Ekonomi için “4 farklı senaryo”

ANKA
15 Temmuz 2007 - 13:17Son Güncelleme : 15 Temmuz 2007 - 09:28

Türkiye’nin varlık satışları ve borçlanarak üretmeden tüketen, ekonomik istikrarsızlıklardan çıkış için 4 farklı senaryo ortaya atılıyor.<1+>Foto-analiz

Senaryoların foto analizi için tıklayın...

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özer Ertuna tarafından İstanbul Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) için hazırlanan “Yeni Yüzyılın Eşiğindeki Türkiye Ekonomisi Raporu”nda Türkiye’nin başarı ile başarısızlıkları incelenerek, 21’inci yüzyılın eşiğinde imkan ve potansiyeli değerlendirilerek çıkış yolları önerildi. Seçime günler kala ekonomik program arayışları hızlanırken Raporda, genel seçimlerden sonra ekonomi için olası 4 farklı senaryo ele alındı ve bu senaryoların sonuçları anlatıldı.

Rapora göre, 21’inci yüzyılın eşiğinde Türkiye çok önemli fırsatlar kaçırmakta, ekonomisini 21’inci yüzyılın gereklerine hazırlayacağına, varlık satışları ve borçlanarak üretmeden tüketen, bir ithalat cenneti haline dönüştürüyor. “Tüm kesimlerin görüşlerinden yararlanarak bu kesimlerin güvenini ve desteğini kazanmış ulusal ve ekonomik bağımsızlığa dayalı bir alternatif atılım programının” önerildiği raporda, bu programa bağlı yapılması gereken “Özel sektör, kamu, mali sektör ile vergi reformları”na model önerisinde bulunuldu. Raporda “Türkiye 21. yüzyıla girerken bir fırsatlar ülkesi. Türkiye bu fırsatların bilincine varıp Doğu, Batı, Güney ve Kuzey ilişkilerini dengeli bir şekilde geliştirmek zorunda. Bu Türkiye için bir şans olduğu kadar bir sorumluluk da” saptaması yer aldı. Türkiye’nin bu atılımı yapabilecek güçte olduğuna işaret edilen raporda “Türkiye’nin gerekli program değişikliklerini yapmaması çok pahalıya mal olmaktadır. Sorunların kökünde yatan ‘yüksek faiz düşük kur’ sarmalının bir an önce kırılması gerekmektedir. Türkiye’nin uygulayacağı politikalarla kurların enflasyonun üzerinde artmasını sağlaması gerekmektedir” değerlendirmesi yer aldı.

TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı ve İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, raporda yer alan değerlendirmesinde gelir dağılımı bozukluğu ve yaygın işsizliğin sosyal düzeni tehdit ettiğini belirtti. Çarpıklığın sonucu olarak politik sorunların giderek büyüdüğünü kaydeden Arıkan, “Yeni dünya düzeni ülkeler için yeni fırsat ve tehlikeler yaratmaktadır. Seçim sonrası başlayacak yeni dönem ekonomide alternatif atılım programı için fırsat yaratacaktır. Türkiye tehditleri fırsata çevirebilir” dedi. Seçim sonrasında hiçbir kesim zarar görmeden Türk Lirası'nın dengeye oturtulması konusunda yeni kurulacak hükümeti zorlu bir görevin beklediğine dikkat çeken Arıkan, hazırlanan raporun program ve model arayışında rehberlik etmesini umduklarını dile getirdi.

“KRİZ ÇIKMAZSA, SICAK PARANIN KAZANCI YÜZDE 32 OLACAK”

Raporda yer alan birinci senaryoya göre, mevcut IMF programı sürdürülürse ve kriz çıkmazsa, sıcak paranın kazancı yüzde 32 olacak. Bu beklentiyle Türkiye’ye 20.4 milyar dolar ilave sıcak para girişi yaşanacak. Ayrıca banka ve şirketler yabancı para üzerinden borçlandıklarında yüzde 6.6 kazanç sağlayacaklar. YTL aşırı değerlendiği için ücretler döviz cinsinden yüzde 22 pahalılaşacak. Bu senaryo altında ekonomi tahrip olmaya devam edecek fakat banka ve şirketler dışarıdan borçlandıkları takdirde çok karlı çıkacak. Ekonomideki kırılganlık her an bir krize dönüşebilir.

“KRİZ ÇIKARSA ENFLASYON YÜZDE 15’E YÜKSELECEK”

İkinci senaryoya göre, IMF programı sürdürülürken kriz çıkması durumunda, enflasyon en iyimser beklentiyle yüzde 15, faizler yüzde 22 dolaylarına yükselecek. Ücret artışları yüzde 5 gerileyecek, döviz kurları yüzde 40.7 artacak. Türkiye’den 13.2 milyar dolar para çıkışı olacağı gibi sıcak paranın kaybı döviz bazında yüzde 13.3 olacak. Bu olasılıkta, banka ve şirketler yabancı para üzerinden borçlanmalarının nominal maliyeti yüzde 47.1, enflasyondan arındırılmış maliyeti ise yüzde 27.9 dolaylarında olacak. Satış gelirlerine oranla yüzde 40 dolaylarında açık pozisyonu olan şirketler satış gelirlerine oranla yüzde 7.3 pozisyon kaybına uğrayacaklar. Bir kriz durumunda döviz pozisyonu açık olan banka ve şirketlerin ayakta kalması çok zor olacak. İşçilerin YTL üzerinden reel ücretleri yüzde 8.7 dolaylarında, döviz cinsinden ise yüzde 25.4 dolaylarında azalacak.

“SICAK PARANIN KAYBI DÖVİZ BAZINDA YÜZDE 6.4 OLACAK”

Üçüncü senaryoya göre , program devam ederken YTL değerinin “denge” değerine getirilmesi durumunda, Türkiye’ye gelen sıcak paranın kaybı döviz bazında yüzde 6.4 olacak. Dövizin kendi ülkesinde de yüzde 2 dolaylarında enflasyon olduğunu var sayarsak bu yüzde 8.3 dolaylarında bir reel kayıptır. Bu kayıplar nedeniyle 8.1 milyar dolar dolaylarında sıcak para çıkışı olacak ve 2006 sonunda Türkiye’de 64 milyar dolar dolaylarında olan sıcak para miktarı, 55.9 milyar dolara gerileyecek. Satış gelirlerine oranla yüzde 40 dolaylarında açık pozisyonu olan şirketler satış gelirlerine oranla yüzde 4.2 pozisyon kaybına uğrayacak. Bu denli pozisyon kayıpları bir kısım şirketleri zor duruma sokacak, bazı şirketlerin el değiştirmesine neden olacak. İşçilerin YTL üzerinden reel ücretleri değişmeyecek, ancak döviz cinsinden ücretler yüzde 10.5 dolaylarında azalacak. Bu senaryo altında YTL değeri denge değerine kavuşacağından ekonomide önemli düzelmeler olacak.

“SICAK PARANIN KAZANCI DÖVİZ BAZINDA YÜZDE 1.0 OLACAK”

Dördüncü senaryoya göre, YTL değerinin “denge” değerine yönlendirilmesi senaryosu durumunda Türkiye’ye gelen sıcak paranın kazancı döviz bazında yüzde 1.0 olacak. Dövizin kendi ülkesinde de yüzde 2 dolaylarında enflasyon olduğunu varsayarsak bu yüzde 1.0 dolaylarında bir reel kayıptır. Bu kaybın düşük olması nedeniyle 2.6 milyar dolar dolaylarında sıcak para çıkışı olacak ve 2006 sonunda Türkiye’de 64 milyar dolar dolaylarında olan sıcak para miktarı, 61.4 milyar dolara gerileyecek.

Model ve senaryoların geliştirilebileceği belirtilen raporda varılan sonuçlar işe şöyle:

- Türkiye ekonomisi mevcut IMF destekli ve denetimli programla kendisini 21’inci yüzyıla hazırlayamaz. IMF destekli ve denetimli programın Türkiye ekonomisine maliyeti çok yüksek. Program aynı şekilde uygulandığında Türkiye’nin kriz riski daha da artacak. Doğabilecek kriz, bugün uygulanmakta olan programdan yarar sağlayanları da çok zor durumlara sokacak.

- Türkiye hem uygulamakta olduğu programların maliyetini azaltmak, hem de doğabilecek bir krizi önlemek için gerekli tedbirleri almak zorundadır.

- Alınması gereken tedbirlerin başında aşırı ucuzlamış olan dövizin pahalılaştırılması geliyor. Aşırı ucuzlamış döviz Türkiye’yi üretmeden, borçlanarak tüketen bir ülke haline soktu.

- Türkiye iyi bir enflasyon, faiz, ücret ve kur hedeflemesiyle “yüksek faiz düşük kur” sarmalını kırarak ekonomisini sürdürülebilir bir atılım içine sokabilir.

SENARYOLAR VE SONUÇLARI...

Seçimden sonra uygulanabilecek farklı ekonomi politikalarının farklı kesimlerce bedelinin ödeneceği ifade edilen Prof. Dr. Ertuna'nın raporunda, uygulanabilecek ekonomi politikaları ve sonuçları ele alındı.

Raporda, ekonomi için farklı senaryolar ve sonuçlarına ilişkin özetle şu değerlendirmeler yer aldı:

“Senaryo 1- Mevcut IMF programı sürdürülürse ve kriz çıkmazsa; sıcak paranın kazancı yüzde 32 olacak, bu beklentiyle Türkiye'ye 20,4 milyar dolar ilave sıcak para girişi yaşanacak. Ayrıca, banka ve şirketler yabancı para (döviz) üzerinden borçlandıklarında yüzde 6,6 kazanç sağlayacaklar. TL aşırı değerlendiği için ücretler döviz cinsinden yüzde 22 pahalılaşacak.

Bu senaryo altında ekonomi tahrip olmaya devam edecek fakat banka ve şirketler dışarıdan borçlandıkları takdirde çok karlı çıkacaktır. Ancak, bu senaryo sürdürülebilir bir senaryo değildir. Ekonomideki kırılganlık her an bir krize dönüşebilir.

Senaryo 2- IMF programı sürdürülürken kriz çıkması durumunda; enflasyon en iyimser beklentiyle yüzde 15, faizler yüzde 22 dolaylarına yükselecek. Ücret artışları yüzde 5 gerileyecek, döviz kurları yüzde 40,7 artacak.

Türkiye'den 13,2 milyar dolar para çıkışı olacağı gibi sıcak paranın kaybı döviz bazında yüzde 13,3 olacak. Bu olasılıkta, banka ve şirketlerin yabancı para (döviz) üzerinden borçlanmalarının nominal maliyeti yüzde 47,1, enflasyondan arındırılmış maliyeti ise yüzde 27,9 dolaylarında olacaktır. Satış gelirlerine oranla yüzde 40 dolaylarında açık pozisyonu olan şirketler satış gelirlerine oranla yüzde 7,3 pozisyon kaybına uğrayacaklardır. Bir kriz durumunda döviz pozisyonu

açık olan banka ve şirketlerin ayakta kalması çok zor. İşçilerin TL

üzerinden reel ücretleri yüzde 8,7 dolaylarında, döviz cinsinden ise yüzde 25,4 dolaylarında azalacak.

YTL'Yİ DENGE DEĞERİNE GETİRME VEYA YÖNLENDİRME SENARYOLARI

Senaryo 3- Program devam ederken TL değerinin “denge” değerine getirilmesi (Denge Senaryosu) durumunda; Türkiye'ye gelen sıcak paranın kaybı döviz bazında yüzde 6,4 olacak. Dövizin kendi ülkesinde de yüzde 2 dolaylarında enflasyon olduğunu var sayarsak bu yüzde 8,3 dolaylarında bir reel kayıptır. Bu kayıplar nedeniyle 8,1 milyar dolar dolaylarında bir sıcak para çıkışı olacak ve 2006 sonunda Türkiye'de 64 milyar dolar dolaylarında olan sıcak para miktarı, 55,9 milyar dolara gerileyecek. Satış gelirlerine oranla yüzde 40 dolaylarında açık pozisyonu olan şirketler satış gelirlerine oranla yüzde 4,2 pozisyon kaybına uğrayacaklar. Bu denli pozisyon kayıpları bir kısım şirketleri zor duruma sokabilir, bazı şirketlerin el değiştirmesine neden olabilir.

İşçilerin TL üzerinden reel ücretleri değişmeyecek, ancak, döviz cinsinden ücretler yüzde 10,5 dolaylarında azalacak. Bu senaryo altında TL değeri denge değerine kavuşacağından ekonomide önemli düzelmeler olacak.

Senaryo 4- TL değerinin “denge” değerine yönlendirilmesi senaryosu

(Yönlendirme Senaryosu) durumunda Türkiye'ye gelen sıcak paranın

kazancı döviz bazında yüzde 1,0 olacaktır. Dövizin kendi ülkesinde de yüzde 2 dolaylarında enflasyon olduğunu var sayarsak bu yüzde 1,0 dolaylarında bir reel kayıptır. Bu kaybın düşük olması nedeniyle 2,6 milyar dolar dolaylarında bir sıcak para çıkışı olacak ve 2006 sonunda Türkiye'de 64 milyar dolar dolaylarında olan sıcak para miktarı, 61,4 milyar dolara gerileyecek.

Bu senaryonun denge senaryosundan farkı TL'yi denge değerine bir hamlede ulaştırmamasıdır, TL değerini denge değerine getirme yerine, şirketler üzerindeki olumsuz etkiyi azaltacak, zamana yayacak, bu ara şirketlere gerekli tedbirleri alma olanağı sağlayacaktır. Dolar açısından bakacak olursak, bu senaryo altında dolar kuru 1,66 YTL/Dolar düzeyine yükselecektir. Döviz kurlarının kısıtlı artması TL'yi “denge” değerine yöneltecek fakat ulaştırmayacaktır. Fakat, bu senaryonun şirketlere maliyeti daha düşük olacaktır. Şirketler de alacakları tedbirlerle kurların dengeye yönelmesine katkıda bulunabilecektir.”

“MODEL VE SENARYOLAR GELİŞTİRİLEBİLİR”

Raporda, uygulanabilecek politikalar oluşturulurken ülke gerçeklerine uygun bilimsel parametrelere dayanan modellerden yararlanılması gerektiğine belirtilerek, model ve senaryoların geliştirilebileceği kaydedildi.

Raporda, “senaryoların nimet ve külfetinin adil dağılımının gerektirdiği düzeltmelerin yapılabileceği, bu açıdan bakıldığında önerilerin kesin değil örnek öneriler olduğu ancak, bu incelenen örnek önerilerin Türkiye gerçekleri altında bazı sonuçlara varmayı da mümkün kıldığı” değerlendirmesinde bulunuldu.

-SONUÇLAR-

Raporda, varılan sonuçlara ilişkin olarak da şu görüşlere yer verildi.

“Türkiye ekonomisi mevcut IMF destekli ve denetimli programla kendisini 21. yüzyıla hazırlayamaz. IMF destekli ve denetimli programın Türkiye ekonomisine maliyeti çok yüksektir. Program aynı şekilde uygulandığında Türkiye'nin kriz riski daha da artacaktır. Doğabilecek kriz, bugün uygulanmakta olan programdan yarar sağlayanları da çok zor durumlara sokacaktır.

Türkiye hem uygulamakta olduğu programların maliyetini azaltmak, hem de doğabilecek bir krizi önlemek için gerekli tedbirleri almak zorundadır

Alınması gereken tedbirlerin başında aşırı ucuzlamış olan dövizin pahalılaştırılması gelmektedir. Aşırı ucuzlamış döviz Türkiye'yi üretmeden, ailenin gümüşünü satarak, borçlanarak tüketen bir ülke haline sokmuştur.

Türkiye iyi bir enflasyon, faiz, ücret ve kur hedeflemesiyle 'yüksek faiz düşük kur' sarmalını kırarak ekonomisini sürdürülebilir bir atılım içine sokabilir. Yukarıda incelediğimiz senaryolar bunu göstermektedir.”

-ARIKAN'IN DEĞERLENDİRMESİ...-

TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı ve İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, raporda yer alan değerlendirmesinde, gelir dağılımı bozukluğu ve yaygın işsizliğin sosyal düzeni tehdit ettiğini savunarak, “Bu çarpıklığın sonucu politik sorunlar giderek büyümektedir. Yeni dünya düzeni ülkeler için yeni fırsat ve tehlikeler yaratmaktadır. Seçim sonrası başlayacak yeni dönem ekonomide alternatif atılım programı için fırsat yaratacaktır. Türkiye tehditleri fırsata çevirebilir” görüşünü dile getirdi.

Seçim sonrasında hiçbir kesim zarar görmeden aşırı değerli Türk Lirası'nın dengeye oturtulması konusunda yeni kurulacak hükümeti zorlu bir görev beklediğine dikkat çeken Arıkan, hazırlanan raporun program ve model arayışında rehberlik etmesini umduklarını kaydetti.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı