Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Bölügiray'ın mektubu (1)

Emin ÇÖLAŞAN

EMEKLİ Korgeneral Nevzat Bölügiray'ın yeni kitabı çıkmış. ‘‘28 Şubat Süreci 2’’. Bu kitabı okuyorum.

Özellikle Refahyol döneminin pisliğini, ülkeyi nasıl uçuruma sürüklediğini, bazı siyasetçileri, belediye başkanlarını, hırsızlığı, irticayı ne güzel anlatıyor.

Kitabı bitirmek üzereyim, kendi kendime ‘‘Bu güzel kitabı mutlaka yazıp okurlarıma tavsiye etmeliyim’’ diye düşünürken, Bölügiray Paşa'nın mektubu önüme geliyor. Bu kez mektubu okumaya başlıyorum:

‘‘Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB), 28 Şubat'tan bu yana zaman zaman tartışılan bir konunun yeniden alevlenmesine neden oldu. Bu belgeye dayanan bazı köşe yazarlarına göre, sanki Türkiye'nin demokratikleşmesi ve AB üyesi olmasının önünde bazı büyük engeller var!

Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısı, Genelkurmay Başkanlığı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanması ve ordunun demokrasideki rolü. Engellerimiz bunlar!

Öyle bir hava yaratıyorlar ki, bu sorunlar çözümlenirse Türkiye hemen gerçek bir demokrasiye kavuşacaktır!

Demokratikleşme sürecinde bu konuların da eleştiriler-öneriler arasında yer almasını anlıyorum ama beni asıl hayrete düşüren şu:

Türkiye'de, Batılı anlamında gerçek bir demokrasinin bulunmayışının temel nedeninin, bugünkü yozlaşmış siyasi yapı olduğu gözardı ediliyor.

Bugün Türkiye'de siyasi kadrolar, kendilerinin kurduğu çarpık siyasi düzen sayesinde siyaseti ele geçirmişlerdir. Böylece iktidara gelip gidiyorlar. Ama ne bu siyasi düzen, ne de bu siyasi kadrolar değişiyor. Bu durum, yıllardır seyrettiğimiz ve asla kırılamayan bir kısırdöngü olarak sürüp gidiyor. Öyle ki, kaç seçim yitirirlerse yitirsinler, yeteneksiz ve niteliksiz oldukları ne kadar kanıtlanırsa kanıtlansın, yolsuzluklara gırtlaklarına kadar ne denli batmış olurlarsa olsunlar, bunları yerlerinden kıpırdatmak mümkün olmuyor.

Şimdi sormak gerek:

Hangi Avrupa Birliği ülkesinde böylesine çarpık bir siyasi yapı ve böyle siyasi kadrolar bulunmaktadır?

Diyelim ki, AB'nin MGK ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili istekleri AB sistemine uyduruldu. Bu durumda, AB düzeyinde bir demokrasi mi kurulmuş olacaktır?

Kuşkusuz, bu yozlaşmış ve çürümüş siyasi yapı durdukça buna olanak yoktur.

Bu istekler Katılım Ortaklığı Belgesi'nin gereğidir denilebilir. AB'nin derdi, bizdeki bu çürümüş siyasi yapının düzeltilmesi değildir. Ama biz gerçekten AB düzeyinde bir demokrasi istiyorsak, öncelikle ve ivedilikle bu bozuk siyasi düzeni değiştirmeliyiz.

En başta liderler ve sonra politikacılarımız demokrasiyi içlerine sindirebilmelidir. Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş ve uygar yönetim şekli herhalde bugünkü bozuk düzen değil, Batılı anlamındaki gerçek demokratik düzen olsa gerektir.

Bugünkü siyasi yapının ve siyasi kadroların yakın zamanda değişmesi ise beklenemez... Çünkü önde gelen politikacıların birçoğu bu yozlaşmış siyasi yapının ürünleridir. Bunların, kendilerini üreten ve kendilerinin varlık nedeni olan bu düzeni değiştirmeleri hiç beklenebilir mi?

Demokratikleşmeyi sadece askerlerle uğraşmak zanneden bazı basın mensuplarımız öncelikle bu temel sorunu ağırlıklı olarak işleseler, sanırım demokratikleşme sürecine daha çok katkı sağlamış olurlar.

Fakat nedense, bu konulara hiç değinmiyorlar! Acaba diyorum, bunlar 28 Şubat sürecinin öcünü almaya mı çalışıyorlar?

Gerçekte, bugünkü yozlaşmış siyasi yapı sil baştan değiştirilerek AB düzeyinde bir siyasi yapılanma gerçekleştirilebilse, askerin siyasetteki etkinliğine gerek de kalmayacaktır... Çünkü o takdirde taşlar kendiliğinden yerine oturacaktır’’.

***

Bölügiray Paşa'nın görüşlerine katılıyorum. Türkiye'de siyaset büyük ölçüde yozlaştı. Siyaseti, siyasetçi yozlaştırdı.

Bu siyaset kadroları Türkiye'ye hafif geliyor. Onların çoğunun iki derdi var:

1- Ülkeye zarar veren her türlü kavramı oy avcılığı amacıyla kullanmak.

2- Gelecek seçimde yeniden seçilmek.

Türkiye'de hangi olumsuzluğu yaşıyorsak, altından siyasetçi ve siyasetçi ile işbirliği yapan, zaten onun tarafından göreve getirilmiş yüksek bürokrat çıkar.

Sistem bitmiş, tıkanmış durumda.

Fakat onları değiştirmek mümkün olmuyor. Biri giderse onun kopyaları geliyor ve gelen gideni aratıyor.

Türkiye'nin hemen her konusu ve her kuruluşu tıkanmış durumda. Yargıdan ekonomiye, yerel yönetimlerden sosyal sigortalara, sağlıktan eğitime her şey tıkalı.

Ne ilginçtir ki, tıkır tıkır çalışan ve görevini aksatmadan yerine getiren sadece Türk Silahlı Kuvvetleri var.

Hani o yobaz, entel, liboş karmasının her gün sövdüğü Silahlı Kuvvetler.

Keşke Avrupa Birliği kalıbının adamı olsa da, ‘‘Önce şu siyasetçi takımını A'dan Z'ye bir değiştirin. Siz bu kadrolarla bir yere varamazsınız’’ diyebilse!

Yarınki yazımda, Bölügiray'ın cezaevleriyle ilgili görüşlerini size aktaracağım.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI