Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Hak etmişti

Emin ÇÖLAŞAN

Bundan birkaç gün önce bazı gazetelerde çok küçük bir haber yayınlandı. Kamuoyunun, hatta medyanın bile dikkatinden kaçan haber şöyleydi:

‘‘Basın Kartları Komisyonu, Ender Coşkun'un sürekli basın kartını, meslek onurunu zedeleyen işler yaptığı gerekçesiyle ve oybirliği ile iptal etti.’’

Bu komisyon gazetecilerden ve ilgili devlet görevlilerinden oluşur. Sürekli basın kartı, sarı basın kartını 20 yıl hiç ara vermeden taşıyan kişilere yine bu komisyonun incelemeleri sonrasında verilir.

Ender Coşkun isimli ‘‘gazeteci’’ acaba ne yapmıştı da sürekli basın kartı iptal edilmişti? Böyle bir uygulama daha önce hiç olmamıştı.

Bu adamın ismi, geçmişte pek çok pis olaya karışmıştı. Gazetecilik unvanını kullanarak patronları ve kendi adına tetikçilik yapan, şantaj yapan bir kimse olarak bilinirdi. Doğrusunu isterseniz, ben bu arkadaşın marifetlerini iki yıl öncesine kadar hiç duymamıştım.

Son zamanlarda ismi basına sık sık yansıdı.

Flash TV'de program yaparken birilerine şantaj yapıp rüşvet almış, yapılan ihbar sonucu gözaltına alınmıştı.

Bugüne kadar çalıştığı bütün basın kuruluşlarından kovulmuş biriydi. Herhangi bir yerde tutunması mümkün olmamıştı. Ama yine de, hakkındaki bütün gerçekler bilindiği halde, bir yerlerde iş bulur ve özellikle televizyonlarda program yaptırılırdı!

Boş kaldığında kendisi de yerel gazeteler çıkarır ve şantajcılığa bu yöntemle devam ederdi.

Polis bir gün bu adama suçüstü yaptı. Birilerine yine şantaj yapmaya kalkışmış, karşılığında 250 milyon alıyordu. Paraların numaraları saptandı ve yakalandı. Birkaç gün sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

***

Bursa Gazeteciler Cemiyeti, 18 Mart 1999 günü yayınladığı bir bildiri ile bu şahsı kınadı... Çünkü Flash TV'deki programında, Bursa'nın saygın kimselerine inanılmaz hakaretler yağdırıyordu. Bu kanalın merkezi de Bursa'da idi. Acaba patronun bazı çıkar hesapları mı vardı!

Aynı şahıs İzmir Gazeteciler Cemiyeti üyesi idi. Cemiyet, gazetecilik ahlakı ile bağdaşmayan işler yaptığı gerekçesiyle bu adamı üyelikten çıkardı. Çıkarma kararı bir türlü tebliğ edilemedi çünkü adresi belli değildi! Sonuçta bu karar, cemiyetin bütün üyelerine bir yazıyla duyuruldu.

Son olarak da Basın Kartı Komisyonu, bu marifetli vatandaşın basın kartını iptal etti.

***

Ender Coşkun bana da inanılmaz bir olay yaşatmıştı. Onu şimdi anlatayım ki, bir gazetecinin nasıl kazık yediğini, nasıl oyuna getirildiğini görün.

1997 yılı eylül ayında bir gece, karımla birlikte arkadaşımız Murat Karayalçın'ın evinden çıktık. İ. Melih'in adamları ve özel kameramanı Eray Koç önümüzü kestiler. Olay medyaya yansıdı ve kamuoyunda büyük tepki yarattı.

Tam o günlerde, bir sabah Ender Coşkun beni aradı. O sırada Kanal-6'da çalışıyordu:

-‘‘Abi, bu akşam haberlerde canlı yayın yapalım, sizi televizyona çıkaralım...’’

Kabul etmedim. Ama yalvarıyordu:

‘‘Ekmek param abiii... Hiç değilse bana şu olayın ne olduğunu, nasıl olduğunu özel olarak anlat...’’

Telefonda ona olayın gelişmesini, nasıl taciz edildiğimizi içtenlikle anlattım. İki gazeteci olarak konuşuyorduk, benden olayı ‘‘özel olarak’’ anlatmamı istemişti. Aramızda yaklaşık on dakikalık bir telefon konuşması oldu.

Doğal olarak rahat, içimden geldiği gibi konuşmuştum.

Meğer benden habersiz, konuşmamızı teybe alıyormuş.

O akşam haber bülteninde, benim kendisiyle sabah yaptığım konuşmayı, sanki canlı yayında konuşuyormuşum gibi banttan yayınladı. Telefonda söylemiş olduğum bazı sözler, doğal olarak İ. Melih'e hakaret içeriyordu.

Özel olarak anlattığım şeyleri ekranda duyunca çıldırdım... Ve canlı yayına bağlanmak zorunda kaldım. Yaptığını canlı yayında kınadım.

***

Ertesi gün bu adamı aradım ve yaptığının çok çirkin, ahlak ölçülerine sığmayan bir davranış olduğunu söyledim. Gülüyordu!

‘‘Aldırma abim, hepimiz gazeteciyiz. Olur böyle vakalar’’ dedi. Aradan bir süre geçti, Kanal-6'da yayınlanan o sözlerim nedeniyle İ. Melih beni mahkemeye verdi.

Ender Coşkun'u yine aradım ve rica ettim:

‘‘Bak arkadaş, bana yazılı bir belge gönder. O sözlerimin yayında kullanılmak için değil, seninle yaptığımız özel konuşmada söylendiğini belirten birkaç satır yaz da, mahkemeye delil olarak verelim ve durumu kurtaralım...’’

Umursamadı bile. Sonraki aramalarımda telefona çıkmadı. Ortalıktan kaybolmuştu...

Ve Ender Coşkun'dan yediğim kazık yüzünden İ. Melih'e tazminat ödemek zorunda kaldım.

Bir oyuna kurban gitmiştim. 15 dakikalık bir haber uğruna beni satmıştı. Onun gerçek kişiliğini bu olaydan sonra öğrenme fırsatını buldum.

Basın Kartı Komisyonu, işte bu adamın basın kartını iptal etmiş. Çok sevindim. Mesleğimizin onurunu koruma adına atılmış çok olumlu bir adımdır. Ama unutmayalım, bizim meslekte bir adet değil, irili ufaklı daha nice Ender Coşkun'lar var.

İş bitiriciler, ihale takipçisi liboşlar, hacıyatmazlar, devleti dolandırmaktan hüküm giyenler, avantacılar ve neler neler!..

Ah, bir de onları temizleyebilsek!



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI