Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Devlet adamı Uluğbay

Emin ÇÖLAŞAN

Birbirine ismiyle hitap edecek, karşılıklı ev ziyareti yapacak kadar yakın olan bir gazeteci ile pek çok konuyu bilen bir devlet adamı arasındaki ilişkiyi düşünün. Ama gazeteci ona, ilgili olduğu çok önemli konularla ilgili bir tek soru sormuyor... Çünkü biliyor ki, karşısındaki kişi o konuda konuşmaz. Ağzı sıkıdır. Ser verir sır vermez. Gazeteci biliyor ki, o dostundan bilgi istemek kendisini küçültür.

İşte Hikmet'le aramızdaki ilişkinin birkaç cümleyle özeti.

Hükümette görev aldığından beri yorgun adamdı. Önce milli eğitimin bütün yükünü omzunda taşıdı. Sekiz yıllık eğitime geçiş sürecini neredeyse tek başına üstlendi.

Sonra Hazine, yani ekonomi ona verildi. Onu Milli Eğitim'den alıp Hazine'den Sorumlu Devlet Bakanı yaptığında Ecevit'e çok kızmış ve duygularımı burada dile getirmiştim.

Ama yorgun adam orada da gece gündüz çalıştı. Hangi görevi verseniz aynı şeyi yapacaktı...

Çünkü Hikmet, sapına kadar dürüst, düzgün, namuslu ve onurlu adamdır. Dört dörtlük, devlet terbiyesi almış adam gibi adamdır...

Ve içine kapalıdır.

Verin Türkiye'yi Hikmet Uluğbay'a, bir kuruşun bile ziyan olmayacağını, hırsızın, namussuzun cebine inmeyeceğini bilerek rahat uyuyun.

***

Şimdi bütün gürültü, Mesut Yılmaz'ın üzerinde kopacak. Birkaç günden beri zaten kopuyordu. Medyada yer alan haberlere göre, IMF ile yapılan görüşmeler sırasında bir Hazine bürokratı, önemli bir belgeyi Güneş Taner aracılığı ile Mesut Yılmaz'a sızdırmış, o da borsa şirketleri olan yeğenine durumu iletip ‘‘gerekeni yapmasını’’ söylemişti.

Bu aşamada, geçtiğimiz cuma günü borsada birilerinin, bu sayede bir günde trilyonlar kazandığı iddia ediliyordu.

Fakat Mesut Yılmaz bu haberin bir bölümünü yalanladı. IMF belgesinin kendisine verildiğini doğrularken, bunu verenin Hikmet Uluğbay olduğunu önceki gün açıkladı. Uluğbay anlaşılan, IMF görüşmelerinden çıkan sonucu, koalisyon ortağı iki partinin genel başkanına, Yılmaz ve Bahçeli'ye vermişti. Bunu devlet adamlığının ve koalisyon ortaklarına saygının bir gereği olarak yapmıştı.

Ama Yılmaz, bu belgeyi aldıktan sonra borsacı yakınına sızdırıp onun ve adamlarının cuma günü trilyonlar kazanmasına neden olduğunu inkár etti. ‘‘Tamamen yalandır. Ben bu devletin 10 trilyonluk örtülü ödeneğini kullanmış adamım’’ dedi.

Medyada çıkan haberler mi, yoksa Mesut Bey'in sözleri mi doğru? Bunu bizim şu anda bilme olanağımız yok. Ama cuma günü borsada kimin ne yaptığı, hangi yöntemle kimlerin kaç trilyon kazandığı kayıtlardan araştırılırsa, gerçek ortaya çıkar.

Hikmet Uluğbay'ın intihar girişiminden sonra bu konunun yargı ve Meclis tarafından araştırılması gerekir.

***

Hikmet iyi ki kurtuldu. Ancak dün kulaklarımla duyduğum bir şeyi size aktarmak isterim. Ona en yakın olan kimseler, Mesut Yılmaz'dan pek olumlu söz etmiyorlardı. Mesut Yılmaz'ın o belgeyi Uluğbay'dan aldığını açıklamış olması, belli ki Hikmet'in canını çok sıkmış ve gecenin geç saatlerinde üzücü olay gerçekleşmişti.

Benim kişisel tahminim, buna bir de haftalardan beri süren yoğun çalışmalarını, korkunç yorgunluğunu, en az 10 günden bu yana sabaha karşı yatmış olmasını, gerilen, hatta laçka olan sinir sistemini de ekleyin.

Hepsi Türkiye uğruna. Devlet uğruna.

Adeta bir devlet fedaisi, kurşunu kafasına sıkıyor.

Yorgun ama onurlu adam, belki de Mesut Yılmaz'ın sözlerinden rencide oluyor. O sözler işin tuzu biberi oluyor.

***

Dün eşi Nedret'i Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde ziyaret ettim... Ve bu hastane ile bir kez daha gurur duydum. Rektör Prof. Dr. Mehmet Haberal ve ekibini burada bir kez daha kutluyorum.

Hikmet sabaha karşı 01.30 dolaylarında oraya getiriliyor. Ekip 15 dakikada hazır. Bütün uzmanlar Haberal'ın denetiminde ameliyatta. Hikmet kurtarılıyor. Haberal mutlu... ‘‘Bir santimle kurtuldu. Verilmiş sadakası varmış. Kurşun bir santim sapmış olsaydı, yapacak bir şey yoktu’’ diyor.

Allah Hikmet Uluğbay'ı Türkiye'ye bağışladı. Ona acil şifalar diliyorum.

VE BAŞKENT HASTANESİ

Sevgili okuyucularım, size burada Başkent Üniversitesi Hastanesi'nden birkaç kez söz ettiğimi anımsıyorum. Bu hastane, Prof. Dr. Haberal'ın sıfırdan yarattığı bir eser. Sadece hastane değil, bir de yine yoktan var edilen koskoca bir üniversite: Başkent Üniversitesi.

Bu hastane şimdi bir üniversite ve eğitim hastanesi olarak görev yapıyor. Allah hiç kimseyi hastaneye muhtaç etmesin ama, ederse bu hastaneye etsin. Nitekim Hikmet'i önce Trafik Hastanesi'ne götürüyorlar. Ancak gecenin o saatinde gerekli müdahalenin orada yapılamayacağı anlaşıldığından, hasta Başkent'e sevk ediliyor ve orada kurtarılıyor.

Bu hastanede dünya düzeyinde organ nakilleri de yapılıyor. Son altı ay içerisinde 51 organ nakli yapılmış. 38 böbrek, 7 karaciğer, 6 kornea.

Hasta yaşam oranı yüzde 97, organ yaşam oranı yüzde 95. Dünya standartlarının üzerinde oranlar.

Rektör Haberal, ‘‘Organ bulsak her gün bu işi yapıp daha nice hayatlar kurtarırız’’ diyor.

Dün odasındaydım. Birkaç dakika sonra haber geldi. Ameliyat başlıyormuş. Bir hastaya karaciğer takmak için veda edip gitti. Ne kadar süreceğini sordum, ‘‘5-6 saatte bitiririz’’ dedi. Sanki çay içmeye gidiyordu.

Türkiye'de birileri çok güzel işler de yapıyor ama bu kargaşa içinde onları çoğu zaman göremiyoruz. Görsek bile yazmaya fırsat bulamıyoruz. O da bizim ayıbımız.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI