Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Güle güle Baba

Emin ÇÖLAŞAN

Daha önce de yazmıştım, Baba'yı yıllar önce hiç sevmezdim. Sevmemek bir yana, nefret ederdim. Adalet Partisi'nin genel başkanı olarak siyasete 1964 yılında girdi, hemen ardından 1965 yılında başbakan oldu.

Din sömürüsü yapardı.

Sonraki yıllarda iki adet Milliyetçi Cephe hükümeti kurdu. O yıllarda toplum sağ-sol olarak ikiye ayrılmıştı. Anarşi ve terör gırla gidiyordu. Devletin kurumları, mahalleler, okullar ve hatta polis bile ikiye ayrılmıştı.

Sağ ve sol, birbirini acımasızca öldürürdü.

Nice pırıl pırıl insanımızı o olaylarda yitirdik.

Baba o yıllarda inanılmaz bir sol karşıtıydı.

Başından biri örtülü, diğeri açık iki darbe geçti. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başbakanlık görevinden istifa etti.

12 Eylül 1980 darbesiyle siyaset yasaklısı oldu. Sonra bir süre askerler tarafından Zincirbozan'a gönderildi.

O günlerdeki en büyük düşmanı Bülent Ecevit'ti. Herhalde bir fırsat bulsalar, birbirlerini bir kaşık suda boğarlardı! Bu ikilinin yıllar sonra birbirine dayanacağını o günlerde aklımıza bile getiremezdik.

* * *

Ben o dönemde Baba'dan nefret ederdim. Türkiye'nin nereye gittiğini, nereye itilmek istendiğini göremeyen bir devlet adamı konumundaydı.

Sonra aradan günler, haftalar, aylar ve yıllar geçti.

Baba siyasi yasaklarından kurtuldu, yeniden siyasete döndü ve önce başbakan, sonra 1993 yılında Turgut Özal'ın ölümüyle cumhurbaşkanı seçildi.

Şimdi burada eğri oturup doğru konuşalım.

Baba iyi bir cumhurbaşkanı oldu.

Türkiye'yi içeride ve dışarıda küçük düşürmedi.

Kendisine bu yedi yıllık dönem içerisinde ‘‘Hey arkadaş, sen ne yaptığını zannediyorsun?’’ deme olanağını ya bulamadık, ya da çok ender bulduk.

Bütün bu süreç içerisinde kendimle ilgili olarak şunu gözlemledim:

Benim çok uzun yıllar nefret ettiğim ‘‘siyasetçi’’ Süleyman Demirel, cumhurbaşkanı olduktan sonra ‘‘devlet adamı’’ olmayı başarmıştı.

O yüzden, ben Baba'nın siyasi yaşamını ikiye ayırıyorum:

1- Siyasette kaldığı dönem. 1965-1993 arası.

2- Cumhurbaşkanlığı yaptığı dönem. 1993-2000 arası.

Benim kafamda ilk döneme ilişkin karne notu zayıftır. İkinci dönemde olumlu yanları ağır basmaktadır.

* * *

Keşke Baba, o ilk dönemde de, ikinci dönemde olduğu gibi olabilseydi. Din sömürüsü yapmasaydı, taraf olmasaydı.

Sanırım geçmişteki hatalarını o da anladı ve son yedi yıl boyunca aynı hataları yapmaktan kaçındı. Böylece saygınlık kazandı.

Siyasetin içinde tam 35 yıl geçirdi. Çok büyük yanlışlar da yaptı.

Ama burada insaflı olalım.

Hangimiz böylesine uzun bir süreç yaşasaydık yıpranmazdık?

İnsanoğlu iki yıl bakanlık, üç yıl genel müdürlük yapıyor da rezil oluyor, her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. 35 yıl dile kolaydır.

Bence onun en büyük açmazı, akrabası olan bazı kişilerden kaynaklanıyordu. Baba ömrü boyunca onlardan çektiğini nasırından bile çekmedi! Buralarda kendi hatası da elbette vardı. Örneğin banka batıran yeğeni için Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'e o torpil mektubunu yazmamalıydı.

Çektirdiği ‘‘aile fotoğrafı’’ onu çok fena vurdu. Ben olsam onlardan bazılarını değil aile fotoğrafına almak, yüzlerine bile bakmazdım.

* * *

Baba aslında bir siyasetçinin nereden nereye gelebileceğinin somut bir örneği. Ama onun siyasetteki geçmişi ve söylediği bazı sözler, milyonlarca insanımızın belleklerinden silinmiş değil.

Ben Baba'yı cumhurbaşkanlığı dönemiyle değerlendiriyorum ve kafamda olumlu yönleri ağır basıyor.

Bu konuda ölçüm sadece içerisi değil, aynı zamanda dışarısıdır.

Dışarıya karşı bizi küçük düşürmedi, mahcup etmedi... Ve kendi kendime hep aynı şeyi söylüyorum:

‘‘Ahhh, keşke geçmişte de böyle olabilseydi...’’

* * *

Baba şimdi tamamen farklı bir yaşamın içinde olacak. Ben onun yerinde olsam bir süre bir yerlere gidip yorgun kafamı dinlendirir, balık tutar, hatta tavuklara ve çiçeklere bakarım. Bunları yapmak kimseyi küçültmez. Tam tersine, son derece insancıl şeylerdir...

Ve ben onun yerinde olsam, bundan sonra günlük siyasetin içinde olmaz, tepede oturan, danışılan, akıl sorulan bilge adam olarak davranırım.

Baba, kim ne derse desin, Türkiye için çok önemli adamdı. Hataları, sevapları, yanlışları ve doğrularıyla, inanılmaz belleği, deneyimleri ve hatta bazı iş bitirici akraba ve yakınlarıyla, Türkiye'nin son 35 yılına silinmez damgasını vurmuştur.

Beğenelim veya beğenmeyelim, sevelim veya sevmeyelim, bugün Türkiye'nin en önemli devlet adamlarından biri görevinden ayrılıyor.

Bir devir kapanıyor.

Güle güle Baba.

Sana mutluluk ve sağlık diliyorum.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI