Eğitim Haberleri

    ‘Yüksek maaş için üniversite diploması şart değil’

    Prof. Dr. Nilgün ÇİL - İstanbul Üniversitesi Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü
    12.02.2018 - 09:12 | Son Güncelleme:

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2016 yılı “İstatistiklerle Gençlik” raporuna göre, Türkiye nüfusunun yüzde 16.3’ünü (12 milyon 989 bin 42) 15-24 yaş grubundan gençler oluşturuyor. Dünyadaki dağılıma bakıldığında da yoğun bir genç nüfusa sahip olduğunu görüyoruz. Yaş ortalaması Almanya ve Japonya’da 46.1, İtalya’da 44.5, Avusturya’da 44.3, Rusya’da 39.6, Avustralya’da 38.3, Türkiye’de ise 29.6.

    Bir ülkenin nüfusunun genç olmasının elbette bazı önemli avantajları var ancak gençlerin eğitim, sağlık, çalışma gibi alanlardaki ihtiyaçlarına yönelik yatırımlar gerektiği ölçüde yapılamazsa bu avantajların kullanılması mümkün değil. Bunların bir kısmının devletten beklenmesi elbette doğal, fakat gençlerin de kendi adlarına üstlenmesi gereken bazı sorumluluklar, yerine getirmeleri gereken faaliyetler bulunuyor. Aksi halde “Nasıl iyi bir iş sahibi olurum?”, “İş hayatında ve hayatta başarılı olmak için ne yapmalıyım?” şeklinde zihinlerini sürekli meşgul eden sorularla baş edebilmeleri mümkün olmayacak.

    Gençlerin bu kaygılardan kurtularak geleceklerine yön verebilmelerinde ailenin maddi kaynaklarının sınırlılığı, merkezi yerleşim birimlerinden uzak olmaları, çevrenin kültürel baskısı gibi kontrol edemeyecekleri bazı unsurlar olduğu gibi, kontrolleri altında olan veya olumsuz koşulları kendi lehlerine dönüştürmelerini sağlayacak unsurlar da bulunuyor.

    Gelin bunların neler olduğuna bakalım:

    İYİ EĞİTİM HER ZAMAN ÜNİVERSİTE DEMEK DEĞİL
    Öncelikle iyi bir eğitim almak gerekiyor. Ancak iyi eğitim almaktan kasıt, mutlaka bir üniversite mezunu olmak değil. Bazen koşullar üniversite eğitimini engelleyebilir ya da yeteneklerimiz yükseköğretimden çok çıraklık eğitimi, mesleki kurslar gibi kurumlarda eğitim almamazı gerektirebilir. Çalıştığımız şirkette kurumu geliştirecek, kârlılığını artıracak yöneticilere olduğu gibi işyerinin bozulan musluğunu veya kalorifer tesisatını en iyi şekilde tamir edecek elemanlara da ihtiyaç var.

    Çalışmak istediğiniz sektörle doğrudan veya dolaylı ilgisi olan bir alanda eğitim almalı ve işi en iyi yapan biri olmaya istekli olmalısınız. “Her zaman üniversite mezunu olan olmayanlardan daha yüksek gelir elde eder” anlayışının gerçek hayatta çoğu zaman doğru olmadığına sık sık tanık oluyoruz. Meslek seçerken kendimizi iyi tanımalıyız; yeteneklerimizi, ilgi alanlarımızı ve dünyaya bakış açımızı iyi tahlil etmeden seçim yapmamalıyız. Örneğin, kan görünce bayıldığını ifade eden bir lise öğrencisinin sağlık sektöründe faaliyette bulunmasını gerektirecek bir eğitim alması, mesleki başarısını olumsuz yönde etkileyecektir.

    ÖNCE HEDEFİNİZİ BELİRLEYİN
    Hedef, başarılı olmanın temel taşıdır. Hangi işi yaparsanız yapın; ulaşılabilir, ölçülebilir, spesifik bir hedefinizin olması gerekiyor. Ancak ilk hedef, “yüksek bir gelir seviyesi elde etmek” olmamalı. Hedeflerini doğru belirlemiş ve bu yolda sağlam adımlar atmış gençler için ileriki yıllarda yüksek gelir seviyesine ulaşmak kendiliğinden gerçekleşir. Yani yüksek gelir hedef değil, doğru adımlar atılması halinde bir sonuçtur. Hedefleri belirleyebilmenin ve ulaşılabilir olmasını sağlamanın bir yolu da genç yaşta çalışmaya başlamaktır diyebiliriz.

    Genç yaşta çalışmaya başlamak, mutlaka eğitimi bırakmak anlamına gelmiyor. Lisans veya meslek yüksekokulu öğrencileri alanlarıyla ilgili sektörde yarı zamanlı bir işte çalışabilir veya yaz aylarında düzenlenen staj programlarına katılabilirler. Ben öğrencilerime, öğrenciyken çalıştıkları işyerinde kendilerine verilen ufak bir görevi yerine getirirken bunu memnuniyetle yapabileceklerini, ancak mezun durumunda aynı işi yapmalarının belki de kendilerine ağır gelebileceğini her fırsatta dile getiriyorum. Ayrıca lisans eğitiminin sonuna geldiklerinde elde ettikleri bu deneyimle artık kendileriyle ilgili sektörü tanıyabilecekler ve hangi alanda daha başarılı olabilecekleri konusunda daha net bir kanaate varacaklar. Öğrencilik yıllarında çalışmak onlara bir deneyim sağlayacağı için, mezun durumda iş başvurularında bunun avantajını görecekler.

    İŞİNİZİ SEVİN, KENDİNİZİ GELİŞTİRİN
    Hatta bir adım ileri giderek, hangi alanda çalışmak istiyorsanız orada  “vazgeçilmez olmayı” hedefleyin. Konumunuz ne olursa olsun işinizi sevin, kendinizi daha verimli çalışacak şekilde geliştirin ve en iyisini yapmaya çalışın. Vazgeçilmez olmak için de meraklı olun ve araştırın. Böylece yenilikçi bir portre çizebilirsiniz. Bilgisayar ve internet evimize, cebimize girmeden önce, öğrenim çağında çocukları olan ailelerin kütüphanelerinde mümkün olduğunca çok bilgiyi depolayabilmek için küçük puntolarla yazılmış Meydan Larousse, Britannica gibi ansiklopediler yer alıyordu. Öğrenim çağındaki gençler evlerindeki bu tür ansiklopedilerden veya kütüphanelerdeki kitaplardan ihtiyaç duydukları bilgiye ulaşabiliyorlardı. Günümüzde ise hızlı teknolojik gelişmeyle birlikte, gençlerin merakını giderecek, mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak olan bilgiye ulaşabilmeleri iyice kolaylaştı, hatta avuçlarının içinde bilgiyi tutabilecek hale geldiler.

    TEKNOLOJİK GELİŞME BÜYÜK AVANTAJ SAĞLIYOR
    Ancak gençlerimiz için büyük bir avantaj olan teknolojik gelişme, yerinde ve uygun biçimde kullanılmadığında dezavantaja dönüşebiliyor. Teknoloji, zamanımızı boşa harcamanın bir aracı değil. Elbette hepimizin eğlenmeye ve iyi vakit geçirmeye ihtiyacı var ve teknolojik araçları da bu amaçla belirli ölçülerde kullanabiliriz, ancak zaman har vurup harman savurma lüksüne sahip olduğumuz bir şey değil. Zaman, insan hayatında telafi edilemeyen belki de tek kaynaktır. Gençler etkili zaman yönetimiyle, yani öncelikleri belirleyip doğru planlama yaparak; düzenli ve sistemli çalışarak hem belirledikleri hedeflere daha kolay ulaşabilecekler ve kariyer gelişimlerini sağlayabilecekler hem de sosyal bir varlık olarak sorumluluklarını yerine getirebilecekler, zevklerini ve dinlenme ihtiyaçlarını tatmin eden faaliyetlere de zaman ayırabilecekler.

    SOSYAL YAŞAMIN İÇİNDE OLMAK GEREKİYOR
    İş hayatında başarılı olmak demek, sosyal hayatın dışında olmak demek değil; tam tersine gençlerimizin sosyal yaşamın içinde yer almaları gerekiyor. Daha önce de ifade ettiğimiz üzere, iyi bir eğitim almak başarılı olma yolunda önemli kilometre taşlarından biridir ancak başarılı olmak için tek başına yeterli değil. Gençlerin arkadaş çevrelerinin olması, içinde yaşadıkları toplumda yaşanan ekonomik ve politik gelişmelerden, uluslararası düzeyde yaşanan olaylardan, teknolojik gelişmelerden haberdar olmaları; sanatsal ve kültürel olayları takip etmeleri hem kişisel gelişimlerini tamamlayıcı bir unsurudur hem de yaşama hazzını tatmalarının yollarından birisidir. Böyle bir birikim, gence arkadaş, akraba ve iş çevresinde birçok konuda değerlendirme yapabilme, fikir ileri sürebilme imkânını sağlar. Aynı zamanda mesleki ve kültürel birikimi zengin olan gençler, önlerine çıkan gelişim fırsatlarının daha erken farkına varacak, bunları daha iyi değerlendirecek ve dolayısıyla kariyer basamaklarında daha hızlı yol alabilecek.

    BEDEN DİLİNİN ETKİSİ BÜYÜK
    Sosyal hayatın içinde yer almak ve olaylardan haberdar olmak, gençlerin iletişim becerilerini de geliştirecektir. Bazıları için doğuştan sahip olunan etkili iletişim becerisi, aynı zamanda eğitimle de geliştirilebilecek bir özellik. Böyle bir iletişim becerisine sahip olmak, bilgiyi karşınızdakine uygun bir diksiyonla, en güçlü ve zengin biçimde aktarmanızı sağlayacak, aynı zamanda anlaşılabilmenizin de kalitesini yükseltecek. Etkili iletişim, aynı zamanda beden dilini de içeren bir yöntemdir. Mimikler, ellerimizi, kollarımızı kullanma biçimimiz, vücut dilimiz, sözcüklere yaptığımız vurgular, beden dilinin önemli bir parçasıdır. Bu dili iyi kullanmalıyız; yani hem kendimizi karşımızdakine doğru ifade edecek ve onu rahatsız etmeyecek biçimde hem de iyi bir izlenim bırakacak biçimde kullanmalıyız. Özellikle iş görüşmelerinde, işe girdikten sonra mesai arkadaşları ve üstleriyle ilişkilerinde gencin beden dilini doğru kullanım biçimi, yani samimi, kendine güvenen, inandırıcı ama abartıdan uzak ve sade bir iletişim, sonucu önemli ölçüde etkileyecektir. 

    KİŞİSEL VE MESLEKİ KONULARA YATIRIM YAPIN
    Ekonomik hayatta beşeri sermaye olarak adlandırdığımız eğitimli işgücünün büyük bir kısmını gençlerimiz oluşturuyor. Fiziksel sermayeyi günün koşullarına göre yenilemek ve iyileştirmek iktisadi hayatın olmazsa olmazıdır. Bu bağlamda beşeri sermaye olarak gençlerimiz var olan bilgi birikimlerini daha da zenginleştirmeleri için, gerek kişisel gerek mesleki konularda kendilerine yatırım yapmalı. Bilindiği üzere eğitim statik değil dinamiktir. Çalıştığınız iş kolundaki günün gelişmelerinden haberdar olmanız ve uygulayabilmeniz sizi rakiplerinizin önüne geçirir. Üniversitelerin Sürekli Eğitim Merkezlerinin sertifika programlarıyla, meslek odalarının düzenlediği eğitim programları bu tür kazanımların elde edilmesinde önemli rol oynuyor. Ayrıca gençlerimize lisans ve lisans üstü eğitimleri sırasında veya çalıştıkları iş alanlarında TÜBİTAK, Kalkınma Ajansları, Avrupa Birliği gibi iç ve dış kaynaklı projelerde yer almayı denemelerini tavsiye ederim. Bu tür projelerde yer almak, onlara tahmin edemeyecekleri kadar çok ve olumlu avantaj sağlayacaktır.

    HAYATIN GÜZEL YANLARINI KEŞFEDİN
    Bütün bunları yaparken hayatı yaşamaktan vazgeçmeyin, hayatın güzel yanlarını keşfedin. İşten kalan zamanlarınızı değerlendireceğiniz ve zevk alacağınız hobilerinizin olması yaşadığınızı hissetmenizi, çalışmayı ve kazanmayı anlamlı kılmanızı sağlar. Başarılı olmak için neler yapmalıyız sorusuna cevap aradık, ama başarısızlığın da bir sonuç, bir gerçek olduğunu asla göz ardı etmemeliyiz. İyi eğitim almış, hedefini belirlemiş, kendini yetiştirmiş bir gencimiz ilerlemeyi ümit ettiği alanda başarısızlıkla karşılaşabilir ve hayal kırıklığına uğrayabilir. Burada önemli olan kararlı olmak, inanmak ve güçlükler karşısında yılmamaktır. Çalışma hayatına erken yaşta girmek, karşılaşılabilen olumsuzlukların sonrasında başarıya giden yeni bir yol haritası çizmek açısından da önemli.

    ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPINCA BAŞARI GELİR
    Devlet, toplum ve toplumu oluşturan bireyler, özellikle bu yazının konusu olan gençler, hepimiz üzerimize düşen görevleri gerektiği gibi yaparsak başarı kendiliğinden gelecek. Her bireyin başarısı mikro bir olgudur. Toplumu ise bireyler oluşturdukları için mikro başarılar makro açıdan bakıldığında toplumun ve ülkenin başarısıdır. Gençler bizim için çok kıymetli; evet, onların başarısına ihtiyacımız var ancak tüm sorumluluğu onların omuzlarına yüklemek de adil değil, bizim de onların başarısına zemin hazırlayacak bir eğitim sistemi, kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak istikrarlı bir ekonomi, düzenli bir sağlık sistemi ve benzeri koşulları oluşturmamız gerekiyor.

    NİLGÜN ÇİL KİMDİR?
    1962 doğumlu Prof. Dr. Nilgün Çil, yükseköğrenimini 1984 yılında İstanbul Üniversitesi (İÜ) İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümü’nde tamamladı. 1987 yılında aynı üniversitede Ekonometri Anabilim Dalı’nda araştırma görevlisi olarak göreve başladı, 1987’de İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ekonometri Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını ve 1991 yılında doktorasını tamamladı. 1991 yılında araştırma yapmak üzere London School of Economics’te bulundu. 1992 yılında yardımcı doçent, 2009 yılında doçent ve 2014 yılında profesör oldu. Ulusal ve uluslararası dergide yayınlanmış çok sayıda makalesinin yanı sıra yazarlığını yaptığı ‘Finansal Ekonometri’ kitabı, uluslararası kitaplarda bölüm yazarlığı ve yine bölüm yazarlığı ve editörlüğünü yaptığı ‘Economic and Social Issues in the Middle East and North African Countries’ başlıklı uluslararası kitabı var. Halen İstanbul Üniversitesi Senato üyesi olan Prof. Dr. Nilgün Çil,  İÜ İktisat Fakültesi Ekonometri Anabilim Dalı Başkanlığı, Ekonometri Bölüm Başkanlığı ve Sürekli Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi (İstanbul-SEM) Müdürlüğü görevlerini sürdürüyor. 

    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı