Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Eksen kaydı mı kaymadı mı?

MASADA o ana kadar konuşulanların en ilginci, Rus kuzen hikayesiydi hiç kuşkusuz.

İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Türkiye’ye gelmeden önce Moskova’da, bir radyo yayını sayesinde varlığından haberdar olduğu 87 yaşındaki kuzeni Sofia ile buluşmuştu.


Nazi kamplarından Rusya steplerine 20’inci yüzyılın savurduğu hayatların öyküsünden küçük bir kesit dinledik Çarşamba akşamı İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband’dan.


Ankara ziyareti öncesinde küçük bir grupla İstanbul’da akşam yemeğinde bir araya gelen bakanın anlattığı sadece bu sevimli öykü değildi tabii ki.


Sohbetin özü bugünlerin en revaçta sorusuydu aslında.


Türk dış politikasının ekseni değişiyor mu?

İRAN ZİYARETİ ŞÜPHE YARATTI

Bu sorunun böylesine yaygın biçimde tartışılmasının nedeni bana göre, Başbakan Erdoğan’ın İran ziyareti sırasında kullandığı dil oldu. İsrail ile planlanan tatbikatın iptali, Başbakan’ın Gazze hatırlatmaları bu kadar “merak” uyandırmamıştı. İsrail’in Gazze politikasının hataları uluslar arası çevrelerde en geniş biçimde zaten konuşuluyor. Ama Rusya’nın bile yaptırımlardan yana tavır göstermeye başladığı bir dönemde, İran’ın nükleer programına sahip çıkmak, “Türkiye nereye gidiyor? Dış politika ekseni kayıyor mu?” sorusunu yaygınlaştırdı.  


EKSEN KAYMADI

Türk dış politikası eksen değiştirmiyor.


Günün somut koşullarına göre kendisini gözden geçiriyor. Soğuk Savaş sonrası Turgut Özal ile gündemimize giren, Balkanlardan Orta Asya’ya uzanan coğrafyada Türk ve Müslüman olan halklarla kucaklaşma vizyonu, bugün de ağırlık noktası değişerek devam ediyor.

AKP ile Müslümanlar arası işbirliği ve Ortadoğu ile ilişkiler ön plana çıksa da, bu süreç yeni değil. Türkiye’nin 80 sonrası dış politikada yeni açılımlar arayışının, kendi rolünü gözden geçirme sürecinin devamı. 

ERDOĞAN ÜSLUBU ZARAR VERİYOR

Bu sürecin yepyeni bir yönelim olarak algılanmasında, “Türkiye Batı’dan kopuyor mu?” sorularının sorulmasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söyleminin büyük etkisi var. Başbakan ideolojik geçmişinin üslubunu, vurgularını kullanmayı seviyor. Yoksulun ve ezilmişin hamisi rolünü olur olmaz yerde oynamakta sorun görmüyor.   


Birçok siyasetçi, bu şaşırtıcı vurgulara gündem değiştirmek için baş vurur. Erdoğan ise sokaklara mesaj vermek için yapıyor. Ortadoğu sokaklarının sevilen lideri olmak onun hoşuna gidiyor. Bunun Türkiye’nin genel çıkarlarına ne kadar hizmet edeceği, artıları ve eksilerini hesaplamaya zaman ayırmıyor.


Bu yüzden Türkiye, İran’daki reformcu liderlere karşı Ahmedinejad’ın kankası, Filistin’de Abbas Yönetimi’ne karşı Hamas dostu, Darfur soykırım mağdurlarının yakınlarına karşı da El Beşir’in ahbabı durumuna düşüyor.

Bu ilişkilerin arabuluculuk rolü için anlamı olabilir ama mesajların mutlaka bir ülkenin en üst seviyelerinden ve kamuyu üzerinden gitmesi gerekmiyor.


Kısaca, son zamanlardaki bu dış politikada eksen savrulması izleniminde, Erdoğan’ın üslubunun payı büyük.   


BÖLGESEL GÜÇ, AVRUPA’YA ALTERNATİF DEĞİL 


Eksen meraklılarına benim de bir sorum var. Özellikle de Avrupalı arkadaşlara. Türkiye’nin Avrupa vizyonunu kim bulandırıyor?


Avrupa, Ankara’ya kullanabileceği tek koz olarak stratejik önemi ve bölgesel etkisinden başka bir şey bırakıyor mu?


AKP, Türkiye’nin bölgesel gücü etkinleşip derinleştikçe, Avrupa Birliği için vaz geçilmez olacağını düşünüyor. Avrupa’yı bununla ikna etmeye çalışıyor. Kıbrıs baskılarını böyle geçiştirebileceğini hesaplıyor. 

Türkiye’nin dış politika öncelikleri değişmiyor. Gelişmeleri etkileyen güç olma hedefinin ekonomik sonuçlarını da hesaba katarsak bunda yanlış bir şey yok. Ama bu hedefi hayata geçirmek kolay değil. Birden fazla topla oynayan cambaz etkiler ama topların düşüp kaybolması ihtimali de var. Türkiye bu ara, dışarıya bu izlenimi veriyor.    

X