"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Eklem kireçlenmesi kader değil

Yaşlı insanların en önemli korkularından biri yürüyememek, kendi işlerini yapmalarını sağlayacak güçlü ve sağlıklı eklemlere sahip olamamaktır.

Bu korkuyu pek çok hastamda ben de gözlemledim. Yaşlı insanların çoğu, eklemlerinde meydana gelen harabiyetleri azaltmak için neler yapabileceklerinin arayışı içinde. Önemli bir kısmı kulaktan dolma ve yanlış bilgilerle sorunu önlemeye veya mevcut problemlerini çözmeye çalışıyor. Bu yazıda "osteoartrit" olarak bilinen ve yaşlanmanın doğal bir neticesi gibi kabul edilen eklem problemini önlemek veya kontrol altına almak için yapabileceğiniz şeyleri inceledik.

EKLEMLERİNİZ DE YAŞLANIR

Yaşlanmanın önemli etkilerinden biri eklemlerde yaşanıyor. Eklemleriniz özellikle 40’lı yaşlardan sonra yavaş yavaş bozuluyor. Eklem düzeylerini döşeyen kıkırdaklar parçalanmaya, tahrip olmaya ve incelmeye başlıyor. Yeni kıkırdak dokusunun yapımı yavaşlıyor. Ayrıca eklem köşeleri ve iç yüzeylerinde "kireçlenme" oluşmaya yani kalsiyum yapısında maddeler depolanmaya, birikmeye başlıyor. Eklem sıvısı azalıyor. Eklemlerin boşlukları daralıyor. Eklem yüzeyi düzensiz bir hale geliyor.

KISIRDÖNGÜYE DİKKAT

Sonuçta özellikle kalça ve diz eklemi gibi büyük eklemlerde hareket güçlükleri, ağrı ve sızılar ortaya çıkıyor. Bir süre sonra tutukluk, istirahat halinde bile ortaya çıkan ağrılar başlıyor. Bütün bu değişimler bırakın hareket etmeyi uyumayı bile güçleştirebiliyor. Bu sorunlar küçük eklemlerde de görülebiliyor. Özellikle kadınların el-parmak eklemlerindeki ağrılar, küçük topaklanmalar şeklindeki sertliklere sık rastlanıyor. Bu sorunlardan eklem hareketlerinin kısıtlanması ve ağrılar yaşlıların hayat kalitelerini bir hayli bozuyor. Oturup kalkmakta güçlükler ile başlayan, bir süre sonra sabah tutuklukları, hareket güçlükleri ile gelişen değişimler günlük işleri yapmayı, kişisel ihtiyaçları gidermeyi güçleştirecek hale gelebiliyor. Hareketsizlik sonra bir kısır döngü haline geliyor. Kilolar artıyor. Ekleme binen yük çoğalıyor. Eklem ağrıları ve şişlikleri daha da belirginleşiyor. Durum içinden çıkılmaz bir hale gelebiliyor.

KİLO VERİN VE

EGZERSİZE BAŞLAYIN

Eklem ağrılarınızı azaltmak ve daha rahat hareket edebilmek için kilolu iseniz kilo vermeniz, eklemlerinize binen yükü azaltmanız en önemli adımdır. Egzersiz de çok önemlidir. Yaptığınız egzersizlerin eklem harabiyetini artırmamasına dikkat etmelisiniz. Kilolu iseniz özellikle dizlere ağırlık veren yürüme, koşma gibi aktiviteler yerine yüzme ve benzeri egzersizleri seçmelisiniz. Eklem hareketliliğini koruyan ve çevre dokuları gevşeterek eklemlerin yumuşamasını sağlayan esneklik egzersizleri çok yararlıdır. Kaslarınızı güçlendirmek için ağırlık ve dirence karşı yapılan egzersizlerden de faydalanabilirsiniz. Gerek yürüme ve benzeri egzersizlerin, gerekse ağırlık egzersizlerinin yavaş yavaş başlatılması, dozunun makul ölçülerde ve kademeyle artırılması uygun bulunuyor.

DOKTOR KONTROLÜNDE TEDAVİ OLUN

Osteoartitin tedavisinde kullanılan birçok anti romatizmal ilaç, fiziki tedavi ve cerrahi girişim yöntemi var. Bu ilaç ve girişimsel yöntemlerin hangilerinin ne zaman, ne şekilde kullanılması gerektiği ciddi bir deneyim ve uzmanlık gerektiriyor. Romatizma ilaçları diye bilinen ürünlerin tümünü (ister reçeteli ilaçlar, isterse doğal destekler olsun) doktorlara sormadan kullanmamak gerekiyor. Bu ilaçlara komşuların, arkadaşların tavsiyesi ile başlamak çok önemli zararlara yol açabiliyor. Fizik tedavi uzmanlarına danışmadan masaj, kaplıca gibi değişik tedavi araçlarından yararlanmak uzun dönemde kontrolü güç, ciddi problemlere neden oluyor.

Eklem sorunları ile boğuşmak istemiyorsanız eklemlerinize gözünüz gibi bakın. Kilo verin, hareket edin. Eklemlerinizi burkma, düşme ve darbelerden korumaya çalışın. Eklem sorunlarınız varsa doktorunuza mümkün olduğunca erken başvurun. Bu sorunların çözümünü komşu ve arkadaşlarınıza değil doktorunuza bırakın. Doğal yardımcılardan faydalanmaktan korkmayın ama bunlardan maksimum faydayı sağlayabilmek için de yalnızca doktorunuzu dinleyin.

Eklemlerinizi zorlamayın

Eklemlerin korunması için de dikkat etmeniz gereken önemli noktalar var. Ağırlıkları kaldırırken gövdenize yakın tutmanız, yerden herhangi bir eşyayı alırken dizlerinizi bükerek eğilmeniz, dik durmaya çalışmanız, yüksek ve kolçaklı sandalyelerde oturmanız faydalı olacaktır. Uzun yolculuklarda sık sık mola vermeniz, birkaç dakika yürümeniz, otobüs, tren veya uçakla seyahat ediyorsanız içinde dolaşmanız tavsiye ediliyor.

El, bilek ve parmak eklemlerinde ağır romatizmal sorunlar yaşayanların eklemlerini fazla zorlamadan kullanmaları, örneğin sapları kalınlaştırılmış mutfak aletleri ve çalışma araçlarını tercih etmeleri, kavanoz açacağı, maşa gibi yardımcı araçlardan faydalanarak eklemlerini zorlamamaları ve yazı yazmak gibi uzun süreli aktivitelerde sık sık mola vermeleri gerekiyor. İlerlemiş eklem sorunları nedeniyle hareket güçlüğü çekenlerin ise tereddüt etmeden baston ve benzeri yardımcı araçlardan yararlanması öneriliyor. Bu araçlar eklemlere binen yükü azaltarak, ağrı ve diğer belirtilerin azaltılmasında ciddi faydalar sağlayabiliyor.


Glukozamin sülfat kıkırdağa faydalı

Osteoartrit tedavisinde kullanılan birçok besin desteği var ama bunlardan üçünün kullanımı bir hayli yayın. Glukozamin sülfat doğal ürünlerin en çok rağbet göreni. Osteoartrit için kullanıldığında kıkırdaklarda bulunan bazı özel moleküllerin üretimini artırarak, kıkırdağın kendisini yenilemesine yardımcı olduğu belirtiliyor. Bu ürün karides ve istiridye gibi kabuklu deniz ürünlerinin kabuklarından üretiliyor. Glukozamin sülfatın eklemlerde yaptığı en önemli değişim kıkırdak oluşumunu sağlamak. Ancak bazı çalışmalarda kıkırdağın beslenmesini de artırabildiği gösterilmiş.

Bu çalışmalar glukozaminin eklemlerdeki şişlik, ağrı ve hareket kısıtlılığı gibi problemleri azaltmada önemli yararlarının olabileceğini iddia ediyor. Glukozamin sülfatın tablet ve ampul şeklinde formları eczaneler ve besin desteği satan mağazalarda bulunabilmektedir. Bir günde alınması gereken miktar 750-1500 mg civarındadır. Bu desteğin deniz ürünlerine alerjisi olanlar ve mide problemi yaşayanlar tarafından daha dikkatli kullanılması gerekiyor. Bizim tavsiyemiz faydalı olabileceğini düşündüğümüz bu önemli bitkisel desteğe mutlaka doktor tavsiyesi ile başlanması ve etkinliğinin izlenmesi yönündedir.

Glukozamin sülfat çoğu kez kondroidin sülfat ile birlikte kullanılmaktadır. Bunun nedeni birlikte kullanımın glukozaminin gücünü artıracağının düşünülmesidir. Kondoridin sülfatın tek başına kullanılması tavsiye edilmemektedir.

Formunu koruyanların 8 önemli sırrı

Diyet yapmadan zayıf kalanların özellikle nelere dikkat ettiği konusunda fikir sahibi olmak istiyorum. Ve bu yolla zayıflayabileceğimi düşünüyorum. Önerileriniz var mı?

Yapılan bir araştırma sonuçları ile size formunu koruyanların neleri yapıp neleri yapmadıkları konusunda bilgi verelim.

1.
Doygunluk hissi ile ilgili bir skalada 1’den 10’a kadar numaralar verildiğinde kilo almadan formunu koruyanların 6.-7. seviyelerde doydukları ve tabaklarındakinin tamamını bitirmedikleri saptanmıştır. Kilo vermekte problem yaşayanların ise 8. ve 9. seviyede doydukları ve doygunluk hissi oluşsa bile tabaklarındakinin tamamını bitirmeye çalıştıkları gözlenmiştir.

Siz de yapabilirisiniz: Doygunluk hissinizin seviyesini düşürmek için bir iki gün ana öğününüzde 6 kaşık değil de 4 kaşık ana yemek tüketin. Zamanla hem daha yavaş yemek yemenin hem de doygunluk hissinde 6. seviyelere düşmenin farkındalığını yaşayacaksınız.

2. Zaman zaman nedensiz yere ortaya çıkan açlık sinyallerini "acil durum" şeklinde algılamadıkları, ortaya çıkan bu durumun (ara veya ana öğün mutlaka tüketilmiştir) ardından hemen bir şeyler atıştırmadıkları saptanmıştır.

Siz de yapabilirsiniz: Öğünlerin düzenli olduğu bir beslenme planında açlık sinyallerinin gerçekçi olmadığını, dengeli ve yeterli bir ana öğünün ardından ortalama 2-3 saat sonra bu sinyallerin doğru olduğunu unutmayın.

(Devam edecek...)

Sağlığınızdan olmayın

Arkadaşım bir program uyguluyor. Yiyeceklerin puanları var ve günlük 18 puanın var ise yiyecekleri kendin seçerek bu puanı tamamlamaya çalışıyorsun ve zayıflıyorsun. Sizce bu yöntem sağlıklı mıdır?

Bu tarz sistemler çoğunlukla Amerika’da uygulanır. Amacı kalori sayımını sağlamak ve insanların kafasını kalorilerle karıştırmaktansa, puan saydırarak yükü -biraz olsun- hafifletmektir. Günlük puan hakkınız 20 ise 20 puanı geçmemek şartıyla istediğiniz her şeyi yiyebilirsiniz. Bu patates kızartması da olabilir, kızartılmış tavuk kanadı da, hamburgerde, tereyağlı mısır da! Peki, bu zayıflamayı sağlar mı? Evet sağlayabilir ama ilk kez ya da ikinci kez diyet yapıyorsanız (yani vücudunuz diyete dirençli değilse, yıllardır diyet yapmıyorsanız!) veya insülin direnci, hipotirodi gibi metabolik bir sorununuz yoksa, ne yediğinizi ve neden yediğinizi öğrenmeye gerek duymuyorsanız ve sürekli kilo alıp vermeye hazırsanız...

Obez bireylerde, hastalık riskinin yüksek olduğunu düşünürsek bu mantıklı gelmiyor. Çünkü önemli olan bir günde alınan toplam enerji miktarı değil, bu enerjinin, yağ, karbonhidrat ve protein dağılımıdır. 20 puanının tamamını patates kızartması ile haşlanmış pirinçle ya da kumpirle tamamlayarak zayıflayan bir hastanın sağlıklı beslendiğini kimse savunamaz. Eğer bir sağlık probleminiz yok ise ve 4-5 kg arasında fazlalığa sahipseniz bu sistemi deneyebilirsiniz. Ama bunun sağlıklı yolu varken vücudunuzu deneme tahtası gibi kullanmanız yanlış. Yiyecekleri kalori kaynağı olarak görmeyin, hepsinin bir içeriği, içeriğindeki tüm vitamin-minerallerin de bir anlamı vardır.
X