Eğlencenin sanatçı patronları

Güncelleme Tarihi:

Eğlencenin sanatçı patronları
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 01, 2000 00:00

Haberin Devamı

Kimi gece kulübü işletiyor; kimi ünlü bir restoranın veya barın patronu olarak gece hayatındaki trendleri belirliyor. Son yıllarda sanat dünyasında başarılarıyla adından söz ettiren isimler, eğlence sektörünü ve kendilerinin bu dünyaya nasıl adım attıklarını anlattılar...

Sanat ve ticaret. Birbiriyle alakasız gibi görünen iki meslek türü. Üstelik şöyle bir kanı var; sanatçı duyarlılığı ve ticaret kafası birarada barınamaz. Oysa dünyanın çeşitli ülkelerinde ve de Türkiye'de birçok sanatçı kendilerine en uygun ticaret yolunu bulmuşlar. Restoran, bar ve cafe sahibi olmak ya da bu gibi yerlerde işletmecilik yapmak. Söylediklerine göre; çevrelerinin fazlasıyla geniş olması en büyük avantajları. Evlerinde misafir ağırlar gibi tüm dostlarını mekanlarına davet ederek, hep birlikte gülüp, eğleniyorlar. Özellikle şarkıcılar sahibi oldukları gece kulüplerinde daha huzurlu şarkı söylüyorlar, kendilerini daha rahat hissediyorlar. Bir de hayalkırıklığına uğrayanlar var tabii... Onların tek sorunu kendi akıl ve çevrelerinden yararlanan uyanık ortaklarıyla anlaşamamak. Bu yüzden tövbeli olmuşlar bile.

Aslı Altan (Safran)

Böyle bir fikir ilk olarak teyzemden çıkmıştı. Sonra bana cazip geldi. Tek başıma Safran'ı açtım. Önceleri bir oyun gibiydi. Ancak zamanla işin zorluğunu, bir oyun olmadığını, ticaret yaptığımı anladım. Evinde misafir ağırlamaya benzemiyor. Bu işten para kazanıyorsunuz. Benim avantajım çevremin genişliği oldu. Elbette ki hayattaki tek amacım bir restaurant-bar açmak değildi. Zaten Safran değil de, başka bir yer olsaydı kesinlikle çalışmazdım. Sadece burada olmaktan mutlu oluyorum.

Ülkü Duru (Baykuş)

Oyuncular sürekli dışarıda yaşayan insanlar. Sinema, tiyatro, kafeler, sohbetler... Yurtdışında oyuncuların açtığı kafeteryalar fazlasıyla bulunuyor. Bunu desteklemek amacıyla üç ay önce açtım Baykuş'u. Ayrıca yeni insanlar tanımak çok hoş. Mesela üç ortağımdan birini eski işletmemizde tanıdım. Bizim müşterimizdi, şimdi ise ortağımız. Kafeler yeni ilişkiler doğuruyor. Kendi gitmek istediğim gibi bir yer açtım. ‘‘Şu saatte gitsem bile arkadaşlarımı bulurum’’ diye rahatlıkla gidilebilecek bir yer. Sevmediğim bir iş yapmaktansa, sevdiğim bir meslek dalından para kazanıyorum ben de.

Tugba Önal (Camelott)

Camelot'u eşimle birlikte altı ay önce açtık. Bizim böyle bir ticaret konusunda daha önceden edinilmiş bir tecrübemiz yok. Fakat Camelott tarzı bir yere ihtiyaç duyulduğuna inanıyorum. Gönlümüze göre bir yer bulunca açtık Camelott'u. Şimdi sabırsızlıkla yaz sezonunu bekliyoruz. İşler daha iyi olacak çünkü. Aslında haksızlık etmeyeyim, yeni bir yer olmasına rağmen güzel bir getirisi var. Hatta biz Bostancı ya da Erenköy taraflarında ikinci bir şube açmak için yer arıyoruz. Amacımız uzun süre kalıcı olabilmek. Bir çok sanatçı arkadaşım geliyor Camelott'a. Yaşar, Yılmaz Erdoğan, Zerrin Özer, Jale...

Erdal-Gürdal Tosun (Kiraz)

Kiraz'ı açmamızın nedeni; Yılmaz'ın askere gitmesi oldu. Onu beklerken onsekiz ay geçti. Biz de: ‘‘Böyle bir şey bir daha yaşanırsa ne yaparız?’’ diye endişelenip, yapmaktan zevk alacağımız başka bir işe giriştik ve Kiraz'ı açtık. Şu anda hiç para kazanamıyoruz. Üstüne üstlük cebimizden harcıyoruz. Mesela ben evime et aldığım kasaptan, dükkanıma da et alıyorum. Ne var ki; içimiz rahat. Buraya gelip de bir yemeği eleştiren, beğenmeyen birine rastlamadık.

Abdullah Oğuz (Le Cigare)

Yüksek bir müşteri potansiyelimiz var. Özellikle önemli pozisyonlarda bulunan ve tanınmış işadamları daha çok geliyor. Sabancı Ailesi, Eczacıbaşı Ailesi, Taha Tatlıcı, Mehmet Ali Erbil, Nurseli İdiz... Bu isimler devamlı geliyorlar.

Serdar Ortaç (Dalmaz Center)

İlk olarak 1994 yılında Dalmaz Center’da sahne almaya başladım. Hiç ara vermeden de beş sezondur burada sahneye çıkıyorum. Geçen sene Mehmet Dalmaz'ın teklifi üzerine sahne çalışmamın yanısıra tüm işletme için projeler geliştirmeye başladım. Bu sene de bu projelerimizi ortaklık çerçevesi içinde uygulayacağız. Bunlardan biri tüm Marmara bölgesine yayın yapacak olan ‘‘Radyo Ortaç’’ı kurmak. Diğeri ise yeni sanatçılara benim bestelerimle dolu albüm yapmak üzere ‘‘Ortaç Müzik Yapım’’ı Dalmaz Center bünyesinde faaliyete geçirmek.

Zeki Alasya (Balıklama)

Boğaz'ı ve balığı çok sevdiğim için ortaya Balıklama çıktı. ‘‘İyi bir restaurant’’ diyebilmem için ilk aradığım, atmosferin dinlendirici olmasıdır. Balıklama'da da buna çok dikkat ettim. Çünkü balık lokantalarında göz yoran bir karışıklık vardır. Her yerde balık maketleri, tavandan, duvarlardan sarkan balık ağları... Bence buna gerek yok. Zaten balık sofrasının karışık, zengin bir görüntüsü var. Dekor bu yüzden dingin olmalı. Tabii taze balık, iyi mutfak çok önemli. Ben biraz da fast-food kültürüne karşı olduğum için açtım Balıklama'yı. Apar topar yemek yemek ne demek? Buna tahammül edemiyorum. Amacım Türk Akdeniz balık mutfağını hiç bozmadan korumak.

Sinan Çetin (Kafika)

Sinan Çetin, Kafika'nın işletmecisi Melih Doğan'a kafeyle ilgili her konuda söz hakkı vermiş. ‘‘Aslında Kafika iki yıl önce açıldı. Ama tadilat dolayısıyla kapatıldı. Dolayısıyla bir buçuk sene önce açıldı diyebiliriz. Sinan Çetin önceleri burayı çekim platosunun lokali olarak düşünmüş. Sadece çalışanları ve arkadaşları için açmış. Ancak işler tutunca ve ilgi büyük olunca daha geniş bir kitleye hitap etmeye başladık. Sinemaseverler, gazeteciler, yazarlar, Mimar Sinan'ın öğrencileri... Herkes burada. Eskiden buraya film seyretmek için özel olarak gelinirdi. Arada yemek yenirdi. Şimdi özel olarak yemeklere geliniyor. Arada film seyrediliyor. Şimdi restoranımızı minimalist tarzda dekore ediyoruz. Çok özel mezeler yapacağız. Ayrıca Akdeniz mutfağından, Fransız mutfağından değişik tadlar sunacağız.

Kenan Doğulu (Şaziye)

Yazlık Şaziye'nin ortağıyım. Biliyorsunuz ben Şaziye ile bütünleştim. Bir şarkıcının sahne aldığı yerde kendini rahat hissetmesi gerektiğine inanıyorum. Benim huzurum gelen konuklara da mutlaka olumlu olarak aksedecektir. Ben Şaziye'nin tüm personeliyle çok iyi anlaşıyorum. Garsonlarıyla, şefleriyle, aklınıza gelebilecek herkesle... Tabii ortaklarımızla da. Her ticarette olduğu gibi riskler var. Bu, gayet doğal. Mekan kazanırsa, biz de kazanıyoruz. Benimle sohbet etmekten, birlikte şarkı söylemekten zevk alan insanlar geliyor çoğunlukla. Yoksa kimse: ‘‘Kenan, Şaziye'nin ortağı. Biz gidelim de, çocuk para kazansın’’ demiyor. O kadar çok ünlü isim geliyor ki, hangi birini sayayım?

Neslihan Yargıcı (A13)

1985-86 yıllarında ilk olarak Restaurant & Restaurant'la olay yarattım. Çok hoş bir yerdi. Ardından Sezen Aksu ile birlikte Oba Restaurant'ın işletmeciliğini yaptım. Bir de Kara-kol var. En fazla ses getiren çalışmam herhalde bu oldu. Garsonlar, polis üniforması içindeydi. İnanıyorum ki; polislerin üniformaları benim sayemde değişti. Şimdi de Ali Sayar'la birlikte A13 için çalışıyoruz. Fikir alışverişi yapıyoruz. İnsanlar değişiklik arayışında. Bana kalırsa İstanbul gece hayatında tek klasik Şamdan. Onlar tarzlarını hiç değiştirmediler. Ben de sürekli farklılık arayışında olduğum için bir yerde uzun süre kalmıyorum. Bu işten sadece cep harçlığı kazanıyorsunuz. Bir de keyif alıyorsunuz. O kadar!

Hayal kırıklığına uğrayanlar

İzel (Spica)

Benim niyetim bütün sezon boyunca bir mekanda çıkmak, o mekanla tam anlamıyla özdeşleşmekti. Böyle düşündüğüm sıralarda arkadaşım Levent Özkan: ‘‘Bir yer açmayı düşünüyorum. Hem orada çıkarsın, hem de ortak olursun’’ dedi. Bana da cazip geldi. Bir ay boyunca ticareti denedik ama olamayacağını anladım. Çünkü ben duygusal biriyim, ticaret kafam yok. Bir daha da böyle bir işe girmem.

Derya Alabora (Cafe Nisvan)

Daha önce tiyatrocu arkadaşım Ülkü Duru ile beraber Cafe Nisvan'ı açmıştık. Andon'un altında küçücük bir yerdi, boş duruyordu. Aklımıza böyle bir fikir geldi. Gerçekten de şirin bir yer oldu Cafe Nisvan. Tiyatrocu arkadaşlarımız geliyordu. Turistler geliyordu ve çok sıcak bir yer olduğunu söylüyorlardı. Dört sene işletmemize rağmen ne yazık ki bir ruhsat sorunu çıktı. Ülkü şimdi Baykuş diye bir yer açtı. Oranın benimle alakası yok. Fakat çok sık gidiyorum. Böylesi çok daha zevkli. İşletmecilik yapmak gerçekten de çok külfetli bir iş. Sürekli başında durmanız ve ilgilenmeniz gerekiyor. Eğlenmek için değil de zorunlu olarak gitmeniz de bir süre sonra insanı bunaltıyor. Bu işten iyi para kazanmak istiyorsanız öncelikle hedef kitlenizi iyi belirlemeniz gerek. Mesela Çanga diye bir yer açıldı. Sosyeteye hitap ediyor ve bir tabak yemeği otuz milyona yiyorsun. Dediğim gibi; hedef kitleni iyi belirlersen para kazanıyorsun.

Bedri Baykam (Bukalemun ve Dadaist)

İnsanlar bana:‘‘Ortaköy'de bar olur mu?’’ diye şaşkınlıkla sorarlarken ben Bukalemun'u açtım. Ortaköy'ün ilk barıydı Bukalemun. Orada geçen ikibuçuk senemden sonra Beyoğlu'nda Dadaist'i açtım. Ne yazık ki dört ay sürdü. İki bardan da ayrılma sebebim ortaklarımla anlaşamamam yüzünden oldu. Benden sonra da kapandılar zaten. İkisi de İstanbul gece hayatında derin izler bırakan yerlerdi. Benim yaptığım politika, yazdığım kitaplar, çizdiğim resimler birbirini tamamlıyor. Yaptığım hiçbir iş birbirinden ayrılamaz. Açtığım barlarda da amacım; canlı ortamlar yaratmak, sıcak dostluklar kurmak oldu. Bulutsuzluk Özlemi ilk olarak benim barlarımda çaldı. Dadaist'te Özlem Tekin, Şebnem Ferah Volvox'la çıktı sahneye. Yıllarca Teoman, Millage grubuyla barımızda çalıştı. Bu işlerden iyi para kazananlar mutlaka vardır ama ben kazanamadım. Çünkü ben olaya: ‘‘Ne yaparsam daha iyi kazanırım?’’ diye bakmadım. Eğer yeni bir yer açarsam bu çok zevkli, keyifli bir yer olacak.

Deniz Türkali (Beşinci Kat)

Gazeteci arkadaşım Murat Çelikkan bana bu öneriyi getirdi. Ben de onun bana teklif ettiği hiçbir şeyi reddetmeyeceğim için ortak olmayı kabul ettim. Yasemin Alkaya da diğer ortağımızdı. Beşinci Kat'a başlamadan önce gece hayatını çok seven bir insandım. Ancak burası beni gece hayatından soğuttu. Artık bu tarz işlere girmeyi istemiyorum.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!