GeriEğitim Üniversite yeni bir başlangıç
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Üniversite yeni bir başlangıç

Türkiye’de üniversiteye girmek, yeni bir hayata doğmaktır. Bir milattır. Üniversiteye giren gencin hayalleri, planları ve hatta duaları değişir. Anaokulu yıllarından başlayan delice bir yarış artık bitti.

Üniversite yeni bir başlangıç

Ailenin çocukları için verdiği iyi bir anaokulu bulma, çocuklarını iyi bir ilkokulda, iyi bir öğretmenin sınıfına yazdırma, ‘ortaokul mutlaka çok iyi olmalı, çünkü sonunda sınav var’ arayışı ve arkasından ‘Çocuğum mutlaka çok iyi bir liseye gitmeli’ mücadelesi üniversiteye başlayınca, nihayet sona erer. ‘Ceketimi satar yine okuturum’ dedikleri çocukları üniversiteye girdi. Zafer kazanıldı. Şimdi rahatlama, övünme ve gururlanma zamanı. Anne-babaları ve gençleri çok iyi anlıyorum. Modern toplumda ırk, etnik kimlik, cinsiyet, din veya milliyet değil, eğitim servetin, itibarın ve gücün kaynağı. İyi bir eğitim almadan iyi bir hayat yaşanamaz. Bu yüzden, çocuklarımıza verebileceğimiz en kıymetli hediye iyi bir eğitim.

Ancak, üniversiteyi kazanmak için verilen o delice mücadele bitince aslında hiçbir şey sona ermez. Üniversiteye girmek, daha zorlu bir mücadeleye başlamaktır. Orada yaptıklarımız veya yapmadıklarımız, hayatımızın geri kalan kısmını nasıl yaşayacağımız belirler. Kaderimiz orada yazılır. Öyleyse üniversitede ne yapmalı? Nasıl başlamalı, nasıl devam etmeli? Yeni başlayanlar bu konuda ne düşünüyor, ne hissediyor? Bu soruları, hem üniversiteye yeni başlayan hem de halen okuyan öğrencilerime sordum. Bu konudaki görüşlerimi paylaşırken onların cevaplarından da yararlanacağım.

‘İPLERİ EN BAŞINDAN SIKI TUTMAK GEREK’
Not ortalaması 4 üzerinden 3.81 olan bir öğrencim şöyle yazmış: “Başarılı bir üniversite hayatı için ipleri en başından itibaren sıkı tutmak gerek.” Peki, üniversiteye yeni giren öğrenci ipleri nasıl sıkı tutabilir? Öte yandan, bir 1'inci sınıf öğrencisi şöyle diyor: “İki hafta bitti. İlk hafta çok zorlandım. Ailemden uzakta tek başımayım. Okulda kimseyi tanımıyorum. Sürekli ailemi özledim. Ben rahat bir ailede büyüdüm. Bu rahatlıktan birden bir dolap bir yatağa dönüştü hayatım. Arkadaş edinince biraz rahatladım, ama aile özlemine çözüm bulamadım.” İster ailenle yaşa, ister uzak bir şehirde fark etmez. Eğer hayatının geri kalan kısmında iyi ve anlamlı bir hayat yaşamak istiyorsan üniversitede ipleri sıkı tutmak zorundasın. Artık sen bir üniversitelisin. Sorumluluklarını üstlenmek zorundasın.

ÜNİVERSİTENİN SUNDUĞU İMKÂNLARI ÖĞREN
Öğrencilerden aldığım cevapları da dikkate alarak, başarılı bir üniversite hayatı için yapılması gerekenleri şu başlıklar altında toplayabilirim:

1- Bölümün, fakültenin ve üniversitenin sağladığı imkânları ve öğrenciye sunduklarını öğrenmek: Üniversitenin en temel görevlerinden birisi öğrenciye hizmet etmek, gelişimini desteklemek ve bir meslek öğrenmesini sağlamaktır. Bu amaçla öğrencilere birçok hizmet sunulur. Öğrenci, üniversitenin içinde turist gibi gezmemeli. Üniversitenin kendisine sunduğu kütüphane ve bilgisayar gibi servislerin nerede olduğunun ve nasıl kullanıldığının yanı sıra, danışmanının ve hocalarının kim olduğunu, ofislerini nerede bulabileceğini ya da öğrenci kulüplerine nasıl katılabileceğini, yani yeni hayatının kapsayacağı her şeyi en kısa zamanda öğrenmeli. Üniversitenin sunduğu imkanları kullanabildiği kadar kullanmalı.

2- Doğru arkadaşlar edinmek: Arkadaş edinmenin önemini vurgulayan bir öğrencim şöyle yazmış: “Arkadaş edinemeyen öğrenciler, sosyal çevreden kendilerini soyutlayıp, içine kapanık bireylere dönüşürler, sürekli psikolojik sorunlar yaşayabilir." Bir başka öğrencim de uyarmış: Arkadaş seçimi oldukça önemli. Bülbül güle, karga çöplüğe götürürmüş."

DOĞRU TERCİH OLDUĞUNDAN EMİN OL
3- Girilen fakültenin ve bölümün doğru tercih olduğundan emin olmak: En hayati konulardan birisi bu. Öğrenciler, üniversite sınavından önce ve sonra, henüz tercih yapmadan bu konuyu çok düşünüyor, hemen herkese danışıyor. Dolayısıyla, doğru tercih yaptıklarını varsayabiliriz, ama bu her zaman böyle olmuyor. Öğrenci dersleri almaya başladıktan bir süre sonra doğru yerde olup olmadığına bilinçli bir şekilde karar verecek duruma geliyor. Tam olarak istediği bir bölümde ise zaten sorun yok. Bütün gücüyle o alanda kendisini yetiştirmek için elinden geleni yapmalı. Eğer tam istediği yerde değil, ama yine de sevebileceği bir yerdeyse o zaman da sorun yok. Sevdiğini alamasa da aldığını sevmeli. O alanda başarılı olmak için çalışmalı. Başardıkça ödüllendirilecek, başarısından dolayı övüldükçe yaptığı işi daha çok sevecektir. Eğer, “Eyvah ben yanlış yapmışım”, “Hayatımın geri kalan kısmında mümkün değil” ya da “Ben bu işi yapamam” diyorsa, bu yine de dünyanın sonu değil, onun da çaresi var.

4- Gerekiyorsa yan dal veya çift ana dal yapmak yahut yatay geçişle alan değiştirmek: Üniversite öğrencileri, şartlarını karşılayarak yan dal yapabilir yani bir alanda daha bilgi ve beceri kazanabilir. Çift ana dal yaparak iki farklı alanda uzmanlık kazanabilir. Bu seçenekler yeterli değilse, o zaman yatay geçişle fakülte ve alan değiştirebilir.

5- Bir yabancı dili iyi öğrenmek: Görüşlerini sorduğum öğrencilerin hepsi söz birliği etmişçesine “İngilizce mutlaka çok iyi öğrenilmeli, ama günümüzde bu da yetmiyor; ikinci bir dil daha öğrenilmeli” diye yazmış. Bana sorarsanız, günümüz Türk gençleri bir yabancı dili iyi öğrenmeli. Şimdilik ikincisinde ısrar etmeyeceğim.

ÖĞRENCİ KULÜPLERİNE AKTİF KATIL
6- Öğrenci kulüplerine aktif olarak katılmak: Ömrü soru çözmekle geçmiş günümüz gençliği için öğrenci kulüpleri yeni ufuklar açabilir. Mutlaka bu kulüplerin birinde veya birkaçında hayallerimizin peşinde koşmalıyız.

7- ERSAMUS ve benzeri programlarla yurtdışına çıkmak: Her kültür, insana özgü sorunlara farklı çözümler sunar. Ben ilk defa yurtdışına çıktığımda British Museum’u gezerken kendi kendime söyle demiştim, “Mustafa çok geç kalmışsın.” Umarım öğrencilerim ve bütün öğrenciler ERASMUS ve benzeri imkânları kullanarak yurtdışı deneyimi kazanır, başka kültürleri tanır ve böylece kendi kültürünü daha bilinçli sever ve yaşar.

8- Sosyal sorumluluk projelerinde görev almak: Bilgi çağındayız. Herkesin her türlü bilgiye erişimi var. Üniversite mezunlarının sayısı hızla artıyor. Diploma önemli ama artık yetmiyor. Gençler hem dünyayla yarışacak kadar donanımlı hem de dünyanın örnek alacağı kadar iyi olmalı. İyi olmak için, iyilik yapmak, topluma karşılıksız hizmet etmek gerekiyor. Eğitim kurumlarındaki sosyal sorumluluk projeleri, topuma katkı sağlamak için fırsatlar yaratıyor. Bu fırsatlar çok iyi değerlendirilmeli. Artık işverenler sadece başarılı değil, aynı zamanda sosyal sorumluluk sahibi kişileri işe almak istiyor. İş başvurusu yaparken CV’lerde mutlaka sosyal sorumluluk kapsamında yapılan toplum hizmetlerinin de bulunması gerekiyor.

GÜNDEMİ YAKINDAN TAKİP ET
9- Yapabildiğince uygulama-staj yapmak: Bu konuda görüşlerine başvurduğum başarılı bir son sınıf öğrencim şöyle yazmış: “Öğrenciler, üniversitenin iş hayatına atılmadan önceki son adım olduğunun bilincinde olmalı. Gündemi takip etmeli, her şey hakkında bir şey bilmeli ama mutlaka bir şey hakkında her şeyi bilerek mezun olmalı.”

Günümüzde üniversite, meslek eğitimi alınan bir kurum. Ancak üniversite sınıfları meslek eğitimi için yeterli değil. Öğrenciler teorik bilgiyle donanmalı, ancak mutlaka uygulama da yapmalı. Doktorluk, mühendislik, hemşirelik, öğretmenlik gibi mesleklerde, meslek eğitiminin ortalama iki yılı işyeri ortamında geçmeli. Bir mesleğin pratiği ancak o mesleğin uygulandığı ortamlarda öğrenilir. Bu da uzun dönem staj yapmayı gerektiriyor. Öğrenciler, fakültelerinin staj imkânlarını çok iyi değerlendirmeli. Eğer üniversiteleri yeteri kadar staj olanağı sağlamıyorsa, kendileri bu imkânı yaratmalı. Yaz tatillerini ileride çalışacakları sektörde çalışarak değerlendirmeli. Mümkünse yurtdışında da staj yapılmalı. Diploma sahiplerinin hızla arttığı bir dünyada iş bulabilmek için bir alanın bilgesi ve ustası olmak şart.

PROF. DR. MUSTAFA ÖZCAN KİMDİR?
1968’de Mersin Öğretmen Okulu’ndan mezun oldu. Dört yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. 1975’te İstanbul Atatürk Eğitim Eğitim Enstitüsü Eğitim Bölümü’nü bitirdi. Öğretmen okulu öğretmeni, eğitim uzmanı milli eğitim müdür yardımcısı olarak farklı illerde görev yaptı. 1981’de Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisansını tamamladı. 1982’de Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde doktoraya başladı ve aynı fakültede araştırma görevlisi oldu. 1988’de doktora çalışmasına devam etmek üzere ABD’deki University of Iowa’ya gitti. Doktora tezinde öğretmen performansının arttırılmasıyla ilgili bir teori geliştirdi. 1992-2009 yılları arsında Clarke Üniversitesi Eğitim Fakültesi ve Rhode Island College Eğitim Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010’da Türkiye’ye döndü. Bir süre Gazi Üniversitesi’nde çalıştı. 2011’de Gazi Üniversitesi’nden ayrıldı ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde Akademik Danışman olarak çalışmaya başladı. MEF Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı olarak akademik çalışmalarını sürdüren Özcan’ın uzmanlık alanları; öğretmen eğitimi, çok kültürlü toplumlarda eğitim ve derslerin ve değerlerin birlikte öğrenildiği akademik başarı ve sosyal sorumluluk projeler.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle