Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ekonomi durgunluğa giriyor mu

Global kredi krizini önce çok fazla ciddiye almayan Batılı hükümetler, ardından ardı ardına önlemler açıkladılar.

Ancak, bunlara rağmen hala dev dalgalar piyasaları vuruyor, gelişmiş, gelişmekte olan, bütün ülkeler bir türlü durulmuyor.  Tam ‘duruldu’ derken, yeni bir dalga daha kıyıya vuruyor…

Böyle bir ortamda herkesin aklında doğal olarak ‘ne zaman’, ‘en kötü geride kaldı mı’, ‘daha ne kadar sürer’ gibi sorular var. 

İşin doğrusu bu soruları bir kişinin kesin olarak bilmesi mümkün değil. Ancak, şimdiye kadar olanları iyi tahmin edenlerin, gelecek hakkında da isabetli tahminler yapması mümkün. O nedenle birkaç ay önce görüşüne başvurduğum ve ‘daha kötüsü gelecek’ değerlendirmesi aldığım Barry Eichengreen ile tekrar konuştum. ABD’de Berkeley Üniversitesi profesörlerinden Eichengreen’in yine ilginç tahminleri var. ‘Bizim kuşağın gördüğün en kötü durgunluk’ diye değerlendiren Prof. Eichengreen’in global krizin geleceğine yönelik analizleri şöyle:
-Bu aşamada artık Amerika’da hiç alışılmadık kadar derin ve uzun süreli bir resesyon kaçınılmazdır.

-Biz Amerikalıların çoğunun bugüne kadar görüp görebildiği en ciddi resesyon, işsizlik oranının yüzde 10’a çıktığı, 1980’lerin başındaki dönemdi. Zannedersem böyle bir durumla 2009’un sonunda tekrar karşılaşacağız.

-ABD’de şu anda yüzde 6.1 olan işsizlik oranı , normal bir resesyon ortamında 2 p/images/100/0x0/55ea88e9f018fbb8f8864cd8uan daha yükselir. 1980’lerin başlarındaki resesyonda ise bu oran 4 puan yükselmişti. O yüzden ben yüzde 10’luk bir işsizlik oranını hiç de imkan dahili dışında görmüyorum.

-Ancak maalesef ki “piyasa analistlerinin” çoğu bu değerlendirmeyi hesaplarına katmıyor, bu yüzden de benim piyasalarla ilgili teşhisim pek rağbet görmüyor.

-ABD’deki resesyon tam olarak ne kadar derin ve ne kadar sürecek? 1980’lerin başlarındaki senaryonun tekrarlanma ihtimali nedir? Bu soruların cevabını kimse kesin olarak bilmiyor ancak ABD’deki politika belirleyicileri, bankaları yeniden sermayelendirme sürecini hızla tamamlayarak ve talebi destekleyecek bazı mali teşvikler uygulayarak, ihtimalleri iyi bir sonuç alacak şekilde değiştirebilirler. Avrupa’daki meslektaşlarının da aynısını yapmaya ihtiyaçları var.

BORSA ŞİRKETLERİNE KENDİ HİSSELERİNİ ALMA HAKKI TANINMALI

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB), 57.000 endeks düzeyinden 25.700’lere kadar geriledi. Belki daha da aşağıya gidecek. Bazı şirketlerin değerleri inanılmaz rakamlara geriledi. 1 yıl önce akla hayale gelmeyecek şirket değerlemeleri ortaya çıktı.

Konuştuğum bazı patronlar ve CEO’ların bu duruma ‘içi acıyor’. Bir patrondan dinledim; ‘Şirketimin bu kadar düşük değere inmesini üzülüyorum. Şirketimin kaynağı var. Yasalar uygun olsa, elimizdeki fonlarla şirketimizin hisselerini alır, geleceğimize yatırım yaparız’ diye konuşuyordu.

Afken Holding’in başkanı Hamdi Akın’ın da aynı anlamda açıklaması oldu. ‘Halka açık şirketlere yönelik kendi hisse senetlerini borsadan alma yasağı kaldırılsın. Yasak kalkıp, şirketlere, doğrudan kendi hisselerini satın alma imkanı tanınırsa, istihdama da olumlu etkisi olur. Şirketler, adam çıkartacağına, maaşlarının bir bölümünü hisse senedi olarak ödeyebilir’ diyordu.

Türkiye’deki çok sayıda şirketin elinde nakit olduğunu, bunu faiz ve dövizde tuttuklarını biliyorum. Böyle bir düzenleme ile şirketler fonlarının bir bölümünü kendi hisselerine yatırabilirler. Bunun birkaç yararı olur. Önce şirkete… Kendine güveniyorsa, elindeki parayı daha iyi değerlendirmiş olur. İkinci yararı da piyasaya olur. Düşen borsaya ciddi bir moral gelir, yerlerde sürünen piyasa değerleri bir ölçüde ayağa kalkar.

Dünyada iyi örnekleri var

ABD’de de şirketlerin kendi hisselerini alması ciddi bir büyüklüğe ulaşmış durumda. 2005 yılında 367 milyar dolarlık alım yapılmış. 2006 yılını ilk 3 ayında ise bu rakam 100 milyar dolara ulaşmış. 1980 yılında sadece 5 milyar dolar olduğu dikkate alınırsa, gelişmenin yönü daha iyi anlaşılıyor.

Rusya’da bu yıl içinde 20 milyar doların üstünde hisse alımı gerçekleşmesi bekleniyor.
Bence bu konu hızla gündeme alınmalı. İşin uzmanlarıyla konuşup, dünya uygulamaları da gözde geçirildikten sonra hayata geçirilmeli. En azından tartışmakta, avantaj ve dezavantajlarını ortaya koymakta yarar var.

HEDGE FONLARININ SAYISI NASIL 16’YA KATLANDI?

Alfred Winslow Jones, 1923 yılında Harvard’dan mezun olmuş parlak bir gençti. Mezun olduktan sonra diplomatlık, gazetecilik gibi işlerle uğraştı. 1941 yılında Columbia Üniversitesi’nde sosyoloji doktorası yaptı. Ardından Fortune dergisine editör oldu. 1949 yılında ise bugün dünyayı etkisi altına alan yeni bir sektörün doğuşu başlatan girişimi yaptı. 40 bin doları kendisine ait olmak üzere 100 bin dolarla dünyanın ilk hedge fonunu kurdu.

Hedge fon işi uzunca süre büyük hızla büyümedi. Ancak, 1990’lardan sonra inanılmaz bir ivme gösterdi. Esas patlama 1995 yılından sonra, dünyadaki para bolluğu ile birlikte meydana geldi. Büyük para sahiplerinin fonlarını, yüksek kazançlı bir şekilde değerlendirmeyi amaçlayan fonlara ilgi arttı, sayısı ve büyüklüğü ciddi boyutlara ulaştı.

2 trilyon dolarlık sektör

2000 yılında dünyada 3 .bin 335 hedge fon vardı. 2008 yılının ilk 6 ayı sonunda ise bu rakam tam 8 bine ulaştı. İki katından daha fazla. Yönettikleri paranın büyüklüğündeki artış, sayıdan çok daha yüksek. 491 milyar dolardan neredeyse 2 trilyon dolara ulaşmış.

ABD, Avrupa ve Japonya gibi zengin ülkelerde büyüyen bu fonlar, son yıllarda Türkiye’nin de aralarında bulunduğu gelişmekte olan ülkelere ilgi gösteriyorlardı. Ancak, son birkaç aydır işler tersine dönmüş durumda. Batan bankalar, düşen borsalar bu fonlara büyük darbe vurdu.

4 bin fon kapanır mı?

Hedge Fund Research’ün tahminine göre 2008 yılının ilk 6 ayı sonunda 1.93 trilyon dolar olan bu fonların değerleri, Ekim ayı ortasında 1.7 trilyon doların altına düştü. Sadece eylül ayında yatırımcılar bu fonlardan 43 milyar dolar çektiler.

Bazı uzmanlar, 8 bin fonun 4 bininin, 2009 yılını göremeyebileceğini tahmin ediyor. Bu tahminlerine de 2008 yılında kapanan fon sayısındaki artışı gerekçe gösteriyorlar. Çünkü, sadece ilk 6 ayda 35 fon kapatılmış. Sadece bu eğilimin devamında bile 1000’e yakınının kapanmasına kesin gözüyle bakanlar var. 8 bin tahmini, işlerin kötüye gitmesini kapsıyor.

Ancak, bu işin sonu geliyor mu? Hayır… Elenenler olacak, yeni kurulanlar da… Piyasa sakinleşince, yeniden hedge fon rüzgarı esmeye devam edecek.

 

 

 

X