GeriEğitim Türkiye’de bağışçılık: Nereden nereye?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’de bağışçılık: Nereden nereye?

Darüşşafaka, Türk Hava Kurumu, Kızılay gibi Sivil Toplum Kuruluşları (STK) yıllara meydan okuyarak hamiyetperver milletimizin desteği sayesinde varoluşlarını her türlü konjonktürel gelişmeye karşın devam ettiriyor.

Türkiye’de bağışçılık: Nereden nereye?

Bağışçı Hakları Beyannamesi şöyle diyor: “Bağışçılık gönüllü bir davranıştır. Vermek ve paylaşmak yaşam kalitemizi artırır.” Gerçekten de ‘vermek’ kültürümüzün de önemli hasletlerindendir; paylaşmaktan keyif alan, elimizde olduğu kadarının bir bölümünü paylaştıkça mutlu olan bir milletiz.

Evrensel anlamda Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri de eğitimde fırsat eşitliği, iklim değişikliği, ekonomik eşitsizlik, sürdürülebilir tüketim, barış ve adalet gibi çok sayıda alanda çözüm üretebilmek ve yaşam kalitesini artırabilmek için hep birlikte çalışmak gerektiğini söylüyor. Bu nedenle, 21’inci yüzyıl, farklı alanlarda işbirliklerinin öne çıktığı; geleneksel hayırseverlik kavramının, daha kapsamlı bir anlam kazandığı bir yüzyıl olarak ön plana çıkıyor.

Türkiye’de bağışçılık ya da hayırseverlik denilince akla sanki ilk olarak, muhtaç ve yoksullara yardım geliyor. Toplumsal gelenek ve görenekler, bireylerin yaşadıkları topluma karşı borçlu hissetmeleri ve kişisel tatmin, bireyleri bağış ve yardım yapmaya teşvik eden nedenlerin başında yer alıyor. Ülkemizde; öğrenciye burs vermek, okul ve yurt binası yaptırmak, yoksullara sadaka vermek ve cami yaptırmak gibi faaliyetler de bağışçılık faaliyetleri olarak tanımlanıyor.

Bağışçılık kapsamında tanımlanan yardımların çok büyük bölümü ise STK’lar yerine, doğrudan ihtiyaç sahiplerine yapılıyor. STK’lara yeterince bağış yapılmamasının temel nedenlerinin başında, kurumlara güven duyulmaması, kurumların tanınmaması ve yardımların düzensiz yapılması geliyor.

BAĞIŞÇILIKTA 131’NİCİ SIRADAYIZ
Ülkemiz göreceli olarak nasıl acaba? Charities Aid Foundation (CAF-Hayır Kuruluşları Yardım Vakfı) tarafından her yıl hazırlanan World Giving Index’in (WGI-Dünya Bağışçılık Endeksi) sonuncusu yayımlandı. Dünya genelinde 146 ülkeden bağışçılık alanında önemli veriler içeren raporda; ülkelerin bağışçılık skoru ‘tanımadığı bir kimseye yardım etme’, ‘sivil toplum kuruluşlarına bağış yapma’ ve ‘gönüllülük için harcanan zaman’ üzerinden ölçümleniyor. Dünya Bağışçılık Endeksi 2018’in ilk sırasında Endonezya, ikinci sırada Avustralya ve üçüncü sırada Yeni Zelanda yer alıyor. Genel bağışçılık skoru yüzde 20 olan ülkemiz ise endekste 146 ülke arasında 131’inci sırada yer alıyor. Endekse göre, Türkiye tanımadığı bir kimseye yardım etmede yüzde 40 oranla 113’üncü sırada, sivil toplum kuruluşlarına yapılan bağışlarda yüzde 12 oranla 122’nci sırada ve gönüllülük için harcanan zaman açısından yüzde 9 ile 126’ncı sırada yer alıyor. Gerideyiz.

BAĞIŞÇILIK YAKLAŞIMINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK
Türkiye’de bireylerin yardım ve bağışlarını bir STK aracılığıyla yapmamaları önemli bir unsur olarak ortaya çıkıyor. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı (TÜSEV) tarafından 2006 ve 2016’da gerçekleştirilen ‘Türkiye’de Bireysel Baışçılık ve Hayırseverlik Araştırması’ da Türkiye’nin bağışçılık yaklaşımında son 10 yıl içinde önemli bir değişiklik yaşanmadığını ortaya koyuyor. TÜSEV raporuna göre, Türkiye’de bir yılda yapılan tüm yardım ve bağışların toplamı, kişi başı 228 TL’ye ulaşıyor. Bu bağış miktarı Türkiye Gayri Safi Yurt İçi Hasılasının yüzde 0.8’sine denk geliyor. STK’lar aracılığıyla yapılan bağışlar ise kişi başı yaklaşık 16.7 TL seviyesinde. Türkiye’de bireylerin yüzde 20.5’i bağış yapacakları STK’ların fakirlere ve düşkünlere yardım konusunda, yüzde 13.9’u ise yetimlere yardım konusunda çalışmasını tercih ediyor. Bu alanları yüzde 11.8 ile eğitim, yüzde 9.1 ile çocuk ve gençlere yardım, yüzde 8.4 ile de şehit ve gazi ailelerine yardım konuları izliyor. Türkiye’de bireylerin maalesef en az bağış yapmayı düşündüğü alanlar ise sanat, kültür ve tarihi koruma, hayvan bakımı ve koruma ve mültecilere yardım alanları olarak ortaya çıkıyor.

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIYLA İLGİLİ ALGI NET DEĞİL
TÜSEV raporu, toplum genelinde sivil toplum ve sivil toplum kuruluşlarıyla ilgili algının net olmadığını ortaya koyuyor. Rapora göre toplumun yüzde 48’i STK’ların mevcut sorunların çözümünde etkili olabileceğini düşünüyor; yüzde 13’ü STK’lara güvenmediği için bağış yapmamayı tercih ediyor. Öte yandan, Türkiye’de önceki yıllara kıyasla sivil toplum üyeliğine olan ilgide bir artış olduğu da izleniyor. Veriler, çeşitli derneklere üye olan kişi sayısının dokuz yılda 5.3 milyondan 10 milyona çıktığını yani neredeyse yüzde 100 arttığını gösteriyor. Ancak bu rakam, hala toplam nüfusun sadece yüzde 13’ünü oluşturuyor.

Bugün STK’ların başlıca gelir kaynaklarını üyelik aidatları, ulusal ve uluslararası kuruluşların fonları, bireylerin ve kurumların yaptığı bağışlar, kamu fonları ve ürünün ya da hizmet satışlarından elde edilen gelirler oluşturuyor. Yapılan araştırmalar ise diğer gelir kaynaklarıyla kıyaslandığında bağış ve yardımların vakıf ve derneklerin en büyük  gelir kalemi olduğunu gösteriyor. STK’ların faaliyetlerini sürdürerek topluma fayda yaratmaları ve sosyal değişime katkı sağlayabilmeleri için finansal anlamda sürdürülebilirliklerini sağlamaları gerekiyor. Bu açıdan, bağışların sürekliliği çok büyük önem taşıyor.

KURUMSAL BAĞIŞÇILIK ÖNEM KAZANMAYA BAŞLADI
Türkiye’de bağışçılığın güçlenmesi adına son dönemde yaşanan olumlu bir gelişme, kurumsal bağışçılığın önem kazanmaya başlamış olması. Geçmişin yardımseverlik kavramı bugün geldiğimiz noktada, iş dünyasıyla STK’ları bir araya getiriyor. Dünyada ve Türkiye’de; eğitim, çevre, sanat, kültür gibi sosyal konulara kaynak ayıran, iş yapış modellerini bu konuları dikkate alarak yeniden tasarlayan, küresel sorunların çözümünde sivil toplum kuruluşları ile ortaklıklar kuran şirketlerin sayısı hızla artıyor. Toplumsal fayda yaratmak tabii ki bir kerelik bağış yapmak anlamına gelmiyor. Toplumda değişim yaratmak için STK’lar ve özel sektör arasında uzun vadeli stratejik ortaklıklar kurulması gerekiyor. Bu kapsamda, şirket çalışanları da gönüllülük sürecine katılıyor ve bağışçılık toplum geneline yayılıyor. Özel sektörün STK’larla işbirliğini tercih etmesinin temel nedeni ise ekonomik sürdürülebilirliğin sadece finansal sonuçlarla sağlanamayacağını anlamış olması. Bağışçılığın yaygınlaşmasındaki bir diğer önemli unsur da teknolojik gelişmeler. Online bağış platformları, sosyal medyada çok sayıda kullanıcıya ulaşan yardımseverlik koşuları gibi alternatif kaynak geliştirme modelleri örneklerden bazıları.

TEŞVİK EDİLMELİ
Sonuç olarak; yasal ve mali çerçevenin bağışçılığı teşvik edecek şekilde düzenlenmesi; STK’ların demokratik ve katılımcı bir şekilde yönetilmesi, yerel ihtiyaçlar, kapasite ve farklılıklara uygun bağışçılık modellerinin geliştirilmesi; genç yeteneklerin sektöre özendirilmesi; sektörde bağışçılığın gelişimine katkı sağlayacak çok paydaşlı stratejilerin hayata geçirilmesi; dünyada uygulanan başarılı bağışçılık modellerinin değerlendirilmesi; STK’ların toplumla şeffaf ve etkili bir diyalog kurması önümüzdeki dönemde atılması gereken önemli adımlar olarak sıralanabilir.

Bağışçılık kültürünü teşvik edecek ve stratejik bağışçılığın gelişebilmesini sağlayacak bir altyapının oluşturulması ve STK’ların faaliyetlerinin güçlenerek devam etmelerinin sağlanması, Türkiye’nin ‘muasır medeniyet seviyelerine ulaşma’ idealleri açısından da büyük önem taşıyor.

M. TAYFUN ÖKTEM KİMDİR?
Darüşşafaka Lisesi’ni 1982’de dereceyle bitiren M. Tayfun Öktem, 1980-81’de bir öğretim yılını da AFS kültürel değişim programlarıyla ABD’de okudu. 1986’da Boğaziçi Üniversitesi İİBF İş İdaresi Bölümü’nden ‘onur öğrencisi’ olarak lisans; 1988’de tam burslu okuduğu (UMD) Minnesota Üniversitesi’nden lisansüstü-MBA derecesi aldı. Ayrıca Harvard Business School’dan Stratejik Pazarlama Yönetimi sertifikasyonu olan Öktem, sırasıyla Unilever, ReckittBenckiser, Ülker International, Alliance Healthcare gibi uluslararası ve çok uluslu şirketlerde yurtiçi ve dışında (İstanbul, Londra, Prag, Riyad, Kopenhag) yer yer global sorumlulukla üst düzey profesyonel yöneticilik, CEO’luk, yönetim kurulu üyelikleri yaptı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle