GeriKobi Everest’in tepesi mi, kumdan kalenin burcu mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Everest’in tepesi mi, kumdan kalenin burcu mu?

 Everest’in tepesi mi, kumdan kalenin burcu mu?

Her yaş kategorisi, zevkten zevke durumdan duruma değişse bile bir tane ana sohbet konusuna sahiptir. Lise öğrencileri dersleri ve yeni farkına vardıkları ilişkilerini, 28-35 yaş arası evlilik ve çocuklu hayatın zorluğunu, 40-55 yaş arası çocukların nasıl büyüdüğünü ve nerelere geldiğini hayatlarının odağına koyarlar. Kendileri istemese bile hal hatır sonrası muhabbet bu konulara kayar. Üniversite mezuniyetine yakın gençler ise hayatında çok büyük değişiklikler yoksa kariyer ve gelecek konularını tartışmadan masadan kalkamaz hale gelirler. Gelecek planı hakkında en ufak fikri olmayanın bile ufak ufak eklemeleri olur.

Kişisel tercihlere göre şekillenen gelecek planlarında büyük çoğunlukla 10-15 sene içerisinde başarı hikayelerine özenilen büyüklerin mevkileri hedeflenir. Tam bu noktada herkes en iyi başlangıç noktasını araştırarak kariyer iskeletine başlar. Biraz hızlı bir giriş değil mi? Çok hızlı. Hedeflenen koltuğa oturmak için nelere ihtiyacın olduğunu merak etmiyor musun? Çoğunlukla hayır. Bence hedeflediğin yola çıkmadan önce sahip olman gereken en büyük özellik; Kişisel değerler. Bu değerlerin var olması gerektiğine o kadar inanıyorum ki, çevremde sahip olmayanların bilinç altına kendiminkileri işliyorum. Merak edenimiz var mı? Gelin birkaç örnekle somutlaştıralım.

İmkansız yok, gerçekleşmesini ne kadar istediğinden bahset. Sene 1847, elektrik bulunalı yarım asır olmamış, ampul daha piyasada yok, insanlar gaz lambasıyla aydınlanıyor. Annesi doğuştan işitme engelli olan bir profesör, annesi gibi insanların sese tepki verebilmesine hayatını adamıştı. Araştırmalarında metal tellerinin sesi ilettiğini keşfetti. Bugünkü işitme cihazlarının temelini attı ve annesine az da olsa duyma yeteneği kazandırdı. Biz bu profesörü bu icadıyla değil, bugün hayatımızın olmazsa olmazı telefon buluşu ile tanıyoruz. Sizce o dönemde oturduğunuz odadan yan odaya sesi tel aracılığıyla iletmek mi daha imkansızdı yoksa gribin ölümcül olduğu bir devirde sağır bir insanın sese tepki vermesini sağlamak mı?

İş ve para asıl amaca giderken ihtiyacın olan bir araç. Kariyer planlarından bahsettik. Dürüst olalım büyük çoğunluğumuz iş fırsatlarını değerlendirirken ilk ne kadar kazanacağımızı merak ederiz. Çalışma ortamını, görevi, öğrenme imkanlarını sıralamanın sonlarına doğru iteriz. Yanlış mı? Asla fakat artık o kadar paraya odaklandık ki asıl amaç flulaşmaya başladı. Nedir bu asıl amaç? Mutluluk. Para kazanılmak için kazanılan, üzerine hırs yaratan kazandıkça çoğunu arzulatan bir uyuşturucu olarak konumlandı. Para hırsı amaç unutlursa öyle büyür ki şimdi sana tam gelen tablo, bir sonraki yarımın alt basamağı haline gelir.

‘Sen girişimcisin, kendi şirketini kurmayı daha çok kazanmak için seçmedin mi?’ sorusunu bunu her dile getirdiğimde en az bir, çoğunlukla değiştirilmiş halde 3-4 defa duydum. Cevabım çok net Hayır. Çok paraya sahip olmak için değil, hedeflediğim hayata giden en doğru yol olduğunu düşündüğüm için bu seçimi yaptım.

Çok yüksek bir banka hesap bakiyesine sahip olmayı hep dağcılar için Everest’in tepesine çıkmaya benzetirim. Yüzlerce dağın manzarasının güzelliği, tırmanmanın verdiği hazzı hiç düşünmeden, dağcılar başarılıyı çıkılan dağın yüksekliği ile eşdeğer tutar. Oysa gerçekten saygı duyulması gereken, yüksek dağlara çıkmak için başka hiçbir amaca sahip olmayan dağcı mı yoksa hayalini kurduğu kumdan kalenin burcuna çıkıp mutlu olduğu manzarayı izleyen mi?

Küçük ekleme; Yapılacak her seçim karşınıza o seçimi yapan diğer insanları çıkarıyor. Ben doğru yolda olduğumu, ne kadar kazandığıma, bana ne kadar itibar kattığına değil, hayalimi paylaştığım insanlara baktığımda anlıyorum. Bu bölüme kadar okumaya devam eden herkes benim seçimim sayesinde hayatıma girdi. Küçükte olsa son kişisel değerim; hayatını açtığın dostlar. İşin, dostların ile hedeflediğin kalitede zaman geçirmeni sağlıyorsa ve yastığa kafanı koyduğunda gülüyorsan ‘tam’sın, bir üst basamaktaki ‘yarım’ da gözün kalmasın.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle