Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: İşte size Avrupa

Emin ÇÖLAŞAN

PKK terörünü bazı Avrupa ülkelerinin beslediğini ve bu ülkelerin aslında bizim ‘‘müttefikimiz’’ olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Bunlarla ilişkilerimizi belki yeniden gözden geçirmek, belki de onların karşısında eğilip bükülmeye devam etmemiz gerekir. Ne yapmak gerektiğini Türkiye'de acaba kim, hangi yetkili makam biliyor?

PKK'nın yayın organı olan gazete Almanya'da yayınlanır. Bu gazetede her gün Türkiye Cumhuriyeti'ne dümdüz hakaret edilir, iftira yağdırılır ve daha da önemlisi terör şakşakçılığı yapılır. Türkiye'de yaratılan terör olayları bire bin katılarak ve inanılmaz abartılarla anlatılır.

Alman makamları bu kepazeliği görmez mi? Görürler ama ses çıkaramazlar... Çünkü aynı terör pisliğinin kendi ülkelerine de sıçramasından korkarlar.

İtalya ise bir başka álemdir. Onu burada yazmaya gerek bile görmüyorum. Yirminci yüzyılın son iğrençliği İtalya'da, dünyanın gözleri önünde yaşanmakta ve bu ülke teröre açıkça sahip çıkmaktadır. Apo'yu neredeyse çizmenin ulusal kahramanı ilan edecektir.

Belçika ve İngiltere, PKK'nın televizyon yayınlarını örgütleyen ülkelerdir. Şu anda CTV adıyla yayın yapmakta olan terör kanalının stüdyoları Belçika'da olup, yayın İngiltere üzerinden yapılmaktadır.

Bu nasıl bir Türkiye düşmanlığıdır?

***

PKK'nın Almanya'da özgürce yayınlanan gazetesinde Türkiye'ye ve Türkler'e her gün hakaretler yağdırılıyor. Terör alkışlanıyor. Alman makamları uyuyor mu?

İşte bu gazetenin dün baktığım 9 Temmuz 1999 tarihli nüshasından bir köşe yazısı alıntısı... Yazar bozuntusu, kendilerine karşıt olan bazı gazetecilerden söz ediyor:

‘‘Falanca filanca asker gazeteciler, bu sorunun sürmesinden yana. Sürecek Türk-Kürt savaşı onlara çıkar sağlıyor. Askerin arkasından iz süren bu köpek karakterli mahluklar kesinlikle barışın önünde engeldir...’’

Sonra devam ediyor:

‘‘Hesap soracağız, Böyleleri tez elden zindanı boylayacak. (Bir gazeteci arkadaşımızın karısının ismini vererek) O zaman (karısı) ortada kalacak ve belki de Hafta Sonu Dergisi'ne soyunup Kürtler'i eğlendirecek.’’

Bu aşağılık yaratıkların üslubuna bakın, terbiyesizliğine bakın...

Ve bütün bunların Almanya'da, Alman devletinin koruması altında gerçekleştiğini bir kez daha düşünün.

***

Piyasaya ‘‘Kürt milliyetçisi’’ diye çıkmışlar, hemen hiçbiri Kürtçe bilmez. Gazeteleri Türkçe çıkar, aralarında Türkçe konuşurlar, televizyonlarında yayınların çoğu Türkçe'dir.

Oturmuşlar Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda, İsveç, İsviçre gibi bazı Avrupa ülkelerinin kucağına, onların emir kulu olmuşlar ve Kürtçülük oyunu oynarlar.

Kendileri Avrupa'da krallar gibi yaşarken, o davetten bu davete koşarken, beş yıldızlı otellerde ağırlanırken, dağlara sürdükleri insanların cesetleri üzerinden Kürtçülük ticareti yaparlar.

***

Yüzyılın en büyük teröristlerinden biri, İtalya'da villalarda ağırlandı. Yunanistan ona kucak açtı. Enselendiği zaman Yunanistan'ın Kenya Büyükelçiliği binasında kalıyordu.

Uçağa atıldığında üzerinden Kıbrıs Rum Kesimi tarafından verilmiş bir pasaport çıktı.

Peki biz sorduk mu bunların hesabını?

Avrupa sordu mu?

Nerede o Avrupa Birliği, nerede Avrupa Parlamentosu, nerede diğer ilgili kuruluşlar? Niçin sorulmadı bu hesaplar?

Ne işi vardı Apo'nun Afrika'da bir Yunan büyükelçiliğinde?

Ne işi vardı Kıbrıs Rum Kesimi pasaportunun Apo'nun cebinde?

Tekrar soruyorum: Allah korusun, Türkiye bir teröriste kendi topraklarını, bir başka ülkede büyükelçiliğini açsaydı, o herifin cebinden Türk pasaportu çıksaydı, bu Avrupa kıyameti koparmaz mıydı?

Bu nasıl çifte standarttır? Bu nasıl Türkiye düşmanlığıdır? Nedendir?

***

Almanya Dışişleri Bakanı Fischer, 21 Temmuz günü Ankara'ya gelecekmiş. Hoş geldi sefalar getirdi. Ne konuşacağız biz bu şahısla?

Yağ mı çekeceğiz, yoksa yaptıklarını yüzlerine vuracak mıyız? Vursak ne olur? Adamlar bizim hatırımıza devlet siyasetlerini değiştirecek değil ya! Sadece ‘‘devlet’’ değil, ‘‘Avrupa siyaseti’’ bu.

Adamlar Türkiye'yi düşman bellemiş, ellerindeki Avrupa Birliği masalıyla bizi oynatıp duruyorlar.

‘‘Sizi de üye yaparız, yeter ki sabırlı olun, demokratik olun, insan haklarına saygı gösterin, şu Kürt işini bir çözün. Gerekirse toprak verin...’’

Hay hay, emriniz olur! Tam 30 bin Anadolu insanı canından olmuş, Avrupa'daki heriflerin ise tuzu kuru.

Dün gazetelerde okudum. En doğru sözü, görevi birkaç gün önce sona eren Avrupa Birliği Dışişleri Komitesi Başkanı Tom Spencer söylemiş:

‘‘Türkler'e karşı hiç dürüst davranmadık. 30 yıldan beri onları oyalıyoruz. Avrupa Birliği, Türkiye'yi üye yapma konusunda hiç niyetli değil.’’

Günaydın canım! Görelim artık şu gerçekleri de, ne yapacaksak ona göre yapalım. Orada burada ‘‘Avrupa Birliği’’ lafları edip milletimizin sinirini daha fazla bozmayalım. Ne gerekiyorsa onu yapalım.

Ulusal onurumuzu paspas gibi çiğnetiyoruz. Yerin dibine batsın şu Avrupa Birliği denilen nesne. Ne yapacaksak kendimiz için yapalım.

Ne büyük adammışsın sen ey Mustafa Kemal Atatürk.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI