Ekonomi haberciliğinde sorgulama

Hürriyet Haber
10 Ocak 2012 - 13:05Son Güncelleme : 10 Ocak 2012 - 13:05

EKONOMİ Bakanı Zafer Çağlayan’ın “ihracatta rekor kırıldığı” yolundaki açıklaması, çoğu gazete ve televizyonda “Tarihi rekor” başlıklarıyla verildi. Hürriyet’te de bir sayfaya yayılan haberde “İhracat 134.5 milyar dolarla tarihi rekor kırdı, ‘milyar dolar ligi’ne 15 il yerleşti” müjdesi başlığa taşınmıştı.

Bu haberle ilgili olarak Salim Tok adlı okurdan, “İhracat rekor kırarken ithalat da rekor kırıyorsa terazinin bir tarafındaki gelişmeyi aktarmak insanları yanıltmak olmaz mı?” itirazı geldi. Tok, özetle şöyle diyordu: “Bu kadar gazeteci, bakana ‘Peki ithalat ne oldu?’ diye niye sormaz? Bu soruyu gazetem Hürriyet soracak, cevabını bana duyuracaktır diye düşündüm. Bu sabah merakla gazeteyi açtım. Ekonomi sayfasında ‘İhracat tarihi rekor kırdı’ başlığıyla vermiştiniz. Ama ithalat sözcüğü bir kere bile geçmiyordu. İthalatta da rekor kırıp kırmadığımızı ben nasıl öğreneceğim? İthalat ve ihracat bir terazinin iki kefesi iken birini vermek nasıl bir gazetecilik anlayışıdır?”

Okurun bu eleştirisini Ekonomi Servisi Müdürü Vahap Munyar’a ilettim. Munyar, bu okura ve aynı konuda eleştiri yönelten bazı yazarlara köşesinden yanıt verdi. Özetle şöyleydi yanıtı:

“11 aylık bir veriyle, 12 aylık veriyi karşılaştırmak, haberleri buna göre yapmak doğru olabilir mi? İhracat verilerini her ay TİM düzenli olarak açıklıyor. Buna karşılık, ithalat verisi için TÜİK’i beklemek gerekiyor.

TÜİK verileri açıkladığında, büyük olasılıkla ithalat rekorunun 220 milyar doları epey geçtiği görülecek. Öyleyse, ihracatçının 134.5 milyar dolarlık başarısını, 11 aylık ithalat verisiyle gölgelemenin anlamı var mı? Sabredin 12 aylık ithalat açıklandığında, gerçek dış ticaret açığı verisi ortaya çıktığında atılacak başlıkları görün, ondan sonra kararınızı verin.”

Munyar, bu yanıtı verdiğine göre, elbette o başlıkları beklemek gerek. Ama anlaşılan, o da okurun ihracat ile ithalat rakamlarının birlikte değer ifade ettiği görüşüne katılıyor; ithalatta rekor kırılmasını “büyük olasılık” olarak görüyor.

Madem durum bu, “İthalat rakamları da açıklandığında rekor kıracak” gibi bir ifadeyle de olsa ithalata atıfta bulunulabilirdi. Gerçeğin bir yüzünde başarı, öbür yüzünde başarısızlık varsa, iki yüzü birden duyurmak, yanıltıcı olmamayı sağlar. Hele 11 aylık veriler bile ithalatta tarihi bir başarısızlık rekoru kırıldığının kanıtı olarak ortada duruyorsa...

Kaldı ki, daha önceki yıllarda Hürriyet’in bu konudaki haberlerinde ithalat ile ilgili bilgiler de yer alıyordu.

Okurun bilme hakkı

“YAZARKEN çizerken hangi şapkayla yazıyoruz” diye sormuştu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan. “Akademisyen, gazeteci, şirket ortağı, banka danışmanı, banka yönetim kurulu üyesi, yatırımcı.  Birşeyler yazıyor, bir şeyler söylüyorlar, ama bu gerçekten samimi, doğru bir analiz mi?” diye de eklemişti.
Babacan’ın bu soruları, “Portföy yöneten gazeteci ve yazarlar var mı” sorunu olarak gündemde yer işgal etti bir süre. Sonra da birçok konuda olduğu gibi yanıtını bulmadan, sonuca ulaşmadan kaynadı gitti.

Fakat medyadaki sürekli devinim, biz gazetecileri bu soruya yanıt vermeye zorluyor. Zira artık eskisi gibi değil. Meslekten gelmeyen, asli sıfatı “gazetecilik” ya da “yazarlık” olmayanlar, uzmanlık sıfatlarıyla yazıyorlar, yorumlar yapıyorlar. Babacan’ın sözlerinden alıntıyla ifade edersem “çift şapkalı” yazarlar, yorumcular giderek artıyor. İyi de oluyor.

Tek şapkası “gazetecilik” olanların “yayına konu ettiği kişi veya kurumlardan hediye alması, ayrıcalık görmesi” yani maddi ilişki içine girmesi kabul edilemez. Bu konuda ilkeler çok nettir. Hürriyet Yayın İlkeleri de bu yöndedir.

Doğal olarak bu ilkeler, mesleği gazetecilik olmayan yazarları kapsamaz. Onlar zaten yazarlık dışında gelir getirici başka işlerle uğraşan insanlardır. Hem zaten diyelim bir bankada danışmanlık yapan bir yazarın samimi ekonomik analizler yapamayacağı söylenemez. Ya da bir ilaç firmasıyla ilişkisi olan bir doktorun sağlığa yararlı olmayan bir ilacı okurlarına önereceği düşünülemez.

Ama okurun bilme hakkı vardır. Okur, yazarın diğer şapkalarını bilirse yazdıklarını da o ilişkilerini de göz önünde tutarak değerlendirir. O yüzden de “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde “Gazeteci olmayanlar” başlığı altında bir ilke benimsenmiştir: “Bir yayın organında, sürekli veya zaman zaman gazetecilik kapsamına giren alanlarda faaliyet gösterenlerin asıl sıfatları, asli işleri uygun şekilde belirtilmeli, kamuoyu onların temel konumu hakkında bilgilendirilmelidir.” Zira şeffaflık, gazeteciliğin temel ilkelerindendir.  Okurla güven ilişkisinin yara almaması ancak böyle sağlanır.

Bir meslektaşın serzenişi

PROF. Dr. Mümtaz’er Türköne’nin “Atatürkçü denilmesini kendime hakaret sayarım” sözleri, yeni atandığı Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu üyeliğinden istifasıyla sonuçlanan tartışmalara yol açmıştı. Hürriyet, bu konudaki haberlerinde Türköne’nin bu sözleri “bir TV programı”nda söylediğini yazıyordu. Meslektaşımız Balçiçek İlter, arayıp “Neden Türköne’nin bu sözleri Habertürk TV’de benim sunduğum programda söylediği yazılmıyor?” serzenişinde bulundu. Bu eksikliği giderip, emeğin hakkını teslim edelim.

Anne sütü

BEBEK maması üreticisi bir firmanın yöneticisinin sözlerini içeren “Bebekler 20 kilo mama yerse yatırım yaparız” başlıklı habere, “anne sütünün yararlarının göz ardı edildiği” eleştirisi geldi. İsminin yayınlanmasını istemeyen dört okurun gönderdiği elektronik iletide şu görüş dile getiriliyordu:

“Fabrikasını nereye kurarsa kursun umurumuzda değil, ama çoğu bilinçsiz annenin beynini yıkamaya yönelik bu propagandaya Hürriyet alet olmamalıydı. Söylediklerinin tersine anne sütünde tüm mineral ve vitaminler emilimi yüksek olduğundan bebeğe yeterlidir ve tüm bilimsel yayınlarda bunu görebilirsiniz.”
Bu eleştirileri, haberi yazan Demet Cengiz Bilgin’e de ilettim. Haberde ‘Anne sütünün altın olduğunun’ vurgulandığına dikkat çeken Bilgin, şu yanıtı verdi: “Zaten firma yöneticisi de ‘Anne sütü altın, onunla yarışmıyoruz ona yaklaşmaya çalışıyoruz” diyor. Haberde, ‘Anne sütü eksikliğinde bebekler ona en yakın ürünle beslensin’ deniyor.”

Gerçekten de dikkatle okunduğunda, haberin anne sütünün yerine mamayı önermediği anlaşılıyor. Tersine anne sütünün yararı vurgulanıyor haberde.

Okurdan kısa kısa

Alaattin Yaşar Güneş: 30 Aralık günü Uludere’deki 35 ölü haberi ile Erciş’teki Hürriyet konteynırlarına ayırdığınız yer sizce meslek ilkelerine uygun mu? 35 insan kendi devletinin kurumlarının hatası ile hayatlarını kaybettiler. Gerek hükümet nezdinde gerek medyada duyarlılık gösterilmeden üstü örtülmeye çalışıldı. Sizin vicdanınıza soruyorum, bu hak mıdır?

Reha Aydanlı: 4 Ocak’ta attığınız başlığa bakın, “Makam önünde küstahlık”. Maşallah siz kararınızı vermişsiniz. BDP’lilerin Meclis’teki bu eylemine hangi hakla “küstahlık” dersiniz? Allah aşkına bir bakın böyle başlık atan başka gazete var mı? Zaten Selahattin Demirtaş’ın Başbakan’a verdiği cevabı, gruptaki konuşmasını da yazmamışsınız. Gazetecilik anlayışınıza şapka çıkarıyorum!

Prof. Dr. İsmet Çetin: Serdar Ortaç’ın kumar tutkusu, kumar kazancı niçin gazetenizin ilk sayfasında yer alır? Birçok gencin örnek aldığını tahmin ettiğim bir sanatçının kumar merakı ve bununla ilgili haberler, kumarı teşvik edecektir.

Tuğba Alpsar Gürün: ‘Serdar Ortaç kumardan 1.2 milyon dolar kazandı.’ Bu kadar özendirici bir başlığı Hürriyet’e yakıştıramadım. İlla bu haber ilk sayfadan girecekse bu kişinin bugüne kadar kaybettiği miktar önce yazılmalıydı.

Murat Göle: “Hâkimden Ahmet Şık’a: ‘Çıkınca artık gazeteci olarak yazarsınız”. Haber güzel, ama iddia makamının söylediklerini hafife alıp, sulandırdığınız zaman yanlı olduğunuz hissi uyandırıyor. Bir şüphelinin tüm savunmasını vermek için alakasız bir başlık kullanmışsınız.

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı