Eğitim Haberleri

EĞİTİM

    Eğitimde kalitenin güvence altına alınması

    Prof. Dr. Gölge SEFEROĞLU - ODTÜ Eğitim Fakültesi Dekanı
    23 Eylül 2013 - 09:00Son Güncelleme : 23 Eylül 2013 - 09:28

    Haziran 2011’de yayımlanan, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Dünya Bankası’nın Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 29 ülkeyi kapsayan Geçiş Ekonomilerinde Yaşam Çalışması araştırması sonuçlarına göre, diğer ülkelerde devlet harcamalarında sağlık sektörünün öncelikli olması bekleniyor. Türk vatandaşları devlet harcamalarında önceliğin eğitime verilmesi gerektiğine inanıyorlar.

    Belki de eğitim bu kadar öncelikli bir konu olarak algılandığı için, ülkemizde “eğitim” denilince bu alanda uzmanlığı ya da donanımı olsun olmasın herkesin mutlaka bir fikir beyan ettiği gözlemlenir. Genellikle bilimsel verilere ve değerlendirmelere dayanmadan yapılan bu değerlendirmelerde eğitimin arzu edilen kalitede olmamasıyla ilgili olarak sistemin alt boyutlarından sadece birisi hedef alınır: Ya ders kitapları, ya öğretmenler, ya da sınav sistemi, vs. sorumlu tutulur. Sanki tek başına bu alt boyutlardan birisinde yapılacak herhangi bir değişikliğin birden bire sihirli değnek değmiş gibi eğitim sistemimizi iyileştireceği düşünülür.

    Oysa eğitim bir uzmanlık alanıdır. Ülkenin geleceğinin söz konusu olduğu düşünülürse Türkiye’de eğitimle ilgili yapılan değerlendirmelerin hem eğitimde evrensel ilkeleri, hem de ülke bağlamını göz önüne alarak alanda uzman kişilerce ve kurumlarca yapılması gerekir. Özellikle de eğitim sistemiyle ilgili doğrudan uygulamaya konulacak kararlar alınacaksa. Ancak böyle bir bilimsel yaklaşımla ülkemizin her bir köşesinde çocuklarımızın günümüzün gerektirdiği bilgi, beceri ve yetkinliklerle donanımlı bireyler olarak yetişmelerini güvence altına alabiliriz.

    Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası’nın geçtiğimiz aylarda yayımladığı “Türkiye’de Okullarda Mükemmeliyeti Teşvik Etmek” başlıklı raporunda iyileştirmeye açık alanlar olarak belirlenen “öğrencilerin etkili öğrenme stratejilerinin kullanımının teşvik edilmesi” ve “sınıf içi faaliyetlerin iyileştirilmesi” hizmet öncesi ve hizmetiçi öğretmen eğitiminde öğretmenlere kazandırılması gereken kritik becerilere işaret ediyor. Öğretmen yetiştiren kurumların bu konulara önem vermeleri yerinde olur. Ülkemizde eğitimin değerlendirilmesi sonucu iyileştirmeye açık olarak belirlenen bu iki alan öğretmenlere de önemli görevler yüklüyor.
    Öğretmenlerin kendi mesleki gelişiminde ve kariyer yönetimlerinde “öğrencilerin etkili öğrenme stratejilerinin kullanımının teşvik edilmesi” ve “sınıf içi faaliyetlerin iyileştirilmesi” boyutlarında kaydedecekleri ilerlemelerin okullarda verilen eğitimin kalitesine olumlu yansımaları olacaktır. Raporda bahsedilen mükemmelliği yakalayabilmek için öğretmenlerde bulunması önerilen kritik yeterlikler nedeni ile öğretmenlik mesleğinin ayrı bir uzmanlık gerektirdiği ortadadır. Düzenlemeler, Eğitim Fakültelerince verilen öğretmenlik mesleği eğitiminin önemi azaltılmıştır. Nasıl mühendislik ya da tıp doktorluğu belli bir uzmanlık eğitimi gerektiriyorsa öğretmenlik eğitimi de aynı özelliğe sahiptir. Bu nedenle öğretmenlik mesleğine giden yolun Eğitim Fakülteleri üzerinden sağlanması ülkemizin geleceği için hayati öneme sahiptir.

    Çağın gereği olan, bu değişimi yönetmektir

    Son yıllarda pek çok alanda olduğu gibi eğitimde de paradigmatik bir değişim yaşanıyor. Çağın gereği olan, bu değişime ayak uydurmak değil bu değişimi yönetmektir. Bu değişimi yönetebilmek için de eğitim ile ilgili tüm paydaşların değişim kültürünü içselleştirmesi gerekiyor.

    Günümüzde, eğitimde asıl hedef öğrencileri bilgi ile donatmak değil, bilimsel düşünen, bilgiye etkili erişme yollarını bilen, bilgiyi süzgeçten geçirip değerlendirerek kullanan, yeni bilgi üreten, problem çözen, eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerine sahip bireyler yetiştirmektir.

    Bu nedenle eğitimde kaliteyi güvence altına almayı hedefleyen tüm reform girişimleri,
    • Öncelikle “öğrenciye” ve “öğrenmeye” odaklanmalı.
    • Var olan sistemin bütününün/öğelerinin bilimsel yöntemlerle toplanan verilere dayalı değerlendirmesine dayanmalı.
    • Günümüz şartlarına göre değil, geleceğe yönelik planlanmalı.
    • Sistemin tüm boyutlarını bir sistem yaklaşımı ile bütüncül olarak ele almalı.
    • Sürdürülebilir ve hesap verebilir olmalıdır.

    Eğitimde kaliteyi arttırmak için yapılan yalnızca bir boyutu hedefleyen bağımsız girişimlerin başarısız olması hiç şaşırtıcı değil. Ancak sistemin tüm öğelerinin birbirleriyle nasıl etkileşerek, ne gibi sonuçlar doğurduğuna hassasiyet gösteren, verilere dayalı, bütüncül bir yaklaşımla oluşturulan eğitim politikaları ve reformları başarılı olabilir.

    Türkiye’de eğitimde kaliteye ulaşmak çabalarında MEB ve YÖK’ün şimdiye kadar hiç olmadığı kadar işbirliği içerisinde çalıştığını görmek memnuniyet verici. Üniversitelerimizin eğitim fakülteleri de yıllardır ülkemizde eğitimde arzu edilen kaliteyi yakalama çabalarına her türlü katkıyı sunuyorlar. Eğitim Fakülteleri öğretmen yetiştirme görevleri yanında okullarda verilen eğitimin kalitesinin arttırılmasına yönelik pek çok boyutta (müfredat geliştirme, kitap yazımı, öğretmen yeterliklerinin belirlenmesi vs.) eğitim sistemine destek oluyorlar ve daha fazlasını da yapmaya hazırdırlar.

    Hesap verebilirlik de sağlanmalı

    Eğitimin kalite güvencesi altına alınmasında en önemli hususlardan birisi sürece katkıda bulunan tüm birey ve kurumların hesap verebilirliğinin sağlanmasıdır. Bu da eğitime finansman ya da insan kaynağı sağlayan tüm kurumlarla birlikte politika geliştiricilerin, karar alıcıların, öğretmen yetiştiren kurumların, öğretmen atama sisteminin, okulların, idarecilerin, öğretmenlerin vb. hesap verebilir olması demek. Öz değerlendirme ve dış değerlendirme süreçleri ile sağlanabilecek hesap verebilirlik eğitimde kaliteye artırmada belki de en kritik boyuttur.

    Eğitimin kalite güvencesi altına alınmasında en önemli hususlardan birisi sürece katkıda bulunan tüm birey ve kurumların hesap verebilirliğinin sağlanmasıdır. Bu da eğitime finansman ya da insan kaynağı sağlayan tüm kurumlarla birlikte politika geliştiricilerin, karar alıcıların, öğretmen yetiştiren kurumların, öğretmen atama sisteminin, okulların, idarecilerin, öğretmenlerin vb. hesap verebilir olması demek. Öz değerlendirme ve dış değerlendirme süreçleri ile sağlanabilecek hesap verebilirlik eğitimde kaliteye artırmada belki de en kritik boyuttur.

    Ülkemizde Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi kapsamında çeşitli uygulamalar yapılıyor. Örneğin, MEB kurumsal performansın ve ekip performansının ölçümüne ilişkin “Milli Eğitim Bakanlığı Eğitimde Kalite Ödülü Modeli” geliştirildi. Bu model çerçevesinde okulların ve ekiplerin değerlendirilmesi yapılıyor ve ödüle layık görülen okullar, kurumlar ve ekipler ödüllendiriliyor. Bu girişimlerin teşvik boyutunda kaliteye mutlaka katkısı olacak.

    Ancak daha önemli katkı, içerden ya da dışardan yapılan değerlendirmelerin eğitim sürecine geri bildirim olarak dönerek sistemde gerekli iyileştirmelere yön vermesidir. Eğitimde kalitenin arttırılmasına yönelik çeşitli girişimlerin tutarlı kurumsal bir politika çerçevesinde sürdürülebilirliği ancak uzun vadeli ve sarmal bir değerlendirme süreciyle gerçekleştirilebilir.

    Eğitimde kaliteye ulaşmak adına yapılan tüm çabalarda en önemli hedef kendi öğrenme gereksinimlerini belirleyebilen ve öğrenmesini yönlendirebilen, kendi kendine öğrenmeyi ve hayat boyu öğrenmeyi özümsemiş, yaşam boyu öğrenmeyi ve gelişmeyi sürdürebilen bireyler yetiştirmektir.

    Bu da ancak tüm paydaşların etkili diyalog ve işbirliği içinde veri temelli çalışmalarıyla oluşturulan, katılımcı eğitim politikalarının geliştirilip uygulanmasıyla mümkün olur.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı