"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Elif Şafak’ın kapak laneti

Evet, bu bir lanet galiba. Ama göz göre göre bir lanet.

Daha geçen yaz “İskender” romanının kapağı ve ana teması nedeniyle intihal suçlamalarına maruz kalmıştı Elif Şafak.
İşte şimdi yine sıcak bir yaz. Ve yeni Elif Şafak kitabı “Şemspare” de kapağı vesilesiyle gündemde./images/100/0x0/55eaf44cf018fbb8f8a17094
Bu kısır döngüyü takip etmemişler için olay kısaca şu:
“Şemspare”nin kapağında apartman aralarına asılmış onlarca rengarenk şemsiye var. Gerçekten pek hoş, pek tatlı duruyorlar.
Gel gör ki bu fikir daha önce uygulanmış.
Önce iki İspanyol sanatçı yapmış. Hatta herkesi bu şemsiyelerin altında şarkı söylemeye davet etmişler.
İşlerinin adını da bu yüzden “Gölgelerde Şarkı Söylemek” koymuşlar.
Sonra başka ülkelerden başka sanatçılar da benzer enstalasyonu uygulamış kendi şehrinde.
Elif Şafak da bu enstalasyonu görüp beğenmiş ve hatta sosyal medyada fotoğrafını paylaşmış bundan birkaç ay önce.
Peki ya sonuç?
Bu şemsiyeli fikri yeni kitabın kapağına aynen
taşımış Elif Şafak.
“Onlardan ilham alıp yaptık” diyor ama kapağa taşımak için izin alınıp alınmadığı belli değil.
Öte yandan yaptığı basın açıklamasında Elif Şa-fak’ın giderek Gülben Ergen’leştiğini görüyoruz.
Gülben Ergen nasıl selülit olayında konuyla ilgisiz damarları (çocuklarım, sosyal sorumluluk projem ve kadın haklarım) bir bir köpürtmüştü.
Elif Şafak da aynı yola başvurup bol bol sitem ediyor:
“Gene malum çevreler, gene aynı zihniyetteler... Gözlerinde ve gönüllerinde perde var.”
Oysa bunca duygusal siteme, kendi şatosunun penceresinden hep aynı kadrajla bakıp herkesi birer perdeli gözler ordusu mensubu yapmaya hiç gerek yok.
Çünkü kimse o malum çevreler, sorgulamak ve eleştirmekte haklılar.
Sonuçta ortada birbirine tıpatıp benzeyen iki iş var.

Biri bana açıklasın

CERN’de yapılan deneyden üzerinde derin derin konuşulası sonuçlar çıktı. Ama aynı gün ana haber bültenlerine baktım, şöyle konuyla ilgili doyurucu bir uzman konuşması ya da herkesin anlayabileceği dilde bir “ne olup bitti/bitecek” sohbeti yoktu.
Sadece hayatımızın değişeceğini muştuladılar.
İyi de nasıl?
Konuyla ilgili dün şahane bir yazı yazan İsmet Berkan’dan bu “nasıl”ı da yazmasını bekliyorum.
Umarım biz fizik fakirlerinin bu beklentisine/açlığına yanıt verir.

30 yaş üstü mekanlarda neler oluyor

- FRANKIE... Sofa Otel’in tepesindeki Frankie’de nihayet canlı müzik başlamış. Salı gecesi gittiğimde Sezen Aksu’nun üç yıl vokalistliğini yapmış Evrim Özkaynak sahnedeydi.
Özkaynak’ın repertuvarı geniş, yıllanmış Türkçe pop hitlerini de söylüyor caz şarkılarını da...
Ama dost müşteri acı söyler; Evrim’in ya seçtiği şarkılarda ya da enerjisinde bir problem var. Alıp götürmüyor.
Bir süre sonra, “Orada biri şarkı söylüyor galiba” oluyor, dinlemiyorsun bile.
Beyoğlu’nun herhangi bir canlı müzik barında gibi hissediyorsun.
- SUNSET... Hafta içi 90’ların tüm popüler DJ’leri burada müzik yapıyor ya, Sunset’in barına gitmek şimdilerde moda.
Tüm 30 üstü gececiler buraya takılıyor.
Haklılar, müzik yormuyor. Kendini dinlettiriyor. Sohbet edebiliyorsun. Keza manzara şahane.
Ayrıca herkesin elinde bol buzlu balon kadehler, Moet Ice hüpletiyor. Buzlu tüketilmek üzere geliştirilmiş ilk şampanya olan Moet Ice Imperial anlaşılan o ki epey tutmuş.
Benim için fazla buz küpü, ama hiç şampanya sevmeyen bile rahatça içebiliyor.

X