Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Haydi, koşalım AB'ye!

Emin ÇÖLAŞAN

TÜRKİYE'de bazı ‘‘iyi niyetlilerin’’ yüreği Avrupa Birliği sevdasıyla yanıp tutuşuyordu. Şimdi acı gerçekleri onlar da gördü. Onurumuzla nasıl oynandığını anladılar.

İyi niyetliler dışında, AB üyeliği için yanıp tutuşan iki kesim var.

1- Şeriatçılar. Türkiye'de laik rejimi yıkarak yerine din devleti kurmak isteyenler. Din tüccarları.

Bunlar kendilerine ihsan edilecek ‘‘düzen değiştirme’’ yolunun AB ilkelerinden geçtiğini düşünüyor. ‘‘Önce biz palazlanalım, önümüzdeki yasakları demokrasi ve ifade özgürlüğü numarasıyla kaldırtalım, sonrası Allah kerim’’ diyorlar. Bunlar, yıllar önce beğenmediklerine ‘‘Sizi gidi batı kulüpçüleri sizi’’ diyenler!

2- Kürtçülük tüccarları.

Bunların da amacı aynı. Ama bunlar Avrupa rüzgárından, şeriatçılara göre daha çok yararlanıyor. Avrupa'nın rüzgárı bunların yelkenini iyi şişiriyor, bunlara gaz veriyor. Merkez üsleri Avrupa ülkelerinde.

3- AB'nin Türkiye'yi bir gün tam üye yapacağını zanneden saf vatandaşlar! Buna bizim hükümet ve bazı siyasetçiler dahil. Fakat son gelişmeler sonrasında Avrupa'nın kalleşliğini anlamaya başladılar.

***

Ben bunların hiçbirini önemsemiyorum. Benim önemsediğim, adına Avrupa Birliği denilen bu tuzu kuru kesimin, Türkiye'ye karşı bugüne kadar oynadığı ve bundan sonra oynayacağı oyunlar.

Bunlar ülkemizde Kürtçülük olayını hortlatmanın peşinde. Haydi, şimdi bir tek Türk yetkili çıksın ortaya ve desin ki ‘‘Hayır arkadaş, sen yanlış düşünüyorsun. Adamların böyle bir niyeti yok’’... Diyemez.

Bunlar için varsa Kürtçülük, yoksa Kürtçülük.

Bu ülkede bugüne kadar Türk-Kürt ayrımını hiç kimse yapmadı. Kimse kimseye bu açıdan yan gözle bakmadı. Bunu yapmaya kalkışan terör örgütü hüsrana uğradı. Başındaki adam İmralı'da muhallebi gibi çözüldü.

Bunların bütün amacı Türkiye'de Türk-Kürt kavgası çıkarmaktı ve başaramadılar. Ama yakın tarihimizden ve somut belgelerle biliyoruz ki, bazı Avrupa ülkeleri bu Kürtçülük olayını hep kaşıdılar.

Bugün de aynı şeyi yapıyorlar.

Sadece Kürtçülüğü değil, Alevi-Sünni olayını kaşıyan onlar. Sağ-sol çatışmalarını, terörü besleyen örgütlenmeleri, PKK'yı hep onlar destekledi.

Yakın geçmişin Ermeni terör örgütü ASALA'nın arkasında yine onlar vardı.

Ama kabahat bizdeydi. Öylesine aymaz, vurdumduymaz ve umursamazdık ki! Bir de ekonomik güçsüzlüğümüzden yararlandılar.

Biz Osmanlı döneminden beri böyleyiz ve bu oyunlar bizim üzerimizde taaa Osmanlı'dan beri oynanıyor.

***

Avrupa Parlamentosu, Türkiye'ye yardımları belli koşullara bağladı. Bunlardan biri ‘‘Kürt halkına yönelik ayrımcılığın kaldırılması ve Kürt sorununun çözüme bağlanması’’ olarak belirlendi.

Sonra yine AB tarafından başka istekler geldi:

1- Kürt sorununun çözümlenmesi.

2- Kıbrıs ve Ege sorununun çözümü.

3- Ordunun siyasi kararlardaki ağırlığının azaltılması.

Bu AB'nin iki temel özelliği var.

1- Bunların tuzu kuru. PKK terörünü yaşamamışlar. İçlerinde İran, Irak, Suriye gibi terör ihracatçısı ülkelerle sınır komşusu olan yok.

2- Türkiye'yi tanımıyorlar. Bizim canımız ciğerimiz olan Kürt kökenli insanlarımızı ‘‘Azınlık’’ görmeye ve göstermeye çalışıyorlar. Avrupa'da çöreklenmiş PKK yandaşlarının gazına geliyorlar.

***

Bugüne kadar karşımıza hep aynı sakızlarla çıktılar. Bir gün olsun kendilerinden bir iyi niyet gösterisi görmedik.

Bizim koşullarımızın, coğrafyamızın, her şeyimizin kendilerinden çok farklı olduğunu görmek istemediler. Bizim iyi niyetli AB yandaşları da bu tuzağın üzerine balıklama atladılar.

Burada çok iddialı söylüyorum:

Avrupa Birliği bizim üzerimizde çok büyük oyunlar oynayacak. Türkiye'yi kucağa bir güzel oturtacak, onursuz ödünler verdirecek ama asla üye olarak kabul etmeyecek. İstedikçe isteyecek. 5 vereceğiz, 10 isteyecek. 50 vereceğiz, 500 isteyecek. Bunun sonu gelmeyecek.

Kürtçülükte, Kıbrıs'ta, Ege'de istedikçe isteyecek.

Oysa bizim tarihten gelen deneyimlerimiz var. Avrupa'nın ne olduğunu en iyi bilen biziz.

Hem Osmanlı, hem de Türkiye Cumhuriyeti.

Şuna inanıyorum: Sultan Abdülhamit, Sultan Reşat ve hatta Vahdettin bugün mümkün olsa da konuşabilselerdi ‘‘Aman evlatlarım dikkatli olun. Bunlara sakın güvenmeyin. Avrupa'ya elini veren kolunu alamaz’’ derlerdi.

Enver Paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa, Mustafa Kemal Atatürk, hepsi aynı şeyi söylerdi...

Çünkü onlar feleğin çemberinden geçmiş insanlardı. Neyin ne olduğunu iyi bilirlerdi. Avrupa'nın oyunlarını ister istemez öğrenmişlerdi.

Avrupa değişti mi? Hayır, tamamen aynı. Tarihten, taaa 1400'lü yıllardan gelen ‘‘Türk ve Türkiye düşmanlığı’’ aynen devam ediyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI