Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eline, diline, beline!

19’uncu yüzyılın hem edebiyat dâhisi, hem de özgürlük savaşçısı olan Büyük Victor Hugo sırf “Sefiller”den “Notre Dame’nin Kamburu”na uzanan dev başyapıtlarla meşhur değildir.

Artı, aynı ün 2’nci Napoleon istibdadına karşı verdiği mücadeleyle de sınırlı kalmaz.
Fransız edibin uçkur düşüklüğü de ayyuka çıkmıştı ki Paris’e çok skandal yaşattı.

TAMAM, tabii ki elini sallasa ellisi ve şatolusu, saraylısı, malikânelisi ama üstat yine de öyle aristokrat baroneslere, asilzade leydilere, şıkıdım burjuvalara rağbet etmezdi.
Keyfinin kâhyası değilsiniz ya, varsa yoksa hizmetçi! Bilhassa da otel hizmetçileri!
Seksenini devirene dek sürdürdüğü “pansiyon maceraları”nı “Defter”ine teker teker not eder ve kadınların korse arasına sıkıştırdığı “bahşişleri” de kuruşu kuruşuna hesaplardı.
Söz konusu “Defter” benim kitaplığımda da duruyor, size bir örnek aktarayım:
“Magda! Eti budu gayet dolgun Flaman kızı! Rubens üryanlarına taş çıkartır. Waterloo muharebesini ben kazandım. 5 frank, 50 santim.”
Hugo burada “muharebeyi ben kazandım” derken Bonaparte’ın yenildiği Waterloo kasabası ziyaret için kaldığı otelde hizmetçiyi kaç topçu güllesiyle teslim aldığını çağrıştırıyor.

EFENDİM, girizgâhı kasten “Bir Mahkûmun Son Günü” yazarıyla yaptım.
Çünkü şu sıra başka bir Hugo olayını ve başka bir mahkûmun son gününü yaşıyoruz.
Feraset sahipleri anlamıştır, halen IMF’yi yöneten ve sosyalist aday seçilmesi durumunda da Fransa cumhurbaşkanı olacağına kesin gözüyle bakılan Dominique Strauss–Kahn’ı, yani isminin harflerinden dolayı DSK diye anılan Fransız politikacıyı kastediyorum.
Malûm, hazret uçağa binmek üzereydi ki Gineli bir hizmetçiyi otel suitinde “fellatio” ya zorladığı gerekçesiyle New York zaptiyesi tarafından karga tulumba derdest edildi.
ABD’de bu işlerin hiç şakası yok, yargıç hanım da kefalet akçesiyle tahliyeyi reddetti.
Felâket, ekonomiye hükmeden ve Elysée Sarayı koltuğuna hazırlanan aynı DSK ne Paris’teki muhteşem apartmanına, ne de güzeller güzeli eşi Anne Sinclair’in yanına dönebildi.
Harlem kodesindeki esrarkeşlerin ranzasına misafir götürüldü ki, gerisini Allah bilir!
Dolayısıyla hem Strauss–Kahn’ın siyasi hayatı anında bitmiş oldu, hem de İspanya’sından Yunanistan’ına IMF’ye onun vesayetiyle bel bağlayan bir dizi ülke yaslara büründü.

İŞİN doğrusu, yukarıdaki DSK’nın Frenk tabiriyle “ateşli tavşan” olduğu ve libido dizginleyemediği için de ha bre farklı uçkur vukuatlarına karıştığı ezelden beri biliniyordu.
O halde, her ne kadar sahte ve sathi Amerikan ahlâkçılığına ifrit olsam ve Strauss–Kahn’ın siyasi kişiliğini çok büyük ölçüde sahiplensem dahi kendisine kefillik edemem.
Fakat kabul, bazı komplo teorileri kulağıma kar suyu kaçırmıyor değil!

MESELÂ, hadi tecavüzü anladık ama zoraki bir “fellatio” nasıl yaptırılabilir ki?
İddianame, otel hizmetçisi saplantılı Hugo’yu örnek alan bir DSK’nın “Gine’yi ben sömürgeleştirdim. Bir dudağı yerde, bir budu gökte cariye! Josephine Baker’e taş çıkartır. 500 kırbaç” diye yazdığına dair delil içermiyor.
Artı, hem aynı otelin Fransız işletmesi olması, hem de aynı DSK’nın olaydan önce kumpas kaygısı belirtmesi, hasımlar tarafından düzenlenmiş bir senaryoya açık kapı bırakıyor.
Fakat yine de Strauss–Kahn’ın o “ateşli tavşan” şöhreti haydi haydi ağır basıyor.
Dolayısıyla da tüm bunlar, sağcısı ve solcusuyla blok oluşturup ABD’nin kendilerine komplo kurduğunu sanan şoven Fransızlar dışında şimdilik kimseye fazla inandırıcı gelmiyor.
Ve hem kulağa küpe, hem uçkura düğüm, DSK’nın yukarıdaki dehşet ve ani düşüşü “eline, diline, beline” sözünün kamusal şahsiyetler için taşıdığı önemi tekrar tekrar ispatlıyor.

X