Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Bir yıl önce, bir yıl sonra

Emin ÇÖLAŞAN

Günlerden 16 Şubat 1999. Başbakan Ecevit bir basın toplantısı düzenliyor... Ve son yılların en önemli haberini Türk milletine açıklıyor:

‘‘Apo elimizde. Dün sabaha karşı (15 Şubat) Türkiye'ye getirildi. Bağımsız Türk yargısı önünde hesap verecek.’’

Türkiye mutluydu. Eli kanlı bir caninin, yüzyılın en büyük katillerinden birinin Kenya'da yakalanıp getirilmiş olması önemli olaydı.

Biliyorsunuz, Apo'nun esas macerası, 15 Eylül 1998'de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş'in Hatay'da, Suriye sınırında söylediği sözlerden sonra başlamıştı.

Ateş, eğer Suriye Apo'yu barındırmaya devam ederse ‘‘Türk ordusunun gereğini yapacağını’’ söylemişti...

Ve aradan kısa bir süre geçti, Suriye Apo'yu postaladı.

Suriye mesajı almış, korkmuştu.

*

Bu sözleri sonradan yetkili kişilere sorduk. Evet, bunlar blöf falan değildi. Bıçak kemiğe dayanmıştı. Suriye bu katili barındırmaya devam ettiği takdirde ordumuz işe girişecekti.

İlk aşamada donanmamız bu ülkeyi denizden ablukaya alacak, sonra ordumuz sınırdan içeri dalacaktı.

Nereye kadar gidileceği, nerede durulacağı konusunda verilmiş bir karar yoktu.

Ancak katili barındıran bu ülkeye iyi bir ceza verileceği kesindi.

Kokuyu alan Suriye, Apo'yu postaladı.

Sonra adamın dünya turu başladı.

Rusya, Yunanistan, İtalya...

Bunlar bir yandan Apo'yu barındırdı, bir yandan da Türkiye'nin baskısı altında bunaldı. Türk kamuoyu, özellikle İtalya'ya büyük tepki gösterdi.

Son aşamada Apo, bir Afrika ülkesi olan Kenya'ya gönderildi. Orada Yunan Büyükelçiliği konutunda kaldı.

Cebinde Kıbrıs Rum Kesimi tarafından verilmiş gerçek bir pasaport taşıyordu.

*

Apo Rusya'da idi. Bu olaydan yaklaşık iki hafta önce -Şubat 1999 başlarında- MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'dan bir öğle yemeği daveti geldi. Üç gazeteci idik. Atasagun bize üç saat boyunca çok ilginç açıklamalar yaptı. Bunlardan bir bölümü, doğal olarak yazılmamak koşuluyla idi.

Ama yazılmak üzere verdiği çok önemli bir mesaj vardı:

‘‘Apo'yu adım adım izliyoruz. Tepesindeyiz. Yakalanacak.’’

Bu sözlerini ertesi gün yazılarımızda kullandık, ama doğrusunu isterseniz inanmadan kullandık!

Meğer iş taa o günlerde, yani Apo'nun yakalanmasından belki de haftalar öncesinden bağlanmış. Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Özel kuvvetlerimiz tarafından Kenya'da masum bir bebek gibi kundaklanıp uçağa bindirildi ve Türkiye'ye getirildi.

Daha uçakta iken teslim bayrağını çekti:

‘‘Bundan sonra Türkiye'nin hizmetinde olacağım.’’

*

Getirildi, yargılandı, ölüm cezası aldı. Şimdi İmralı Adası'nda tek başına ikamet ediyor. Arada sırada avukatları aracılığı ile kamuoyuna mesajlar iletiyor.

Bunları yapmasına göz mü yumuluyor, yani izin mi veriliyor, yoksa avukatlarının marifeti mi, doğrusu bilmiyorum ve çok da merak ediyorum.

Ancak Apo'nun yakalanması, Türkiye'de ve bölgemizde çok şeyi değiştirdi. İtalya ve Yunanistan, teröre herhalde bundan sonra arka çıkmayacak. Apo olayının onlara iyi bir ders olduğu kanısındayım.

Avrupa bizim ne çektiğimizi anlayamaz.

40 bin'e yakın insanımız can verdi. Binlerce insanımız sakat kaldı. Milyarlarca dolar parayı sadece ve sadece terörle mücadele için harcadık, silah, mermi aldık. Ekonomi durdu, enflasyon azdı.

Bunları biz yaşadık.

Biz yaşadık, Avrupa insan hakları nasihatı verdi.

‘‘Terör’’ sözcüğü onlara fazla bir şey ifade etmez. Tok insana ‘‘ekmek’’ sözcüğünün bir şey ifade etmediği gibi!

Ama hiç utanmadan, hiç sıkılmadan ve üyesi olduğu Avrupa Birliği'nin bütün kurallarını da çiğneyerek, yüzyılın en kanlı terör örgütlerinden birine arka çıktılar, destek verdiler.

Bu, Avrupa'nın en büyük utancı olmalıdır. İnşallah son utancı olur.

*

Oynanan oyun büyüktü. Baş aktörler ise Apo gibi Kürtçe bilmeyen Kürtçülerdi. Ama ne ilginçtir, bu oyun nedense Kürtlerin yoğun olduğu Irak, İran, Suriye gibi ülkelerde değil, sadece ve sadece Türkiye'de oynanıyordu...

Çünkü Avrupa'nın eli kolu o ülkelere uzanamıyordu. Ayrıca yıpratılması, kucağa oturtulması gereken ülkeler arasında onlar yoktu.

İnsanlık dışı bir oyun bizim ülkemizde ve bizim üzerimizde sergilenmek istendi.

Direndik. Hatalarımız, eksiklerimiz, yanlışlarımız çok oldu ama başardık.

Burada hep söylerim:

Bu terör oyunu Avrupa'nın en çağdaş, en uygar, en demokrat geçinen ülkelerinden birinde oynansaydı, inanın ki hiçbiri dayanamazdı.

Ama biz dayandık. Anadolu insanı dayandı... Çünkü köklerimiz Anadolu toprağının çok derinlerinde idi.

Dileğimiz, bundan sonra yeni Apo'lar türemesin. Türemeye niyetli olanlar varsa, İmralı'da muhallebi gibi çöküp itirafçı olmuş adamı kendine örnek alsın!

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI