Emeklilikte aileye ve piyangoya güveniyoruz

Bizim mesleğin en ilginç yanlarından biri çeşitli meslek mensuplarıyla sohbette Türkiye toplumunun röntgenini çekmek.

Haberin Devamı

Bir hafta zarfında tasarruf yapmayı hiç sevmediğimizi ve bunu doğrulayan bir bilgi olarak pırlanta satışlarının 5 yılda 3 kat arttığını, tehlikeli madde taşımacılığı güvenliğinin ve yaratıcı endüstrilerin “marjinal” görüldüğünü öğrendim.
Yeri geldiğinde bu tespitlerin hepsine değineceğim.
Ancak ilk ağızda tüketime çok çabuk uyum sağladığımızı buna karşılık daha uzun vadeli bir vizyon gerektiren yaratıcılık, güvenlik gibi meseleleri pek de takılmadığımız söyleyebilirim.
Tasarruf meselesini AvivaSA CEO’su Meral Eredenk ile konuştuk.
Eredenk, Aviva ile Deloitte’un birlikte gerçekleştirmiş olduğu “tasarruf açığıyla” ilgili ilginç bir araştırmadan söz ediyor.
Araştırma sonucuna göre, “hesabını bilir” diye bellediğimiz Avrupa tüketimde neredeyse ABD ile aynı trendi yakalamış, Türkiye ise “hak etmediği kadar” harcayan bir ülke konumunda.
Karşı karşıya olduğumuz tablo şöyle:

Halkın neredeyse yarısı kazandığından fazlasını harcıyor.
Halkın yüzde 55’i hiç tasarruf yapacak durumda değil, yüzde 35’i ise aldığı kredi nedeniyle tasarruf yapacak birikime sahip değil.
Neticede 1985 yılında gayri safi milli gelire göre oranı yüzde 27 olan tasarruf oranı şimdi yüzde 12,5’a düşmüş.
ABD ve İngiltere ile birlikte gayri safi milli gelire göre tasarruf oranı en düşük üç ülke arasındayız.
Tasarruf olmayınca emeklilik nasıl yaşanacak?
Sen tasarruf yapmıyorsun, devletin bütçesi tasarruf açığı veriyor.
Meral Eredenk’e göre, Türk halkının yüzde 65’i emekliliğinde aileye güveniyor.
Yüzde 18’i ise piyangoya,
İşte ben buna kadercilik derim.
Emeklilikte aynı yaşam seviyesini tutturmak için piyangoya güveniyorsan vay halimize.
Meral Eredenk elindeki araştırmaya dayanarak şöyle bir hesap yapıyor:
2011 ile 2051 yılları arasında emekli olacak nüfusun emeklilik beklentilerini karşılamak için her yıl 91 milyar euro ek tasarruf gerekiyor.
Kim yapacak bu tasarrufu?

Haberin Devamı

İstanbul yaratan bir şehir olur mu?

İSTANBUL hayal kurduran bir şehir. İstanbul’un geleceği için herkesin hayali ayrı ve kocaman.
Kimileri geleceğin finans merkezi olsun istiyor, kimileri yaratıcı endüstrilerin merkezi.
Finans merkezi için çok yazılıp çizildi, “yaratıcı bir şehir olsun” diyenlerin sesi daha yeni duyuluyor.
Geçtiğimiz günlerde, aralarında Moda Tasarımcılar Derneği de, Çağdaş Sirk Sanatçıları Derneği’nin de olduğu 18 dernek bir araya gelerek “Yaratıcı Endüstriler Konseyi Derneği” YEKON’u kurdular.
Dernek başkanı reklamcı Yiğit Şardan, yardımcısı ise daha önce tanıma fırsatını bulduğum endüstriyel tasarımcı Gamze Güven.
İki yıl önce Fransa’nın en önemli tasarım ödüllerinden “Observateur du Design” ödülünü kazanmış olan Gamze Güven, gıda ürünlerinin ve ambalajlarının tasarımında uzmanlık kazanmış bir isim.
Örneğin, Eti’nin bombeli çikolatası Karam, mozaik desenli kurabiyesi Tutku onun tasarımı.
Şardan ve Güven ile buluşmamızda YEKON’un ne yapmak istediğini sordum.
“Emekleme döneminde olan yaratıcı endüstrilerin hükümet tarafından bir kalkınma modeli olarak desteklenmesini istiyoruz” cevabını aldım.
BRİC ülkeleri arasında olan Hindistan, film, eğlence, yazılım endüstrileriyle “yaratıcı endüstriler” sıralamasında 4. sıraya yükselmiş.
Ekonomisinde 10 milyar dolarlık bir değer yaratmış.
Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler gibi ülkeler de Hindistan’ın izinden giderek katma değeri yüksek yaratıcı endüstrileri destekleyen ülkeler.
Yiğit Şadan “Şu anda demir büken, çimento karıştıran bir ülkeyiz. Yaratıcılığa, inovasyona, fikri mülkiyete gereken önemi vermezsek 2023 yılında ilk 10 ekonomi arasına girmek hayalden öteye gitmez” diyor.
Baktığınızda moda, reklam, dizi sektöründe iyi şeyler oluyor.
Dizilerimiz komşular tarafından kapışılıyor, İran, Azerbaycan’dan reklam sektörümüze talepler artıyor.
Ne ki, aynen “altın bileziğimiz” gastronomide olduğu gibi devletin “yaratıcı endüstriler” bir strateji belirlemesi şart.

Yazarın Tüm Yazıları