"Yorgo Kırbaki" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yorgo Kırbaki" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yorgo Kırbaki

Eleni’nin taksileri

Yunanistan’da kriz sürüyor, taksiler sinek avlıyor. Buna rağmen Eleni’nin taksileri bir dakika boş durmuyor. Eleni’nin yaratıcılığı krizi fırsata dönüştürdü

Tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşayan, tünelin ucunda da ışık mışık görünmeyen Yunanistan’ın başkenti Atina’da, bir buçuk yıl öncesinde en ender rastlanan, günümüzdeyse en kolay bulunan şey taksi.
Kriz öncesi 200 bin Euro’yu geçen plaka değeri 80-90 bin Euro’ya düştü taksilerin. Daha 20 ay öncesine kadar müşteri seçen ya da aynı istikamete giden iki hatta üç yolcudan ayrı ayrı para alan taksiciler şimdi kan ağlıyor.
Atinalılar üçün beşin hesabını yapıyor artık. Eskisi gibi öyle taksiye sık binmiyorlar. Toplu taşıma araçlarıyla gidiyorlar işlerine. Ucuz da değil ki ‘Yellow car’. En kısa mesafe 3.15 Euro, havaalanı tam 35 Euro. Başkentteki trafik kaosu ve grevler nedeniyle şehir merkezinin hemen her gün birkaç saatliğine araçlara kapatılması da cabası. Kelimenin tam anlamıyla 15 bin taksici sinek avlıyor.
Bir zamanlar meydanlarda, limanlarda mumla aranan taksiler şimdi aynı yerlerde uzun kuyruklar oluşturuyorlar.
Taksi sahipleri de perişan, şoförler de.
Kaideyi bozmaz tabii ama istisnalar da var.
Mesela, Eleni Fifli adlı kadın taksici gibi. Kendisi gibi kadın üç-dört meslektaşıyla kafa kafaya verip Taxi Beaute’yi kurdu. Kısa sürede de adı duyuldu.
Telefonla Taxi Beaute’yi arayıp “Şu saate şu adrese bir araç gönderin” diyen müşteri biliyor ki arka koltukta oturan güzellik uzmanı yol boyunca manikür, makyaj ve yüz bakımı hizmetlerine hazır.
Eleni, trafikte acıkan ya da susayan müşterileri de düşünmüş. Bagajındaki buzdolabında su, meşrubat, sandviç, pasta ne isterseniz var.
O kadarla da bitmiyor yenilikleri. Takside iğne, iplik, yüksük var. Düğmesi kopan, fermuarı yırtılan müşteriler için...
Sevgiliye ya da dosta giderken aceleden hediye almayı unutanları bile düşünmüş Eleni. Kurutulmuş çiçek ya da ambalaj içinde renk renk mumlar da var takside. Fiyatları da öyle pahalı filan değil. Üstelik makbuz da kesiyor kadın.
Tabii günlük gazeteler ve dergileri bulundurmayı da ihmal etmiyor.
Bitmedi: Küçük çocuklar için canları sıkılmasın diye arabada masal kitapları, kalemler, oyuncaklar da mevcut.

HASTA ÇOCUKLAR İÇİN PALYAÇO

“Beni en çok üzen tedavi için hastanelere giden çocuklar. Birkaç öyle müşterim var. Annelerinin babalarının yüzleri asık, hep tedirgin. Çocuklar da ağlıyorlar hep. Ne yapabilirim diye düşündüm ve sonunda buldum. Palyaço kıyafeti giyen bir arkadaşımı beraber alıyorum. Yolculuk sırasında hasta çocuklara şakalar yapıp eğlendirmeye çalışıyor” diyor Eleni.
“İşler nasıl? diye sorulduğundaysa cevabı, “Bizim ekip bir an bile boş dolaşmıyor”.
Olağanüstü durumlarda, krizlerde yaratıcılık çok önemli. Yeniye, farklıya cesaret etmek... Eleni bunu yaptı işte.
Bir Yunan şarkısı der ki: “Hayat cesurları, çılgınları ve değerleri hep affeder...”

Teşekkürler şampiyon

Delikanlılığa adım atmaya yakın yıllarda sabahtan akşama kadar sokakta top oynardık. Bir yokuş üzerindeydi evimiz İstanbul’da. Yokuşun bir ucu kale, diğer ucu kale.
Ogün’ü, Sasu’yu (ne frikik atardı adam ya), Datcu’yu, Cemil’i taklit ederdik.
Gece başımı yastığa koyduğumda sarı-lacivertli formayla, benim zamanımdaki adıyla Mithatpaşa’da oynamayı düşlerdim.
Cihangir’de mahalle takımı Atakanspor, sonrasında İstanbul 1. Amatör kümede Beyoğluspor ve Atina’ya geldiğimde de yine amatör Ayios Thomas takımında top oynayabildim topu topu. Ama düşüm hep aynıydı.
Yaş ilerleyince, uyku öncesi düşüncelerimi değiştirmedim. Sadece bedenime metafizik-biyonik özellikler ekledim. Mesela ayağıma kafama bir şeyler oluyor ve ne vursam gol. Fenerbahçem de yaşıma başıma bakmadan benimle sözleşme imzalıyor...
Yaş daha da ilerleyince, o düşüncelerde forma ve kramponların yerinde artık ceket ve kravat vardı. Mesela toto, loto, moto ne varsa kazanmış ve yönetim kurulu üyesi, hatta başkan olmuşum...
Bir Türk şarkısı, “Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm, o incecik beline sarılarak yürürdüm” der. Çocukken, gençken, yaş ilerleyince ve yaş daha da ilerleyince o tatlı düşlerin hiçbiri gerçekleşmedi tabii.
Amaaaa...
Pazartesi günü Can Bartu tesislerinden yola çıkan konvoyda olmak, Bağdat Caddesi’nde kendimden geçmek ve Şükrü Saracoğlu’nda o bayramı yaşamak vardı anasını satayım.
Olmadı, yapamadım, orada olamadım yine işte.
Olsun...
Önümüzdeki sezon yaparım inşallah.
İlk yarıda kötü konuştum hakkında, bağışla Fenerbahçem.
Teşekkürler şampiyon!

X