Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: Adalet Bakanlığı'na dilekçemdir

Emin ÇÖLAŞAN

Her gün yazı yazan gazeteciyim. Bazen birileri dava açar. Tazminat davalarında mahkemeye gitmek zorunda değilsiniz. Ancak savcılık tarafından ceza davası açılırsa, ilk duruşmaya gidip ifade vermek zorundasınız.

1997 yılının mart ayında, Mustafa Kutluk isimli şahıs hakkında bir yazı yazmışım. Olayların tümü gerçek ve belgeli. Bu şahıs önceki yıllarda İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi hákimi. Basında ceza davalarına 2. Asliye Ceza mahkemeleri bakar.

Bu şahıs beni yargılıyor. İfadelerim hiç aksamadan Ankara'da talimat yoluyla alınıyor. Yani yüzümü görmüyor. Gün gelince kararını veriyor:

‘‘Kemiksiz 4 yıl hapis.’’

Olacak şey değil. Karar gerekçesinde diyor ki: ‘‘Emin Çölaşan'ın mahkememize karşı olan tavrı, geçmişi vesairesi dikkate alındığında, cezada indirim yapılmasına gerek görülmemiştir.’’

Ama dahası var! Sonradan yazdığı gerekçeli kararında şu ifade yer alıyor:

‘‘Nitekim sanık, karar açıklandıktan sonra televizyonlara çıkarak ve yazılar yazarak mahkememizin kararını eleştirmiştir.’’

Bir hukuk skandalı. Davayla ilgisi olmayan sonraki olaylara, kararın gerekçesinde yer veriyor!

Bu hadise o günlerde kamuoyunda büyük tepki yaratıyor.

***

Mustafa Kutluk isimli bu hákim, bunları anlattığım 11 Mart 1997 tarihli yazım nedeniyle beni İstanbul'da savcılığa şikáyet ediyor. Savcılık ceza davası açıyor. Bu arada Mustafa'nın, Atatürk'e hakaret eden tipleri beraat ettirdiği ortaya çıkıyor. Hákimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu şahsı İstanbul'dan Bursa'ya atıyor.

Sonra Refahyol hükümeti kurulunca, Adalet Bakanı olan Şevket isimli vatandaş, Mustafa'yı Bursa'dan Ankara'ya getiriyor ve bakanlıkta kendisine ‘‘danışman’’ yapıyor. İyi mi!

Bu arada Yargıtay, bu şahıs tarafından verilen benimle ilgili kararı esastan bozuyor. İstanbul 2. Asliye Ceza hákimliğine Mustafa'nın yerine atanan hákim Yücel Yurdakurban tarafından tekrar yargılanıyorum ve küçük bir ceza alıyorum. Bu ceza paraya çevriliyor, Yargıtay tarafından onanıyor ve iş bitiyor. (Yüksek Hákimler Kurulu, bu değerli hákimi de şimdi Kayseri'ye atamış. Anlaşılan rufailer yine devreye girmiş!)

***

Şimdi geliyorum esas konuya. İstanbul'da Bağcılar Cumhuriyet Savcısı Veli Kuray tarafından, Ağustos 1997'de hakkımda dava açılıyor. Ankara'da olduğum için, ifademi talimat yoluyla Ankara Mahkemesi'nde veriyorum.

Varan 1: Çağrı Ankara 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nden geliyor. 5 Aralık 1997 günü mahkemeye gidip yazılı ifademi sunuyorum. Dosya numarası 1997/874 Tal.

Varan 2: Aradan bir süre geçiyor, aynı şikáyetle ilgili olarak aynı iddianame bir kez daha bana tebliğ ediliyor. Bu kez çağıran Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi. Oraya gidiyorum ve aynı ifadeyi 17 Şubat 1998 günü yeniden veriyorum. Dosya numarası 1997/1068 Tal.

Varan 3: Birkaç gün önce bu kez Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nden bir tebligat geliyor. Önümüzdeki hafta mahkemeye gelmem isteniyor. Dosyaya bakıyorum, yine aynı dosya, yine aynı iddianame. Dosya numarası 1999/719 Tal.

İnsaf! Aynı iddianame ve aynı dava için 3 kez mahkemeye gidilir mi? Ama gideceğim, bu kez de aynı yazılı ifadeyi sunacağım ve bir süre sonra dördüncü, belki beşinci çağrılar gelecek!

Hemen belirteyim, burada Ankara mahkemelerinin hiçbir hatası yok. Dosya onlara İstanbul'dan geliyor, onlar sadece aracılık görevi yapıyor. İfadeyi alıp İstanbul'a gönderiyor. Ama benim ifadeler anlaşılan İstanbul'da bir yerde kayboluyor, ya da birileri bilinçli olarak onları kaybediyor.

Bu dosyaya İstanbul'da hangi mahkeme bakıyor, bilmiyorum.

Adalet Bakanlığı'ndan istirham ediyorum, bu konu soruşturulsun ve sorumlular ortaya çıkarılsın. Yakında beni dördüncü, beşinci kez çağırmasınlar!

Yargı böyle çalışır mı? Yargı böyle olursa, vatandaşta güven kalır mı?

OYA ARMUTÇU'NUN KİTABI

Genç gazeteci arkadaşlarım araştırıp yazdıkça, hele kitap ürettikçe mutluluğunu ben yaşıyorum. Medyanın ve gazetecilik mesleğinin şu yozlaşma ortamında böyle genç meslektaşlarım olduğu için gurur duyuyorum.

Şimdi elimde Oya Armutçu-Lamia Ayhan tarafından yazılan çok güzel bir kitap var.

‘‘İmralı'nın Perde Arkası’’

Oya bizim Ankara bürosunun acar yüksek yargı muhabiri. Elinden sadece uçanla kaçan kurtulur. Lamia bir televizyon kanalında aynı görevi yapıyor. İkisinin de ilk kitabı.

İki arkadaş İmralı'da sonuçlanan Apo davasıyla ilgili güzel belgeler toplamışlar, hiç bilmediğimiz bazı konuları açığa çıkarmışlar. İşte bazı bölümler:

- DGM'lerdeki askeri yargıçlarla Genemlkurmay arasındaki görüş ayrılıkları.

- 35 özel tim mensubunun, İmralı'da Adalet Bakanlığı'nın kadrolu gardiyanı olması.

- Görüşme tutanağı imzalanırken, Öcalan ile avukatları arasında köprüleri atan konuşmalar.

- Yargıçlar ağır sporcu: Yargıç güreşçi, savcı halterci.

- Eski Başsavcı Demiral'ın MİT, Genelkurmay ve Çankaya'ya gönderdiği rapordan bölümler.

Piyasaya dün verilen, bir solukta okuyacağınız çok tatlı bir kitap. Almanızı öneririm.

(Ümit Yayıncılık)



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI