Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Emin Çölaşan: 30 Ağustos resepsiyonu

Emin ÇÖLAŞAN

ÖNCEKİ gece Gazi Orduevi'ndeki Genelkurmay resepsiyonu gerçekten görkemliydi. Bütün komutanlar ve çok sayıda alt rütbeli subay oradaydı. Türkiye'de bu kadar çok sayıda general ve subayı başka bir yerde bir arada görmek mümkün olmaz.

En üst düzey komutanlarla sohbet ettim. Yanıma çok sayıda genç subay geldi, onlarla da konuştuk.

Size en önemli izlenimimi söyleyeyim:

Türk Silahlı Kuvvetleri, hükümetten ve Çankaya'dan memnun değil. Bazı şeyler içlerine sinmiyor.

Kuşkuları, özellikle Çankaya boyutunu önceki gece en üst düzey komutanlardan üsteğmenlere kadar çok sayıda subaydan duydum. Açık ve üstü örtülü sözlerle.

Özellikle irtica ile mücadele konusunda içlerine sinmeyen önemli şeyler var.

Onlar özel konuşmalardı, burada açıklamam mümkün değil. Kimi üstü örtülü cümlelerle, kimi de açıkça görüşünü söylüyordu. Ben de burada açıktan yazdıklarımı onlara tekrar etmekte bir sakınca görmedim.

Recai Kutan orada tek başına, yapayalnız kalmıştı. Yanına uğrayan yoktu. Bir gazeteci arkadaşımız durumuna üzüldü ve yaklaşık bir saat boyunca onun yanında durdu.

***

Cumhurbaşkanı bahçeye geldi ve doğruca kendisine ayrılan özel bölüme oturdu. Başbakan'la yan yana idiler. Aralarında bir sehpa vardı. Bir saat boyunca hemen önlerinde idik, birkaç cümle konuştular.

Gelirken ve giderken ne insanların arasına karışma, ne protokol görevlileri dışında bir el sıkma, bir kelime sohbet, hiçbiri olmadı.

Başbakan'la arada bir konuştular, hepsi o kadar.

Gönül isterdi ki o ‘‘halk adamı’’ orada birkaç kişiyle konuşsun, havayı bir yoklasın, hal hatır sorsun. Olmadı.

Başbakan da öyle. Her ikisi de kendi özel koltuklarında oturup bir süre sonra gitmeyi yeğlediler.

Başbakan biraz rahatsız. O ayakta duramıyor. Cumhurbaşkanı'nın da ayakta fazla duramadığı anlaşılıyor. 30 Ağustos törenlerinde dayanamadı ve oturmak zorunda kaldı.

Resepsiyon ilginçti.

Hele askerlerin sözleri çok daha ilginçti. Bunların bir bölümünü Genelkurmay Başkanı orada dile getirdi. Ama açıktan konuşulmayanlar, bence en az o sözler kadar önemliydi.

YAŞAR KAYA, LİBYA'YA MI GİDİYOR?

Avrupa'da PKK'nın sözcülüğünü yapan sözde Kürt parlamentosunun başında Yaşar Kaya isimli bir kaçak var.

Bu şahsın önümüzdeki günlerde Libya'ya davetli olarak gideceği, orada Libya üst düzey yetkilileri ile görüşmeler yapacağı söyleniyor.

Kaddafi bu çağrıyı yapmış olabilir. Hatta o şahsı bizzat kabul de edebilir.

Eğer Libya, Türkiye'ye kan kusturmuş bir terör örgütünün temsilcilerini ülkesinde ağırlamaya kalkışırsa, her açıdan vahim bir durumdur.

Kaddafi'nin, Bay Erbakan'ı azarlamasından bile vahimdir.

Göreceğiz bakalım!

BU KADARI OLMAZ

Fazilet milletvekili Nazlı Ilıcak, Tercüman Gazetesi'nde yazılarını sansür ettiği iddiasıyla kocası Kemal Ilıcak'ı Demirel'e mektup yazarak şikáyet etmişti. Bu mektubu ‘‘Özal Döneminde Medyanın İçyüzü’’ isimli kitabının 407. sayfasında kendisi açıklıyordu. Bu konuyu geçen pazar günkü yazımda yazmıştım. Mektubunda şöyle diyordu:

‘‘Sayın Beyefendi... Sansür gitgide ağırlaştı. Sansürcülük görevi Taha'dan (Günümüzün ifade özgürlüğü şampiyonu Taha Akyol) alınınca yazıları káh Kemal (kocası), káh Ömer (abisi Ömer Çavuşoğlu) okumaya başladı...

Size ilişikte gönderdiğim bir başka makale de, Kemal'in sansürüne takıldı. Düzeltilmiş haliyle makale yine kabul görmedi.

Kemal ile Ömer başbaşa verip bu yazının gazeteye girmemesini kararlaştırdılar...’’

***

Bu alıntıyı kendi kitabından yaptım. O günden beri yanıt veremedi.

Dünkü yazısında ise inkár etmeye kalkışmasın mı! Bakın ne diyor:

‘‘Özal Dönemi-Basında Kavgalar kitabımda, Hürriyet'in bir köşe yazısında iddia edildiği gibi, eşim merhum Kemal Ilıcak'ı şikáyet etmiş değilim. Özal'ın baskılarını Demirel'e anlattım.’’

Bu hanım ya Türkçe bilmiyor, ya kendi kitabında açıkladığı bu mektubu unutmuş olmak işine geliyor, ya da göz göre göre yalan söylemekten çekinmiyor.

Şimdi ben size soruyorum: Bu mektubunda kocasını şikáyet etmeyip de ne yapıyor?

Daha neler anlatıyor. Örneğin, çaktırmadan kocasının telefonlarını dinliyor.

Ondan sonra da kitabı merhum kocasına ithaf etmiş:

‘‘Bu kitap sevgili Kemal Ilıcak'ın aziz hatırasına ithaf olunmuştur.’’

Pişkinliğin bu kadarına pes!

Kemal Ilıcak'ın kemiklerini mezarında sızlatıyor.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI