GeriEkonomi Rusya'da tanımayan kalmadı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Rusya'da tanımayan kalmadı

Rusya'da tanımayan kalmadı
refid:14570869 ilişkili resim dosyası

Eroğlu Holding'e ait Colin's Türk tekstilinin en önemli markalarından. 31 ülkede 500'ün üzerinde mağaza ile faaliyet gösteren Colin's, geçen sene krize rağmen 400 milyon dolar ciroya ulaştı. Özellikle Rusya'da çok etkin olan Colin's bu ülkenin tekstilde en bilinen markası.

 Eroğlu Holding Başkan Yardımcısı Şahin Eroğlu, 2015 sonunda 1500 mağaza ve 1.5 milyar dolar ciro hedefi ile yola çıktıklarını belirtiyor. Yurtdışında çok kuvvetli olduklarının altını çizen Eroğlu, bundan sonra Mısır'da üretime ağırlık vereceklerini ve 2 yıl içinde bu ülkede çalışan sayılarının 10 bine çıkacağını söylüyor. Eroğlu'na göre Türk tekstilini de sıradan üretim değil katma değerli ürünler ve markalaşma kurtaracak. Eroğlu'nun anlattıklarının devamını aşağıda okuyabilirsiniz...

eguler@hurriyet.com.tr

- Colin's nasıl kuruldu?        

Biz Aksaray'lı bir aileyiz. Firmayı 1983 yılında Kadırga'da kurduk, 65 metrekarelik basit bir tekstil atöltesiydi. Ama zaten tekstil işinin geçmişi böyle. Eskiden metre ile bez alınır, herkes  evde diker giyirdi. Özal dönemine kadar ısmarlama, kendi dikme ve küçük atölyelerle gitti sektör. Ama yurtdışına açılma ile birlikte inanılmaz gelişti ve bu süreçte biz de yer aldık. 1980'lerin rüzgarı bizi buralara kadar taşıdı.

- Büyüme nasıl oldu?

1983-87 arası iç piyasaya çalıştık. Kadırga'da biraz büyüdükten sonra Cennet Mahallesi'ne geldik, oradan da 1992'de Firüzköy'e bir fabrika kurup dünyanın önde gelen markalarına fason üretim yapmaya başladık.

1994'te Kulis markasını lanse ettik. Bu arada Rusların ilgisi ile Türk tekstiline inanılmaz bir talep oluştu ve biz de ilk mağazamızı Türkiye'den önce 1996'da Rusya'da açtık. Markamızı da Colin's olarak değiştirdik.

- Rusya'yı nasıl farkettiniz?

Onlar bizi buldular aslında. O dönem Laleli piyasasında inanılmaz bir talep vardı. Bizim de Mercan'da toptan mağazamız vardı. Önce oraya, oradan fabrikalara geldiler, baktılar. Sonra biz gittik, araştırdık ve Rusya'da bir ortak bulduk. Sonuçta toptan mal satarak marka olamazsınız, çünkü buradan alınan mallar Rusya'da pazarda satılıyordu. Ama biz diğer tarafa geçtik.

- Zor olmadı mı Rusya'da iş kurmak?

Aslında çok büyük riskti o zamanlar. Mafyanın olduğu, insanların kafasının kesildiği bir yerdi. Ama ortağın büyük bir çevresi vardı ve biz de onunla Rusya'da iş yapmaya başladık.

Rusya bir anda inanılmaz boyuta geldi ve biz Avrupa'ya üretimi bıraktık. O dönem üretim kapasitemiz aylık 200 bin adet, talep ise 1 milyon adetti. Bir tarafta Almanlar geliyor, 10 frankın pazarlığını yapıyoruz, öbür tarafta Rus gelmiş, getirmiş 1 milyon doları kolisini de kendisi taşıyor. Öyle zamanlardı...

Hepimiz hatırlarız, Türkiye'de 1994 krizi yaşandı. O krizi çok hasar almadan atlatmamızın en önemli nedeni Rusya'nın talebiydi. 94-95-96'da memlekette ne üretilirse Ruslara satılırdı. Hatta biz o süreçte sadece giysi de yapmadık, bisküviden araba jantına klozet kapağından kozmetiğe kadar her bulduğumuz götürdük ve anında sattık.

- Ortaklığınız sürüyor mu?

Biz onlarla 2000'e kadar ortaktık ama Rusların şöyle bir huyu var: Belirli bir geliri elde edince parayı bitirene kadar tatil yaparlar. Bizim ortak da parayı kazanınca orda yazlık burda kışlık tatile gitti ve biz tek başımıza devam ettik.

Bizim perakende ufkumuzu açan bilgi anlamında Avrupalılar ama pazar anlamında Rusya oldu. Avrupaya çok ihracat yaptık fakat çok para kazanamadık. Avrupa bizi ne ondurur ne güldürür. Ama Rusya çok farklı.  

Eren GÜLER yazıyor
hurriyet.com.tr

- Rusya'daki büyümeden en çok siz mi yararlandınız?

Aslında o süreçte bizimle birlikte iş yapan çok firma vardı ama onlar toptandan devam edince, perakende tarafını kaçırdılar. Biz Rusya'da Mc Donalds'dan bile önce mağaza açtık ve bir kategori yukarı çıktık. Sonuçta markanız pazarlarda yere düşmüşse artık kaldırmak çok zordur.

- Colins'in Rusya'daki algısı nasıl?
 
AC Nielsen'in yaptığı bir araştırmaya göre biz giyim sektöründe Rusya'nın en çok bilinen markasıyız. Mallarımız da Türkiye'ye göre yüzde 30 daha pahalı satılıyor. Ama algı olarak A sınıfı değiliz çünkü top markalar geldi artık. B'nin üstü konumundayız.

- Colin's'in bundan sonraki büyümesi nasıl olacak?

Avrupa'daki önemli markalarla da iletişimlerimiz var ama gelişen, geliri artan pazarlar Batı değil, Doğu. Böyle olunca Avrupa'daki önemli markalar da ciro kaybediyor, pazar daralıyor ve bakışları Doğu'ya kayıyor. Bizim de büyümemiz gereken yerlerin hepsi doğu tarafında.

Üzerinde ısrarla durduğumuz Çin ve İran var. İran'a 4-5 yıldan beri gidip geliyoruz. 80 milyonluk tüketime aç bir ülke ama ciddi bir vergi sorunu var. Ticaretin yüzde 70'i kayıt dışı, katırlarla, valizlerle gidip geliyor ürünler. Fakat bizim gibi bir kurum bu tip riskleri alamaz. İki ülkenin ticareti daha sağlıklı hale gelirse ilk gireceğimiz ülke İran.

Ayrıca Rusya'da çok iyiyiz ama ülkenin daha yüzde 30-35'indeyiz. Orada büyüyecek, gidecek çok yer var. Bizim lokomotif pazarımız Rusya, çünkü inanılmaz bir tüketimi var. Bütün mağazalar Türkiye'deki arefe günü gibi. İnsan orada iş yapmaktan büyük keyif alıyor.

- Sizin üretim tesisleriniz nerede?

Çorlu, Firuzköy, Aksaray ve Mısır'da fabrikalarımız var.

- Mısır'da ne zamandan beri var?

Mısır'da 3 yıldan beri çalışan bir fabrikamız var. Görüştüğümüz bir fabrika daha var, onu da almak üzereyiz. Ayrıca yine Mısır'a denim kumaş fabrikası açıyoruz. Kasımın ilk haftasında üretime başlarız. Aylık 4 milyon metrakare üretim kapasitesine sahip bir fabrika olacak.

- Kaç kişi çalışıyor olacak?

Almak için görüştüğümüz fabrikada 1200 kişi çalışıyor ama biz oraya yeni yatırımlar da yapacağız. Denim fabrikasının da devreye girmesi ile 2 yıl içinde Mısır'da 10 bin kişi çalıştırıyor olacağız.

- Mısır'a giden bazı tekstilciler memnun olmadıklarını söylüyor...

Biz Mısır'dan çok memnunuz. Şu anda mevcut kapasite 8 ay dolu, inanılmaz bir talep var. Bir de Türk tekstilciler genelde inşaattan başladıkları için zorlandı. Ama biz hazır tesisi satın alıp üzerine yatırım yaptık. Bu bizim şansımız oldu.

- Mısırlı işçilerin tembelliği konusunda da şikayet geliyor...

Aylık maliyeti 30 dolar olan bir işçinin canavar gibi çalışmasını beklemek de yanlış olur.

Aslında bu Türkiye'de de böyle. Mesela biz Aksaray'a fabrika açtığımızda inanılmaz bir başvuru oldu ama çalışma saatleri konusunda ciddi sıkıntı var. Tarıma alışmış bir toplumu dönüştürmek çok kolay değil. Mısır'daki ana sıkıntı da bu.

- Maliyetler ne kadar fark ediyor?

/images/100/0x0/55eb1062f018fbb8f8a8b2c1

Çorlu'da ortalama işçi maliyeti 900-1000 dolar. Mısır'da ise 50-60 dolar. Bunun bir de yüzde 4 ihracat teşviği var. O zaman 30 dolarlara iniyor. Toplamda biz Çorlu'da 20 dolara mal olan ürünü Mısır'da 9 dolara mal ediyoruz. O zaman yabancı markalara da ciddi bir üretim yapabiliyoruz.

- Türkiye'de üretimi artırmayacak mısınız?

Biz Türkiye'de zaten çok yüksek kapasite çalışıyoruz. Ama artık kapasiteyi büyütmeyi değil korumayı amaçlıyoruz. Daha küçük bant ve gruplarla kısa zamanda kısa terminlerle daha katma değerli ürünlere yöneliyoruz. Türkiye'deki tesisler ancak böyle ayakta kalır.

- Bundan sonra üretimde ağırlığı Mısır'a vereceksiniz o zaman...

Size maliyetleri söyledim. 60 dolara 1000 dolar, inanılmaz bir fark. Mısır'da benzin 40 sent, bizde 2 dolardan fazla. Rekabet etmek mümkün değil. Biz fikir satar ve kısa termin verebilirsek bu sektörde kalırız. Ama esas olarak bizim bu sektörde üretimden ziyade marka sürecini yönetmemiz lazım.

Şöyle bakalım: Eskiden ne kadar ihracat yaptınız diyorlardı, şimdi kendi markamızla ne kadar ihracat sorusunu sormak lazım. Bu çok önemli. Kendi markalarımızı oluşturup, her yerde üretip, ürettirip diğer ülkelere satmamız lazım.

- Ama Mısır'a gidenlere çok kızıyorlar...

Bence bunlar dar düşünce. Üretim hamallıktan farklı değil. Siz 10 dolara yaparken birisi 9 dolar deyince üretim bitiyor. Ülkelerin tarımdan konfeksiyona ilk geçtiği alan konfeksiyondur. Bu alan da tamamen az gelişmiş, düşük maliyetli ülkelerin yaptığı iştir. Biz üretimi hedeflersek çalışanımız da 100 dolar alır. Bence biz buraya aday olmamalıyız. Çünkü dünyada bu paraya yapıyorlar.

Bizim katma değeri yüksek ve organize eden tarafta olmamız gerekiyor. Mesela bizim Mısır'da 100 yöneticimiz çalışıyor. Biz neden Mısır'da üretip kolleksiyon yapıp diğer ülkelerde satmayalım? Bence hükümetin stratejisi de bu zaten. Üretimden çok beklentisi yok, Turquality ve markalara daha çok destek veriyor.

- Üretime?

Ben hükümet üretime destek versin de diyemiyorum aslına bakarsanız. Bir tarafta 1000 dolar bir tarafta 60 dolar. Bu fark destekle filan kapatılabilir mi, neyini destekleyeceksiniz? Desteklesin desek de nasıl olabilir? Boşa kürek çekmiş oluruz. Bu memlekette hiç bir insanı 100 dolara layık görmemeliyiz. Bugün İstanbul'u moda kenti yapmamız lazım. Paris'teki markalar satmış olduğu ürünün yüzde 80'ini yabancıya satıyor. Böyle bakalım, bu tip açılımlar gerekli. Yönlendirmeyi üretime değil markalaşmaya yapmak lazım.

- Türkiye tekstilde büyük çaplı üretimi kaybetti diyebilir miyiz?

Diyebiliriz ama kaybettiğimize de üzülmeyelim. Eğer 30 dolara çalışacaksak gene gelir. Bugün inanılmaz büyük üretimler yapan firmaları tanıyoruz zaten. Adam diyor ki, 'ben Bangladeş'ten 1 dolara alıyorum, sen verebilir misin? Yok...'

Biz artık overlok makinasında çalışan gençler değil firmaları yöneten gençler yetiştirmeliyiz. Bizde bu yetenek var, inanıyorum.

- Siz krizde nasıl büyüdünüz?

Krizde bazı firmalar tutunamadı. Bizim için iyi cadde, iyi metrekare ve iyi lokasyon çok önemli. Piyasada işler iyiyken böyle yerler bulmak zordu. Mesela biz 2001 krizinde de büyüdük. Benim o zaman Kızlay'da hiç mağazam yoktu, şimdi 5 tane mağazam var.

Bir söz vardır, "Küçük tekneler büyük tekneyi fırtınalı dönemde geçer..."
 
- Peki krizden hiç çekinmiyor musunuz?

Eğer işini yakından takip eder, çalışır, herşeyini ortaya koyarsan o işi yaparsın. İnsanlar yer, giyinir, barınır. Bunun için de siz işinizi iyi yaparsanız en iyilerden biri siz olursunuz. Ama sağlığınızdan ve sosyalliğinizden ne kadar fedakarlık edeceğiniz de çok önemli. İşte ben gideyim, Bodrum'da teknemde durayım, sistemin burada tıkır tıkır işlesin. Böyle birşey yok. Artık kar marjları çok daraldı ve işin başında durmak gerekiyor. İşin başında bizzat birebir takip edip zorlarsanız olur. O yüzden ben krizi filan düşünmem, gerekirse gece gündüz çalışırız.

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle