GeriEğitim Yeteneğini keşfedemeyen çocuğun kimseye faydası yok
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeteneğini keşfedemeyen çocuğun kimseye faydası yok

Yeteneğini keşfedemeyen çocuğun kimseye faydası yok

Eğitim sistemimizde, üzerine kafa yorulması ve hiç zaman kaybetmeden dönüştürülmesi gereken iki temel uygulama biçimi var. Bunlardan ilki birinci sınıfta derslerin çoğunun okuma ve yazmaya ayrılması, diğeri de ezber bilgi gerektiren sıralama sınavları. Doğal olarak da bu sistem karşısında çocuklar yeteneğini keşfetme fırsatı bulamıyor ve ona göre eğitim hayatını yönlendiremiyor. Böylece yeteneğini keşfedemeyen öğrencinin kendisine, ailesine, topluma bir fayda sağlamayacağı gözden kaçırılıyor.

Türk eğitim sisteminde Türkiye’nin geleceğini etkileyen ama bir türlü değiştirilemeyen birçok olumsuz uygulamadan söz edilebilir. Eğitim sistemimizde üzerine kafa yorulması ve öncelikli olarak hiç zaman kaybetmeden dönüştürülmesi gereken iki temel uygulama biçimi var. Bunlardan ilki, ilkokul birinci sınıfta öğretmenlerin hatırı sayılır bir orana sahip kısmının eğitim ve öğrenme sürecinin ilk yarıyılında derslerin çoğunu ilk okuma ve yazma öğretimine ayırmaları. Bu uygulama biçimi öğretmenler açısından (öğrencilerini bir an önce okuma ve yazmaya geçirme amacına yönelik olarak) makul gibi görünse de ülkenin geleceği açısından büyük bir zararı beraberinde getiriyor.

ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN ÖNEMLİ
İlkokul birinci sınıfa başlayan öğrencilerin yaşları açısından gelişimlerinin ve öğrenme özelliklerinin en kritik dönemlerinde olduğu biliniyor. Bu dönemde çocukların bireysel farklılıkları dikkate alınarak ilgi ve eğilimlerinin keşfedilmesi, yetenek gelişimlerine uygun ortamlar tasarlanması gerekiyor. Bu anlayış farklı zekâ alanı, kişilik tipi ve yeteneğe sahip çocukların bireysel özelliklerini dikkate alarak eğilimli olduğu alanlarda gelişimlerini sağlamayı zorunlu kılıyor. Öğrencilerin bireysel farklılıklarına göre, ilgi ve yeteneklerini öne çıkaracak uygulamalar ilkokul birinci sınıfta verilen mihver dersle (bir dersin merkeze alınması), ifade ve beceri derslerinin kendi kazanımlarını edindirecek şekilde işlenmesi gerekiyor. Dersler bu anlayışla yürütülürse, akademik başarılarının yanında ifade ve beceri dersleri kanalıyla bilim, sanat, spor, kültür vb. alanlara ilgisi olan öğrencilerin kendilerini keşfetmesi sağlanabilir. Bu durum, Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

ÖRGÜN EĞİTİMİN İLK YILI
Uluslararası arenada sporda, bilimde, felsefede, edebiyatta, resim, müzik gibi sanat dallarında Türkiye’yi temsil edebilecek bireylerin yetişip yetişmemesinde öğrencilerin ilk kez bulundukları örgün eğitimin ilk yılı büyük önem taşıyor. Bireylerin yeteneklerini keşfedip geliştirmelerinde kritik dönem olan ilkokul birinci sınıfta resim, müzik beden eğitimi, hayat bilgisi, matematik gibi dersleri bir kenara bırakıp öğrencilerde okuma yazma mekanizması oluşturmaya öncelik vermek, onlara yapılan bir haksızlıkmış gibi görünse de ülkenin geleceğine yapılmış bir kötülük olarak düşünmek gerekiyor. Bu açıdan öğretmenlerin eylülden, aralık ayına kadar öğrencilere ilk okuma ve yazmayı öğretmek amacını taşımaları yanında diğer derslere ayrılan zamanı ilk okuma ve yazma için gösterilen hassasiyet gibi her dersin zamanını ilgili dersin kazanımlarına ulaştırma temel prensip olarak görülmeli.

YETENEKLERİNİN FARKINA VARMALARI GEREKİYOR
İfade ve beceri dersleriyle enerjisini atamayan, resim, müzik gibi derslerle dinlenip rahatlayamayan, temel aritmetik becerilerle gerçek yaşam becerilerini geliştiremeyen öğrencilerde okuma ve yazma mekanizması oluşturulması, bu sınıf düzeyi için belirlenen kazanımları karşılamaz. Okuduklarını anlama, okunanlardan yeni anlamlar kurma, çıkarımda bulunma; bilim, sanat, spor vb. alanlara yönelik gizli güçlerinin farkına vararak yeteneklerini sergileme fırsatı yakalayamayan öğrencilerin kendisine, ailesine, ülkesine ve insanlığa yararlı birey olmaları zor görünüyor.

EZBER BİLGİ GEREKTİREN SIRALAMA SINAVLARI
Eğitim sistemimizde, üzerinde düşünülmesi ve dönüştürülmesi gereken ikinci uygulama biçimi lise son sınıfta yapılan ve yeterlikleri, eğilimleri, bilgiyi kullanma becerisini ölçmekten çok ezber bilgiyi gerektiren sıralama sınavı uygulamalarıdır. Türkiye’de sınav sisteminin eğitime ve ülkenin geleceğine etkileri yadsınamaz. Ülkemizde eğitim sistemi çok uzun yıllardır konuşuluyor. Böyle giderse ve kalıcı çözümler getirecek uygulamalara geçilmezse daha uzun süre konuşulmaya devam edecek gibi görünüyor. Geleceğimizi emanet edeceğimiz kitlenin 21’inci yüzyıl becerileriyle donatılarak yetiştirilmesine önem vermek, kafa yormak zorunluluğu ortada. Durum böyleyken lise son sınıfta yapılan ve günümüzde önemli olan gerçek yaşam becerilerini yoklamayan sıralama sınavlarıyla, sınırlı kontenjana giremeyen öğrencide şöyle bir düşünce oluşuyor: “Ben sınavı kazanamadım, başarısız oldum, benden bir şey olmaz!” Aile ve toplumdaki algı da bunun tuzu biberi olunca birey yaratıcılığını, girişkenliğini, sorumluluk bilincini kaybediyor, en önemlisi de hayata bakış açısı değişiyor. Sıralama sınavının başarıyı ölçmediğini, sadece adaylar arasında sıralama yaptığını, sınavda istenilen sıraya girememenin başarısızlık anlamı taşımadığının iyi anlaşılması gerekiyor. 

DÜZ EĞİTİM YETERLİ DEĞİL
Prof. Dr. Ali Rıza Büyükuslu’ya (2018) göre, üniversiteye girmek ve hatta istediğin bölümü tercih edebilmek için mili eğitim sistemimizin verdiği düz eğitim yeterli değil. Mevcut sistem bilgi, nitelik ve özellikle yeteneği ölçmüyor, ezberci bir modelle yaratıcı ve analitik düşüncenin gelişmesine engel olurken pratik ve uygulamaya yatkın beyinlerin sistem dışında kalmasına neden oluyor ve dolayısıyla klasik bir sıralama sınavı özelliğinin ötesine geçemiyor. Öğrenciler yetenekleriyle uyumlu doğru tercih ve meslek seçmekte problem yaşıyor. Üniversite sınavını kazanıp, mezun olduktan sonra önemli bir kısmı diplomalarının öngördüğü mesleği yapamıyor ve ilgili alanlarda çalışamıyor. Bu bir millî servet ve nitelikli insan kaybı olduğu gibi işgücü piyasaları açısından ‘mismatch’, yani arz ve talep uyumsuzluğu durumudur.

DAHA AZ ZAMANDA DAHA ÇOK SORU ÇÖZMEK ESAS ALINIYOR
Başarısızlığın nedenini sınav odaklı eğitime bağlayan Prof. Dr. İsa Eşme (2015) de bu konuda şunları söylüyor:
“Sınav odaklı eğitimde başarı ölçütü, ‘daha az zamanda daha çok soru çözmek’ olduğu için keşfederek, deney ve gözlem yaparak öğrenme ‘zaman kaybı’ olarak kabul ediliyor. Böyle bir eğitim, öğrencilerin merak ve öğrenme iç güdüsünü köreltiyor. Sorun nereden kaynaklanıyor? Konuya fen bilimleri açısından bakıldığında sorun, büyük ölçüde, eğitimin sınava göre yapılandırılmış olmasından kaynaklanıyor. Ortaokul yıllarında ve lise sonrasındaki merkezî sınavların önem kazandığı yıllardan bu yana eğitimin sınava odaklı yapıya dönmesinden en çok fen eğitimi etkilendi. Çünkü fen eğitimi; keşfederek, araştırarak, sorgulayarak, deney ve gözlem yaparak öğrenmeyi gerektiriyor.

BİR DERS DİĞERİNE TERCİH EDİLMEMELİ
Türk eğitim sisteminde Türkiye’nin geleceğini olumsuz etkilememesi için ilkokul birinci sınıfa giden öğrencilerin yeteneklerini keşfedip geliştirebilmeleri için tüm derslere eşit değer verilmeli, bir ders diğerine tercih edilmemeli. Her dersin kazanımı farklı olup öğrenciler bireysel farklılıklarını ve yeteneklerini farklı derslerde keşfetme fırsatı bulabilirler. Ayrıca, lise son sınıfta yapılan ve bilgiyi kullanabilme becerisini yoklamaktan çok ezber bilgiye sahip olmayı önceleyen sıralama sınavı uygulamalarını öğrencilerin yeterlikleri, eğilimleri, bilgiyi kullanma becerisini ölçer duruma dönüştürmek gerekir. Sıralama sınavına giremeyen her bireyin, bu ülkeye farklı alanlarda hizmet edebilecek yeterlikte olabileceği anlayışının yaygınlaşması lazım. Bu anlayışın karşılık bulması için üniversite bölümlerine ihtiyaç analizleri doğrultusunda kontenjan verilmesi ve kontenjan dışında kalan kitlenin farklı alanlara yönelik eğitimine ve istihdamına çare olacak tedbirler alınması gerekir. Her bireyin kendisine, ailesine ve topluma yararlı olma açısından yeteneğine uygun ve severek yapabileceği uğraş alanı mutlaka vardır. Yeter ki, okulda verilen eğitimle bireyin sahip olduğu eğilim bir noktada kesiştirilsin…”

İLKOKUL 4’TEN İTİBAREN YÖNLENDİRME BAŞLAMALI
Türk eğitim sisteminde temel sorunların ortadan kaldırılması için veli, öğretmen, okul yönetimi, milli eğitim ile ilgili yetkililer vb. öğrenciyle ilgili paydaşların sonuç odaklı düşünme anlayışlarını bırakıp meseleye süreç odaklı bakmaları gerekiyor. Bu yaklaşım tarzının ilk ve en önemli adımı, öğrencilerin bireysel farklılıklara sahip olduğu gerçeğini dikkate alarak öğrencinin sahip olduğu ilgi, yetenek ve eğilime uygun eğitim ortamlarının tasarlanması ve uygulanmasıdır. Bunun için öğrencilerin ilgi, yetenek ve eğilimlerini göz önünde bulundurarak ilkokul 4’üncü sınıfın bitiminden itibaren yöneltme ve yönlendirmeye bir an önce başlamak gerekiyor.

KAYNAKÇA
Büyükuslu, Ali Rıza (). Türkiye’nin Ayıbı: Üniversite Sınav Sistemi.
İnternet adresi: http://www.sektorel.com/yazarlar/ali-riza-buyukuslu/turkiyenin-ayibi-universite-sinav-sistemi [Erişim tarihi: 28.03.2018]
Eşme, İsa (). Türkiye’de üniversite giriş sınavları ve eğitimde nitelik sorunu. İnternet adresi: http://www.aljazeera.com.tr/gorus/turkiyede-universite-giris-sinavlari-ve-egitimde-nitelik-sorunu [Erişim tarihi: 28.03.2018]

PROF. DR. ALİ GÖÇER KİMDİR?
Kayseri’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. Selçuk Üniversitesi Niğde Eğitim Yüksekokulu’ndan ve Erciyes Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Adıyaman ve Kayseri’de sınıf ve Türkçe öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik mesleğini yürütürken Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Bilim Dalında yüksek lisans, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türkçe Eğitimi Anabilim Dalı Türkçe Öğretmenliği Bilim Dalında doktora çalışmasını tamamladı. 2006’da öğretmenlik mesleğinden ayrılarak Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Sınıf Öğretmenliği Ana Bilim Dalında öğretim üyeliği görevine başladı. 2009 yılında Niğde Üniversitesi’nden ayrılarak Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü’ne geçti. Hâlen aynı üniversitede öğretmen adaylarını mesleğe hazırlamaya çalışıyor.  Prof. Dr. Göçer’in yazdığı şiirleri, hazırladığı araştırma-inceleme yazıları değişik gazete ve dergilerde yayımlandı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle