Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Elbette sadece "ağaç meselesi" değildi

Gezi Parkı eylemlerinde etkin olarak yer alan, sosyal proje ve eylemleriyle Fenerbahçe ve Galatasaray taraftarlarında dahi "yükselenimiz çArşı" aidiyeti yaratan Beşiktaş taraftar grubu hakkındaki iddianame, bu ülkede şaşkınlık çıtasının her zaman daha yükseğe taşınabileceğini gösteriyor. Ecnebilerin "Sky is the limit" diye bir deyimi vardır, onun dahi ötesindeyiz. Sınır yok bizde, öyle ileri bir şaşkınlık dönemi.

çArşı üyesi 35 kişi hakkında, “Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Şüphelilerden biri, grubun liderlerinden Cem Yakışkan. İddianamede, Yakışkan’ın Beşiktaş çArşı grubunu eylemlere dahil etmek hususunda yönlendirici ve yönetici olarak görev aldığı, sosyal medyada söylediği sözler ve bizzat eylemlerdeki görüntüleri paylaşılmak suretiyle kitleleri, eylemlere katılımı hususunda teşvik ettiği, hatta bir kısım söylemlerinde meselenin "ağaç meselesi" olmadığını belirttiği yer alıyor.

“Ağaç meselesi”, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gezi döneminde ve sonrasında sık sık kullandığı bir kalıp. Bu iki kelime öyle bir kodlanmış durumdaki, yan yana geldiğinde, eylemlere katılanların, parkı ve ağaçları kurtarmak değil, hükümeti devirmek darbe yapmak amacı taşıdığı imasında bulunuyor.

“Ağaç meselesi”ni attığı bir tweet’te ilk kez kullanan ve yetkili ağızlar tarafından biteviye hedef gösterilen oyuncu Memet Ali Alabora, aylardır yurtdışında yaşıyor.

Şimdi iddianameye bakınca anlıyoruz ki, “ağaç meselesi”nin yeni kurbanları var, olacak.

Meselenin sadece ağaç olmaması, ne türden bir suçtur merak ediyorum. Burada yeniden tekrar ediyorum: Elbette o toplumsal patlamanın nedeni sadece ağaç değildi.

Mesele, tüm itirazlara rağmen Emek Sineması’nın yıkılmasıydı, Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs’a kapatılmasıydı, polisin her fırsatta orantısız güç kullanmasıydı, faillerinin hala karanlık olduğu Reyhanlı patlamasıydı, Uludere’ydi, Taksim Meydanı yayalaştırma projesiydi, her yere dikilen AVM’ler, beton kulelerdi (ki o kuleler dikilsin diye her gün işçiler ölüyor), kaç çocuk doğuracağımıza, nasıl doğuracağımıza, metroda, vapurda sevgilimizle nasıl oturacağımıza, öğrenci evlerinin nasıl olacağına bizim yerimize karar verilmek istenmesiydi, İstanbul’a 3. Köprü’ydü, 3. Havalimanıydı, Boğaz’a açılacak kanaldı ve nihayet Gezi Parkı’nın sonunu getirecek Topçu Kışlası’ydı.

Ezcümle, uzun bir süredir itirazları kör kuyularda yok olan toplumun hep bir ağızdan haykırışıydı.

X