Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

El öpenin el vermesi bekleniyor

NERMİN Erbakan'ın vefatı süresince Necmettin Erbakan ve kurmaylarının, AKP yönetimine nasıl davrandıklarını merak edip bir araştırmaya girişmiştim.

Bazı ilginç veriler edinmeme rağmen konuyu göndeme getirmekten vazgeçtim.

Şu günlerde Erbakan, yeniden cezaevine girme tehdidi ile karşı karşıya.

Konuyu görüştüğüm Erbakan'ın bir yakını, bazı bölümlerini önceden bilip not ettiğim bir anekdotu bana yeniden anımsattı.

Anekdot, AKP'nin ve hükümetin en önemli isimlerinden biriyle ilgili.

NERMİN HANIM'IN EN ÇOK SEVDİĞİ EŞ

Anekdot, Erbakan'ın taziyeleri kabul ettiği evinde geçiyor.

Taziye odası, Erbakan'ın kurmayları ve diğer konuklarla dolu.

Kapı açıldı; içeri giren konuk büyük bir saygı ile Hoca'nın yanına ulaştı.

Yine saygı ile elini öpüp başına koydu; başsağlığı diledi.

Kurmaylar harekete geçip, konuğa uygun bir yer gösterdiler.

Odadaki diğer konuklar sessizce bu buluşmayı izlemeye başladı.

Erbakan, konuğunun oturduktan sonraki taziye sözlerinin ardından, "Yapabilecek hiçbir şey kalmıyor. Zaman durmuyor. Elin kolun bağlanıyor" diyor.

Konuk da aynı duyguları paylaşmakla yetinince yeni bir sessizlik oluyor.

Sessizliği Erbakan'ın, "Hanımefendi nasıllar?" sorusu bozuyor.

Konuğu, "Çok iyiler, size taziyelerini iletmemi istediler" diyor.

Erbakan'dan bu kez, "Nermin Hanım en çok da onu severdi" sözü duyuluyor.

Bu sözün siyasi bir mesajı var mıydı, yok muydu, onu Erbakan bilir.

Ancak konuğun, Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olduğu halde, dolu bir odada eski liderinin elini öpmekten çekinmeyen Abdullah Gül olduğunu belirtelim.

Dolayısıyla Nermin Erbakan'ın en çok sevdiği eş de Hayrünisa Gül Hanım'dı.

Anlayacağınız, Erbakan'ın dostları, eski arkadaşları arasında el vermesini en çok Gül'den bekleme hakkını kendilerinde buluyorlar.

NAZAR BONCUKLU GENEL MÜDÜR AÇIKLAMALARI

Perşembe günkü yazıma konu ettiğim BOTAŞ Genel Müdür Vekili Rıza Çiftçi arayarak, "Faturalarımız muhasebe servisimizde ayrıştırılır. Bu işlem benim faturam için de yapıldı. Harcamadan iki ay sonra, 2003 Temmuz maaşımdan sözünü ettiğiniz harcamaların kesintisi yapıldı" dedi.

Çiftçi, "abur cubur" dediğimiz yiyecek ve içecekler, masaj ve nazar boncuğu harcamalarının karşılığında yapılan 222 milyon liralık kesintinin belgesini de gönderirken bir açıklama da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Basın Müşaviri Bülent İşmen'den geldi.

İşmen, yazılı açıklamasında alayın duyulması ardından Bakan Hilmi Güler'in sözlü talimatıyla Çiftçi'nin görüşüne başvurulduğunu, daha sonra da maaşından gereken kesintinin yapıldığını bildirdi.

Bence bu açıklamalar da durumun hassasiyetini gidermiyor.

Nedeni de halen görevde olanlar da dahil, konunun uzmanlarına bırakıyorum:

"Böyle bir faturanın amir tarafından ibraz edilmesi, ödemenin tamamının yapılması isteğini gösterir. Bir bürokrat bu tür harcamalar yapsa bile, harcamayı yaptığı an ya peşin ödeme yapar ya da kendisi için ayrı bir fatura çıkarılmasını ister. Bu fatura Harcırah Yasası'na da Muhasebat Yasası'na da aykırı. Kamu envanterine böyle bir belge giremez. Bir gün için bile olsa, kamu parası hiçbir bürokratın masaj gideri için ayrılamaz. Ama ben yaptım, oldu denirse; o ayrı."
X