Gündem Haberleri

    Eğitime zarar vermeyelim

    Nuran ÇAKMAKÇI
    26.04.2004 - 11:06 | Son Güncelleme:


    İlköğretim okulunda görev yapan bir öğretmen.

    Kızgın, ağlamaklı.

    Okulunda olağan teftiş var.

    Altı müfettiş sınıflara girip, öğretmenleri izliyor.

    Öğrencilere soru soruyor.

    Atatürk köşesinin olup olmadığından, İstiklal Marşı'nın Atatürk fotoğrafının sağına mı, soluna mı asıldığına kadar her şeyi inceliyor.

    Eğitici kol faaliyetlerini tek tek soruyor.

    İşlerliği varmış yokmuş, önemli değil.

    Onlar soruyor.

    İngilizce bilmeyen müfettiş İngilizce dersini izliyor.

    Bir başkası öğrencilerin yanında öğretmeni azarlıyor.

    Bir başka okulda, öğretmenin kitap satıp satmadığını öğrenmek için müfettiş öğrencilerin çantalarına bakıyor, yani arıyor.

    Hangi öğretmene, müdüre sorsanız bir müfettiş anısı anlatır size.

    Anlattıkları da yukarıdakilerden pek farklı olmaz.

    *

    Donanımlı, işinde yetkin, hálá görevde olan, kibar bir müfettişi aradım.

    O anlattı ben dinledim: ‘‘Denetlediğim okula minibüs, otobüs ve dolmuşlarla gidiyorum.

    Bunun karşılığında ulaşım ücreti olan 250 milyonu ancak iki-üç ay sonra alabileceğim.

    İki üniversite mezunuyum.

    Milli Eğitim Müdürlüğü, okul müdürlüğü yaptım.

    En üst derecedeyim.

    Aldığım para vergi iadesiyle birlikte bir milyarı ancak buluyor.

    İki çocuğum okuyor.

    Rüşvet yememeye, zengin olmamaya kararlıyım. Bunun kaşılığında yere serdiğimiz yatak-yorganlarda yatıyor, üç öğün yemeği bulamıyorum. Sanıldığı gibi müfettişler yetkiyle donatılmamıştır. Tam aksine yetkileri çok sınırlıdır. Bizler hiçbir zaman öğretmenin meslek bilgisi, alan bilgisine bakmayız.

    Asıl baktığımız şey onların öğretmenlikleri, performanslarıdır.

    Orada da öğretmenler kapris yaparlar.

    Öğretmenliği kendilerine zırh olarak çekerler.

    Biz onların öğrencilerle ilişkilerine, çocukları motive edip edemediklerine, derse katıp katmadıklarına, ses tonlarına, zamanı iyi kullnıp kullanmadıklarına, yaptıkları planı uygulayıp, uygulamadıklarına bakarız.

    Yani bilgileri pek de fazla bizi ilgilendirmez.

    Meslektaşlarımı ben de eleştiriyorum.

    Artık, ölçülerle, şekillerle ilgilenmemek lazım.

    Ama, ne var ki, sadece iyi öğretmen değil, iyi müfettiş de yetişmiyor.‘‘

    *

    Ben söylenenleri aktardım.

    Kararı siz verin.

    Bana sorarsanız, Biraz Nasreddin Hoca gibi olacak ama iki taraf da haklı.

    Günümüzün öğretmeni, müdürü, müfettişi eğitimde ışık saçmalı.

    Öğretmen, müdür çocuklarımızı günümüzün koşullarına göre ama yarını da düşünürek eğitmeli.

    Devlet de, soruşturma ve incelemeye şekilcilikten uzak çağdaş bir düzen getirmeli.

    ‘Ádet yerini bulsun', ‘dostlar alışverişte görsün' yaklaşımının eğitime- yararı şöyle dursun- zararı dokunur.

    Buna da hiç ihtiyacımız yok!
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı