Haliç'e çekilen, 30 yıl kullanılmayıp çürütülen Osmanlı donanması gibi.

Valla böyle bir rezalet dünyanın hiçbir yerinde olmaz.

Yok mu bu işlerin bir sorumlusu bu memlekette? Yıllardan beri milyonlarca insanın ve devletin gözleri önünde bir rezillik sergileniyor. Yok mu buna çözüm bulacak birileri?

AKAY KAVŞAĞI REZALETİ

Sevgili okuyucularım, geçtiğimiz cumartesi günkü yazımda, bizim İ. Melih'e bazı sorular sordum ve yanıt gelmeyeceğini de peşinen belirttim.

Ankara'nın göbeğinde, Meclis'in tam karşısında bir altgeçit yapılıyor. Trafik perişan, Ankara perişan. Bir yılı geçti, inşaat bir türlü bitmiyor. Yapılıyor, yeniden yıkılıyor.

Ahali tepkisiz, devlet tepkisiz.

Soru soruyoruz, yanıt yok. Ankara halkının parasının hesabı, halktan gizleniyor. İşte sorular:

‘‘Bu iş ne zaman bitecek? İhaleye kaç firma girdi, kim hangi fiyatları verdi, kaç firma hangi fiyatlarla aldı? Bunlara bugüne kadar kaç milyon dolar ödendi? Bundan sonra kaç milyon dolar ödenecek ve toplam maliyet ne olacak? Uçan kuşa borcu olan ve sadece Ceylan İnşaat'a 4 trilyon borç takan belediye, bu firmalara parasını nasıl ödüyor? Başkalarının hakkı onlara mı veriliyor? Yoksa onlar da Kızılay menfaatine (!) mi çalışıyor?

Soru soruyoruz, kimseden tık yok! Sorduğumuz sorular halkın ve devletin parasıyla ilgili. İ. Melih ses vermiyor, devlet ses vermiyor, ahali tepkisiz.

Peki bizim Ankara milletvekilleri ne yapıyor?

İyiler, iyiler! Herkes çok iyi. Yirminci yüzyılın son altı ayında, toplam iki kilometrelik altgeçit için bu memleketin milyonlarca doları bir yıldan fazla bir zamandır ödeniyor ama herkesin keyfi gıcır!

Kamu kaynakları tümüyle kurumuş, memlekette ekonomik çöküş varmış. Olmazsa şaşarım. Siz milletin parasını böylesine sorumsuzca harcatırsanız, işin hesabını sormazsanız, olacağı elbette budur.

Bugün size iki güncel örnek verdim. Galata Köprüsü ve Akay kavşağı.

Kimin umurunda kamunun parası! Kimin umurunda ciddiyet!

AFERİN OĞLUM AHMET!

Şarkıcı Ahmet Kaya, geçtiğimiz günlerde Almanya turu atmış ve çeşitli konserler vermiş. Bu konserlerin ilanını, PKK'nın Almanya'da yayınlanan gazetesinde zaten görüyorduk.

Ahmet kürsüye çıkmış ve hızını alamayıp nutuk atmaya başlamış:

‘‘Türkiye'deki şerefsizler’’...

Kastettiği, Türkiye'de PKK terörüne karşı çıkanlar.

Bunlar böyledir. Memleketin ekmeğini yerler, sonra gidip ihanet ederler. Ama kabahat onlarda değil, onları ‘‘adam eden’’ bizim medyamızda. Özel televizyon kanallarımızda, yazılı basınımızda.

Bakmayın şimdi bu Ahmet'e gösterilen tepkiye. Hiç kuşkum yok, adamın kasetleri radyolarda bunlar sonra da çalınacak! Medyamız kendisiyle söyleşiler yapacak, özel televizyon kanallarında klipleri gösterilecek, resimleri basılacak, görüntüleri ekranlardan yansıtılacak.

Bu gibileri biz kendi ellerimizle yaratıyoruz. Bizim sorumsuz medyamız yaratıyor. Halkımız da bu ucuz arabesk takımını bir şey zannetmeye başlıyor.

Şimdi ben burada medyamıza bir çağrıda bulunsam ve ‘‘Türkiye'ye en ağır hakaretleri yapan bu adamı haydi sıkıysa boykot edin ve gerek ekranlarınızda, gerekse sayfalarınızda yer vermeyin’’ desem, bir yararı olur mu?

Gülerler bana, gülerler! Yakında Ahmet Kaya'lı günlerde yeniden buluşacağımızı öyle iyi biliyorum ki!

Bu adama birkaç ay önce bir basın derneği ödül bile vermemiş miydi!

Toplumdaki yozlaşma, medyadaki sorumsuzluk bizi işte buralara getirdi.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI