Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Elveda Egemenlik...

Ali Babacan bu aralar, “İyi ki Türkiye, Euro bölgesinde değil” duyguları yaşıyor. Mevcut krizin yönetimini, “ulusal kararlarla” yapabiliyor ve Türk lirasının bu krizden “asgari” ölçüde etkilenmesini sağlıyor.

Yunanistan’da yaşanan, İspanya, Portekiz, İrlanda ve İtalya’ya sıçramasına “ramak” kalan mali kriz, ulusal egemenliğin paylaşılması tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
AB’nin ulusal bütçeleri denetleme planı Avrupa’da, ulusal egemenlik tartışmasını alevlendirdi.
Avrupa Komisyonu'nun ekonomik ve parasal işlerden sorumlu üyesi Olli Rehn, ulusal bütçe denetimi önerilerinin ulusal egemenlik ihlali olmadığını savundu.

Egemen yetki alanı

Acaba öyle mi?
Bir kere şunun altını çizelim. AB üyeliği, egemenlik yetkilerinin bir bölümünün paylaşımı olgusu üzerine kuruludur. Birlik, üye devletlerden devraldığı bu egemenlik parçaları ile kendine bir “egemen yetki alanı” yarattı. Bu yetkiler kullanılarak, tüm üye devletleri doğrudan veya dolaylı biçimde bağlayıcı hukuk normları oluşturuldu.
Bu sisteme uyum sağlamak üzere, üye devletlerin tamamı, tam üyelik öncesinde belli konulardaki “egemenlik yetkilerinin devrini” öngören hükümleri ulusal anayasalarına koydular. Bir yandan üye devletler, egemen yetki alanında ulusal egemenlik yetkilerinin bir kısmını paylaşırken, diğer yandan, AB tarafından gerçekleştirilen ve tüm üye devletleri ilgilendiren düzenlemelerde de söz sahibi olabiliyor.

Yumarta mı tavuktan...

1 Ocak 2002 tarihinde İngiltere, İsveç ve Danimarka dışındaki AB üyesi ülkelerde yürürlüğe giren Euro, 28 Şubat 2002 tarihinden itibaren tümüyle ulusal para birimlerinin yerini aldı. Klasik egemenlik hakları arasında önemli bir yer tutan “para basma hakkı”, gönüllü olarak Avrupa Merkez Bankasına devredildi. Halihazırda 16 AB üyesi, ülke para birimi olarak Euro kullanıyor.
İşte bu nedenle şimdi, “en önemli egemenlik hakkı olan para basmanın AB’ye devredilmesi” tartışmaları yaşanıyor.
Olli Rehn haksız değil. Bu tartışmalara karşı, “Ulusal düzeyde alınan kararlar ulusal sınırları aşan etkiye sahip. Bu nedenle müdahale ediyoruz” diyor. Yani Ulusal düzeyde alınan kararlar sınırları aşıyor, uluslararası düzeyde alınan kararlar da ulusal sınırların içinde büyük etki yaratıyor.
Yani akla, “Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan doğdu?” sorusu geliyor.

AMB Bağımsız davranıyor

Bence, Avrupa liderleri Yunanistan krizinin yayılma tehlikesi karşısında cesur ve hızlı harekete geçerek doğrusunu yaptı. Fakat kurtarma planının getireceği manevi zarar ve Euro’yu ayakta tutmak için ülke ekonomilerine daha fazla müdahalenin gerekecek olması, yeni bir siyasi savaş başlattı. Uuluslararası müdahale, kısa vadede mali ateş gücü gösterdi.  Tahvil piyasaları sakinleşti. İflas endişeleri ortadan kalktı.
Ama bu planın nasıl işleyeceğini kimse henüz bilmiyor. Avrupa Merkez Bankası (AMB), geçici tedbir olarak serbest piyasada devlet tahvillerini almaya başladı. Yani her zamankinden daha “bağımsız” davranıyor.
Bu durum, üye ülkelerde “tembellik” yaratır mı korkusu oluşturmaya başladı. AB şimdi, saptanan yardım fonlarının istismar edilmesini önleyecek bir “disiplin” mekanizması kurmak zorunda...
Ne yapılır?
Ulusal bütçelerin daha müdahaleci ve erken şekilde ortak denetiminden, savurganlığın AB fonlarının geri çekilmesiyle cezalandırılacağı gibi bir inisiyatif sistemi kurulabilir. Ya da savurgan ülkeler Euro’yla ilgili kararlarda oy hakkından mahrum bırakılabilir.
Ama şurası bir gerçek. Ülke siyasetlerine daha fazla müdahalenin önü açıldı.
Şimdi artık rahatlıkla söylenebilir. “Elveda Egemenlik”...

X