GeriEğitim Türkiye’de yabancı dil eğitimi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’de yabancı dil eğitimi

Günümüzde eğitim politikaları belirlenirken alınan kararlar, ülkelerin bilimsel, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel gereksinimlerinden büyük ölçüde etkiliyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinde 1990’lı yıllardan bu yana yabancı dil eğitimi alanında benimsenen erken yaşta yabancı dil eğitimi modeli, ülkemizde de karşılık buldu ve 1997 yılında eğitim sisteminde yapılan değişikliklerle daha önce ortaokulda başlayan yabancı dil dersleri, önce ilkokul dördüncü sınıfa; 2006’dan itibarense ikinci sınıfa alındı. Bu nedenle yabancı dile başlama yaşı açısından, Türkiye diğer ülkelerin gerisinde değil.

Türkiye’de yabancı dil eğitimi

Bu yazının amacı, 2023 Eğitim Vizyonu’nun açıklandığı bir dönemde, yabancı dil öğreniminin özelliklerini inceleyerek, özellikle devlet okullarında yabancı dil eğitiminde yaşanan sorunlara ışık tutmak.

ÇOCUKLUKTA DİL ÖĞRENİMİ
Normal gelişim gösteren her çocuk, çevresinde yeterince maruz kaldığı ve başkalarıyla iletişim kurduğu, tüm dilleri öğrenme kapasitesine sahip. Nörolojik anlamda beynin, bir çocuğun öğrenebileceği dillerin sayısını sınırlaması söz konusu değil. Tersine, patolojik bir rahatsızlığı olmayan her çocuk iki, üç veya daha fazla dili öğrenebilir. Ancak çocuğun her dildeki yeterlik düzeyi, dilleri kullanma ihtiyacına ve ortama göre farklılıklar gösterir. Günümüzde pek çok çalışma, erken yaşta yabancı dil öğreniminin doğru yöntem ve yaklaşımlarla yapıldığında, başarılı sonuçlar verdiğini gösteriyor. Ancak bu başarı, öğrencinin gelişim düzeyine uygun dil öğretim yöntemleri ve öğretim malzemelerinin kullanılmasıyla mümkün. Bunun iki ana koşulu var:  Öğrencinin öğretilen yabancı dile yeterince maruz kalma ve dili kullanma olanağının olması. Öğretilen dilin öğrenciye anlamlı bağlamlar içinde sunulması.

HAFTADA İKİ SAAT YETERSİZ
Ülkemiz gibi yabancı dilin sınıf ortamıyla sınırlı olduğu sistemlerde, dile maruz kalma süresi ve dilin ne ölçüde yoğun öğretildiği önemli. Bir yabancı dilde akademik anlamda dinleme, konuşma, okuma, yazma ve sözcük bilgisini içeren donanımın edinilmesi ve tüm bu becerilerin doğru ve akıcı bir biçimde kullanımı için yaklaşık 5-7 yıl süren düzenli ve etkin bir öğretim programına ihtiyaç var. Bu açıdan düşünüldüğünde, ülkemizde devlet okullarında ilkokul 2, 3 ve 4’üncü sınıflarda haftada iki saat olarak düzenlenen yabancı dil dersleri yeterli değil. Doğası gereği, yazılı ve sözlü bir iletişim aracı olan dil öğrenimi süreklilik gerektirir. 7-8 yaşında bir ilkokul öğrencisinin haftada sadece iki saat süreyle maruz kaldığı ve büyük ölçüde çevresinde kullanma olanağının olmadığı bir dil sistemini çözümlemesi mümkün değil.

TEK KAYNAK DERS KİTAPLARI OLAMAZ
Dil öğretiminde bir başka kritik konu ise yabancı dilin hangi yöntemlerle ve hangi öğretim malzemeleriyle öğretildiği. Devlet okullarında ilkokul düzeyinde kullanılan ders kitapları incelendiğinde, kitapta yer alan konular arasında bütünleyici bir ilişki olmadığı, bol sözcük bilgisinin sunulmasına karşın, sözcükler arası bağlantılar olmadığı görülüyor. Oysa gerçek yaşamda dili kullandığımız her durumda, ağzımızdan çıkan her cümle bir öncekiyle ve bir sonrakiyle anlamsal olarak ilişkili. Hiç kuşkusuz, teknolojinin büyük bir hızla geliştiği günümüzde, yabancı dil öğretiminde kullanılan tek kaynak ders kitapları olamaz. Ancak, Türkiye genelinde yabancı dil öğretmenlerinin ders kitabı kullanım oranının yüzde 80 gibi yüksek oranlarda olduğu düşünüldüğünde, kitapların ve tamamlayıcı diğer öğretim malzemelerinin özenle hazırlanması gerekiyor. Şimdiki haliyle, ilkokul ikinci sınıfta yabancı dil öğrenmeye başlayan 7-8 yaşındaki bir öğrenci, 4’üncü sınıfın sonunda üç yıldan beri öğrendiği varsayılan yabancı dil bilgisiyle geçen hafta veya dün yaptığı bir eylemi ifade edemeyecek durumda olur. Çünkü ilkokullarda kullanılan kitapların içeriği bunu mümkün kılmıyor.

BAZILARI DİLLER DAHA GEÇ ÖĞRENİLİR
Yabancı dil öğreniminin ilk aşamalarında öğrencinin anadilinin özellikleri görülebilir. ‘Dillerarası etkileşim’ olarak nitelendirilen bu durum, öğrencinin dağarcığında olan anadille yeni öğrenmeye başladığı dil arasında sürekli bir etkileşimin olduğunu gösterir. Ayrıca, dil öğreniminde birçok dilsel özellik yavaş bir seyir izler. Dilde bazı özellikler diğerlerinden daha önce, bazıları ise daha geç öğrenilir. Kimi zaman diller arası farklardan kaynaklanan nedenlerle basitmiş gibi görünen pek çok özelliğin öğrenilmesi uzun zaman alır. Öğrenci dili yeterince duymaz ve kullanma olanağı bulamazsa, gelişme sağlanamaz ve öğrendiklerini kısa sürede unutur.

YABANCI DİL ÖĞRENİMİ MUCİZEVİ DEĞİL
Dil öğreniminde çocuğa sunulan her malzeme anlamlı olmalı ve temalar birbirleriyle ve gerektiğinde çocuğun diğer derslerde öğrendikleriyle ilişkilendirilmeli. Bu durum, aynı zamanda, yabancı dil öğretmeninin sınıf öğretmeni veya diğer meslektaşlarıyla birlikte çalışmasını, ortak planlamalar yapmasını gerektirir. Sınıfa giren her öğrencinin deneyimlerini ve yaşantılarını öğretimin içine katmak ve ilişkilendirmek gerekir. Bu konuda, içerik-görev temelli öğretim modellerinden ve öğrencinin bilişsel, dilsel ve sosyal gelişimine uygun öykülerden, şarkılardan ve öğrencinin doğrudan yaparak etkin bir biçimde yer aldığı etkinliklerden yararlanılması gerekir. Bu yaklaşımlar, 23 Ekim 2018 tarihinde açıklanan 2023 Eğitim Vizyonu’nun yabancı dil öğretimi başlığı altında yer alan hedeflerle uyumlu. Özetlemek gerekirse, dünya nüfusunun yarısından fazlasının günübirlik birden fazla dil kullandığı düşünüldüğünde, yabancı dil öğrenimi mucizevi değil. Dahası, yabancı dil sadece belli kesimlerin ulaşabildiği bir olanak olmaktan çok, günceli yakalamada her öğrenciye sunabildiğimiz etkili bir araç olmalı.

PROF. DR. BELMA HAZNEDAR KİMDİR?
Prof. Dr. Belma Haznedar, Durham Üniversitesi’nden Dilbilim dalında doktora sahibi. Halen Boğaziçi Üniversitesi’nde Uygulamalı Dilbilim Profesörü. Prof. Haznedar, erken çocukluk dönemi iki dilliliği, küçük çocuklara dil öğretimi, tek dilli ve iki dilli çocuklarda okuryazarlık gelişimi gibi alanlarda çalışmalarını yürütüyor. Prof. Dr. Haznedar’ın, uluslararası hakemli dergilerde ve kitaplarda çocukluk iki dilliliği üzerine sunum ve yazıları da bulunuyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle