GeriEğitim Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rıfat Sarıcaoğlu: 'Hedefimiz dünyayla rekabet eden üniversiteler'
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rıfat Sarıcaoğlu: 'Hedefimiz dünyayla rekabet eden üniversiteler'

Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rıfat Sarıcaoğlu: 'Hedefimiz dünyayla rekabet eden üniversiteler'
refid:28762198 ilişkili resim dosyası

Üniversiteler, orta öğretim kurumları yöneticileri ve eğitim dünyasına yön veren birçok karar vericiyi bir araya getirmeyi amaçlayan EDU SUMMIT’in bu sene teması “Yükseköğretimde Dönüşüm ve Kalite”ydi. İstanbul’da düzenlenen ‘EDU SUMMIT – II. Eğitim Zirvesi’ne katılan Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Rıfat Sarıcaoğlu, dünyada yükseköğretimde yoğun bir reform yaşandığını vurgulayarak, temel amaçlarının Türkiye’deki yükseköğretimi daha istikrarlı ve dünya ile rekabet edebilen bir seviyeye ulaştırmak olduğunu söyledi.

Vakıf Üniversiteleri Birliği Başkanı Sarıcaoğlu, zirvenin açılış konuşmasında şunları söyledi:

Temel amacımız yükseköğretimin daha istikrarlı ve dünya ile rekabet edebilen bir seviyeye ulaşması. Genel olarak YÖK’te dönüşüm, uluslararasılaşma, kalite, çeşitlilik, özerklik ve şeffaflık konuları önemli. Statükoculuktan uzak, hesap verilebilir sistemlerle, toplumun ihtiyaçlarına göre sürekli yenilenen ve etik ilkelerin varlığı ile rekabetçi yapılanmalara odaklanılmakta. Yeni yaklaşımlar, üniversitelerin dönüşümü, akreditasyon konularını burada ele alacağız. 2007’den 2014’e kadar hızlıca çoğula hizmet verme stratejisiyle 3 milyon öğrenciye 101 devlet ve 72 faal vakıf üniversitesi ile cevap vermeye çalışıyoruz. 2007’de örgün öğretimde vakıflardaki öğrenci oranı yüzde 9 iken, 2013- 2014’te yüzde 13’e ulaştı. Bu yıl ise yüzde 15’e yaklaşıyor. Bu dönemde önlisansta yüzde 5’ten yüzde 8’e, yüksekokullarda yüzde 4’ten yüzde 11’e, lisanlarda yüzde 11’den yüzde 14’e, lisansüstünde yüzde 11’den yüzde 19’a yükseldi. 2007’de 140 bin vakıfta okuyan öğrenci varken bu akademik yıl bu sayı tahminen 450 bin oldu. Açıköğretimde YÖK’ün stratejisinde açıköğretimden örgün öğretime veya uzaktan eğitime dönme olduğunu görüyoruz. Açıköğretimde önlisanta stratejik bir kararsızlık var gibi. 2010 yılından itibaren 100 bin yeni öğrenciden 182 bine çıkılması niteliksel anlamda bizleri düşündürüyor.
Niteliksel dönüşüm denildiğinde en önemli olgu, ölçme. Ölçe olmadan dünya ile rekabet edilmesi mümkün değil. ÖSYM’de girişte sıralama ölçme yapılıyor. Bu soruyu kendime soruyorum. ÖSYM’de birinci çıkan öğrencilerimiz Türkiye’de ne kadar istihdam yarattı? Öğrencilere mezun olduktan sonra ne yapak istiyorsunuz, diye sorulduğumda ‘Devlete kapak atmak, babasının yanında veya bir şirkete girip çalışmak’ yanıtlarını aldım. Bu nedenle sistemimizde yaratıcılık anlamında bazı sorunları gidermemiz gerekiyor. Nerede olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Dünyada analizleri masaya yatırmalıyız. Çıktıları ile ölçmeye dayalı bir ÖYSM sistemi olmalı. Sonuçlara göre rekabetçiliği teşvik edecek bir ödüllendirme sistemi olmalı, eğitimin sadece 18-22 yaşı değil, hayat boyu bir süreci kapsadığını anlamalıyız. Bu mantıktan çıkmalıyız.

EĞİTİMDE HİBRİT MODELE GEÇİLMELİ

Yükseköğretime teşvik sistemlerine girilmesini faydalı görüyoruz. Eğitimde hibrit (online ve yüz yüze) modele geçildi. Hibrit sistemlere dönüşüm elzem. Bir öğrenci tek bir yerde olup eğitimi her yerden alabilecek. Buna da hazır olmak gerekiyor. Burada üniversitelerde dönüşüm yapmalı. Yenilikçi ve sürdürülebilir kalite anlayışına sahip üniversite yapılanması Türkiye yükseköğretimi için vazgeçilmez öncelik olarak ortaya çıkıyor. 900 yıllık deneyim ve birikim ile üniversitelerde oluşmuş evrensel değerlerin ve gerçeklerin ideolojik ve siyasi yaklaşımlarla değerlendirilmemesi gerekiyor. Temel amaç, Türkiye’de yükseköğretimin daha istikrarlı ve dünya ile rekabet edebilen kaliteli düzeye ulaşması. Akademik modellerin yenilenmesi sadece teori ve uygulamada değil, düşünmeye de sevk edecek akademik modele dönüşümle mümkün. Onay süreci geçmişin bürokrasisine değil, geleceğin alanlarına göre açık bir düşünce sistemine sahip olmalı. Kurumsal çeşitliliğin sağlanması, öğrencinin merkeze konulması, üniversitelerimizde uluslararasılaşma prensibinin ülkece benimsenmesi, akademik performans ölçütlerinin üniversitelerde uygulanması gerekiyor. Uluslararası kabul gören akreditasyonların sağlanması ve üniversitelerde uygulanması gerekiyor. Uluslararası akreditasyonun bağımsız kuruluşlar tarafından yapılmasını da çok önemli buluyoruz. Türkiye’de akreditasyon bağımsız olmalı.
ÖSYM’nin yerleştirmesinde vakıflara sıralama ile tam burslu yerleştirme yapılmasını istiyoruz. Vakıf üniversitelerinde tam burs dağılımının adil olması gerektiğini düşüyoruz. Türkiye’de vakıflara burslu gelenler yüksek gelir grubundan oluyor. İş bulabilirlik gençler arasında en büyük sorun. Bunun masaya yatırılması gerekiyor.

EN BÜYÜK SORUN İŞ DÜNYASI İLE ENTEGRASYON

Yeni kuşak etik değerlere çok dikkat ediyor. Etik ve sosyal sorumluluk sahibi bireylerin yetiştirilmesi gerekiyor. Gençler dünyayı olumlu değiştirecek sosyal konularda istek içinde. Bunları eğitime sokmak gerekiyor. Meslek grupları yeterliliklerinin tekrar yenilenmesi ve her 5 yılda bir revize edilmesi gerekiyor. Değişim programlarına teşvikler verilmeli. Bölümlerin çeşitli dillerde sunulması, sağlık ve hukuk alanında dünyadan öğrenci çekerken Türkçe’ye dönülmesinin yanlış olduğunu düşünüyorum.
Geleceğin alanlarını açan, gelecek 10 yılın mesleklerini bilmiyoruz. Burada daha fazla serbestlik gerekiyor. Kurumsal çeşitliliklerden yanayız. Uluslararası üniversitelerin Türkiye’de olması gerektiğini düşüyoruz.
En büyük sorun iş dünyası ile entegrasyon. İş dünyasıyla entegrasyon yapısal bir dönüşümle olmalı. İş dünyasının komisyonlarda, mütevelli heyetlerinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz.




Yorumları Göster
Yorumları Gizle