Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Bu ne görgüsüzlük

Emin ÇÖLAŞAN

GÜN geçmiyor ki, anlı şanlı medyamızda görkemli bir düğünün, kokteylin, resepsiyonun, yemek davetinin ve çoğunluğun oruçsuz çöreklendiği görkemli iftar sofralarının göz kamaştırıcı haber ve fotoğrafları yayınlanmasın.

Geçen gün son olarak Paris'te yapılan bir düğünü izledik.

Fransa'nın başkentinde koskoca bir beş yıldızlı otelin büyük bölümü, kral dairesi dahil kiralanıyor.

Görkemli bir gazinoda görkemli bir düğün yapılıyor.

Yüksek sosyetemizin önde gelen isimleri, sanatçılar, şarkıcılar, türkücüler, ses ve saz ekipleri ve hatta kuaförler, Türkiye'den özel uçakla getiriliyor.

Paris'te son tango! Vur patlasın çal oynasın!

Fransız mutfağının yanında rakı veriliyor.

Gazinonun diğer bölümlerinde bulunan Fransız konuklar bu gürültü patırtıyı duyunca kaçmak zorunda kalıyorlar.

Türk düğünü yapılıyor!

Göbekler atılıyor, dolarlar havada uçuşuyor.

Hediyesi yüz binlerce dolar.

* * *

Medyamız bunlarla dolu. Özellikle İstanbul'da bazı düğünler, tam bir görgüsüzlük yarışına döndü.

Geçen yaz İstanbul'un en seçkin otellerinden birinde tanık oldum. Bahçede günlerden beri süren büyük hazırlık vardı. İsmini hiç duymadığım bir işadamının oğlu evleniyormuş.

Sandalyeler bile Fransa'dan getirtilmişti. Dekoru ülkemizin en ünlü firmaları yapıyordu. Gözlerimle gördüğüm olay anlatılacak gibi değildi.

Personelden, gece ikram edilecek bütün yemek ve içkilerin de yurtdışından getirildiğini öğrendim. Havyardan tutun da her şeye kadar.

Gelinle damat yatla gelecek, meşaleler ve orkestralarla karşılanacaktı.

O düğünün toplam maliyeti, yine otel personelinden duyduğum kadarıyla 3 milyon dolara yaklaşıyordu.

Her şey hazırdı ve ben de bu muhteşem manzarayı uzaktan izlemek için hazır bekliyordum. Fakat akşam hava bulutlandı ve şakır şakır yağmur başladı.

Bunca hazırlıktan sonra korkunç bir şeydi. Düğün kapalı salonlara alındı ve bütün gizemini yitirdi.

Yağmur bütün büyüyü bozmuştu. Yine de üzüldüm. O gece onların, yani 3 milyon dolarlık düğün yapan ailenin yerinde olmak istemezdim.

* * *

Düğünlerde ve benzer davetlerde böyle lükse kaçmak, Türkiye'nin şu ortamında yakışık alıyor mu?

Medyada bir günlük ‘‘aile reklamı’’ için değer mi bu görgüsüzlüğü sergilemeye?

Yazık günah değil mi?

Oraya gelen her sanatçıya açıktan on binlerce dolar veriyorsun, gelini takıya boğuyorsun, dolarlar havada uçuşuyor, içki su gibi akıyor, nedir bunun amacı, nedir?

Davetliler ise genelde sosyete gülleri, mankenler, arabeskçiler, sonradan görme zengin işadamları, vurguncular, hortumcular vesaireler!

Son moda giysiler, minimini etekler, göğüsler fora, kıvır yavrum kıvır.

Bizim medyamız ise evlere şenlik! Hele bazı özel televizyon kanalları!

Bunları öylesine allaya pullaya veriyorlar ki, programı izleyen milyonlarca orta halli ve fakir fukara seyirci ile adeta alay ediyorlar.

Veriş biçiminde hiçbir eleştiri yok. Tam tersine, yapanlar yüceltiliyor.

* * *

Bu görgüsüzlük ve medyadaki bu yayınlar kime yarıyor biliyor musunuz?

En başta şeriatçı kesime.

Evet. Her olayı abartan, her olayda sineğin yağını çıkarmaya kalkışan bu kesim, ondan sonra yayına başlıyor:

‘‘İşte, laikler böyle yaşıyor. Bunlar böyle yozlaşmış.’’

Derdinizi, bunların ‘‘laik’’ falan değil, resmen görgüsüz, bilinçsiz, üçkáğıtçı, fırsatçı olduğunu kime nasıl anlatacaksınız?

* * *

Gazeteleri açıyorsunuz, televizyon kanallarını açıyorsunuz, karşınızda her gün aynı yerler ve aynı tipler:

Gece kulüpleri, diskolar, entel meyhaneler, paralı uçuş yapan mankenler, sosyetik fahişeler, çıplak güzeller, metresler, sanatçı geçinen iki paralık tipler, paralı zamparalar, enteller, ‘‘aydınlar’’, türedi zenginler, sahte aşk öyküleri, skandallar...

Kimse kusura bakmasın ama bunları bizim medyamız yüceltiyor, bizim meslektaşlarımız adam ediyor.

Bir vıcıklık ki, sormayın gitsin. Bizim medyamız acaba toplumla alay mı ediyor?

Milyonlarca insanımız ayın sonunu getiremezken, iş arayıp bulamazken, sefalet çekerken, sayfalarda ve ekranlarda yer alması gereken konular -hem de bire bin katarak- bunlar mıdır?

Bu rezillik, bu kepazelik, her gün sayfalardan ve ekranlardan fışkırırken, bizim mesleğimizde patron olsun, genel yayın yönetmeni olsun, bir başkası olsun, bunlara ‘‘Dur’’ diyecek bir Allah kulu yok mudur?

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI