GeriEğitim Sistem değişikliği: Ne için ve nasıl yapılmalı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sistem değişikliği: Ne için ve nasıl yapılmalı?

Türk eğitim sisteminde sürekli yapılan değişiklikler, politika yapıcıların var olan durumdan memnun olmadıklarını gösteriyor. 2005 yılından bu yana, gerek öğretim programlarındaki değişikliklerle, gerekse sınav sistemi ve buna bağlı olarak öğrencilerin ortaöğretim ve üniversite programlarına geçişleri sürecinde, oldukça çok tartışılan, ancak yapılan hiçbir değişikliğin kamuoyunu tatmin etmediği bir süreç yaşıyoruz.

Sistem değişikliği: Ne için ve nasıl yapılmalı?

Sistemin bu kadar çok değiştirilmesi bilimsel temellere dayalı eğitim politika kararlarının alınmamasından kaynaklanıyor. Bilimsel temele dayalı bilgiler, Türkiye’nin katıldığı uluslararası projelerle ortaya konuluyor. Ülkemiz koşullarında öğrencilerin öğrenmelerine ilişkin bilimsel bulgulara ulaşmak, amacı yalnızca “seçme” ve “yerleştirme “ olan ulusal sınavlarla mümkün olmuyor. Türk eğitim sistemi içinde yer alan geniş ölçekli sınavların katkı sağlaması seçme ve yerleştirme amacının ötesinde, öğrenci gelişimini takip eden ve sisteme özellikle “eşitlik” ve “bilişsel gelişim” boyutlarında geri bildirim sunan uygulamalarla mümkün.

SİSTEM TÜMÜYLE ELE ALINMALI
Eğitim sistemi içindeki sorunlar çok boyutludur. Okullar arası farklar, öğretmen ve öğrenci özellikleri bu boyutların temel unsurlarını oluşturuyor. Bilimsel bulgular Türkiye’de okullar arası farkların, öğrencilerin öğrenme düzeyleri açısından büyük olduğunu gösteriyor. Sistemin en önemli unsurunu oluşturan öğretmen nitelikleri de ayrıca ele alınması gereken bir sorun. Bilimsel çalışmalar öğretmenlerin sınıf yönetiminde sorun yaşadığını, ders içeriklerini öğrenci ihtiyaçlarına göre uyarlayamadığını gösteriyor. Bunun yanı sıra öğrencilerin okula yönelik tutumları ve kendilerini okula ait hissetme duygularının başka ülkelerdeki yaşıtlarının gerisinde olduğu biliniyor.

Bunların içinde belki de en önemlisi, Türkçe, fen bilgisi ve matematik gibi temel alanlarda üst düzey düşünme süreçlerinde günümüz dünyasında karşılaşacakları durumlara ilişkin çözüm önerisi üretmekten oldukça uzak yetişmekte olan bir nesille karşı karşıya olduğumuzdur. Eğer sistemde düzeltme yapılacaksa tüm bu öğelerin dikkate alınması gerekiyor.

Sınav sistemi ve sınavın içeriği bütün bu durumlardan bağımsız değil. Düşünme süreçlerine odaklanılmadığında sınavların içeriği doğal olarak beklentileri karşılamıyor, öğrenci gelişimine ilişkin bilgi sağlamıyor. Bu nedenle sınav sistemini değiştirerek sistemin daha iyi çalışır hale gelmesi mümkün değil. Sistemin bütüncül yapı içerisinde tümüyle ele alınması gerekiyor. Ancak yine de nereden başlamak gerektiğinin yanıtı, “hangi düşünme süreç ve becerilerine sahip öğrenciler yetiştirmek istiyoruz” sorusunun altında yatıyor.

TEMEL DÜŞÜNCE SÜREÇLERİNİ GELİŞTİREMİYORLAR
Öğrencilerimizin temel düşünme süreçlerini geliştiremediği bir gerçek. Ülkemizde düşünme süreçlerinin neler olması gerektiği konusu fen, matematik, sosyal bilgiler gibi konu alanlarından bağımsız bütüncül bir yapı içerisinde ele alınmalı. Şöyle ki, PISA çalışmaları Türkçe alanında öğrencilerin metin içinde açıkça verilmiş bir ya da birden fazla bilgiyi bulabildiğini, bilinen bir kapsama dayalı metinde yazarın amacını ve ana temayı tanıyabildiğini ve metindeki bilgiler arasında basit bağlantıları kurabildiğini gösteriyor. Öğrenciler metinde tek bir özellik boyutunda karşılaştırma yapabiliyor ve ana fikir konusunda çıkarımda bulunabiliyor. Ancak Türkçe okuryazarlığında metinde kapalı anlam olarak verilen bilgiye ulaşma, birden fazla bilgiyi ayırt edip organize etme, hangi bilginin konu ile ilişkili olduğunu ya da konuyu desteklediğini bulma, irdeleyici (yansıtıcı) yazı yazma ve belli bir amaç için üretilen bilgiden yararlanarak değerlendirme yapma ve hipotez önerme, çoklu ölçüt kullanarak metnin ötesinde anlam geliştirme konusunda sorun yaşıyorlar.

TÜRKÇE, MATEMATİK VE FENDE AYNI SORUN VAR
Aslında Türkçe okuryazarlığında tanımlanan bu süreçler fen ve matematik alanları için de geçerli. Şöyle ki, fen bilgisinde Türk öğrenciler basit terimleri tanıyabiliyor, basit ilişkisel ve nedensel örüntüleri ayırt edebiliyor, düşük bilişsel beceri gerektiren grafiksel ve görsel bilgileri tespit edebiliyor ancak kapsam, süreç ve epistomolojik bilgi kullanarak bilimsel olgu ve süreçlere yönelik tahminde bulunma ve hipotez önerme, bir veriyi yorumlarken bilimsel kanıt ve teoriye dayalı bilgileri diğerlerinden ayırt etme, karmaşık deneysel desenleri değerlendirme ve verdiği kararı gerekçelendirme boyutlarında başarı gösteremiyorlar.

Benzer şekilde öğrenciler matematik alanında doğrudan çıkarım yapmayı gerektiren kapsama ilişkin yorum yapabiliyor, tek bir kaynakla ilgili bilgiyi ayırt edebiliyor, temel algoritma ve işlemsel formülleri kullanabiliyor. Ancak karmaşık problem durumlarına dayanan araştırma ve modelleme sonuçlarından elde edilen bilgileri kavramsallaştırma, genelleme ve kullanma, farklı bilgi ve kaynakları ilişkilendirme ve bunları birbirine transfer edebilme, yeni bir problemin çözümü için strateji geliştirme ve farklı problem çözme stratejilerini seçme, karşılaştırma ve değerlendirme süreçlerinde sorun yaşıyorlar.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ÜÇ NOKTA VAR
Burada dikkate alınması gereken üç nokta var: Bunlardan birincisi konu alanından bağımsız olarak karşılaştırma, ilişkilendirme, değerlendirme, hipotez önerme vs. gibi süreçlerin aslında her ders için ortak düşünme becerileri olduğu. Öğretim programlarının geliştirilmesi aşamasında kuramsal olarak öncelikle bu süreçlerin açıklığa kavuşturulması ve en iyi geliştirilebileceği kavram ve konularla eşleştirilmesi gerekiyor. Daha önce sorulan ne tür öğrenciler yetiştirmek istiyoruz sorusunun yanıtını vermek ve düşünme süreçleri açısından gerekli tanımlamaları yapmak işin ilk aşamasıdır. 

İkinci dikkate alınması gereken nokta, ülkemizdeki öğretim programlarının bu süreçleri bir bütün olarak farklı konu alanlarında ne ölçüde ele aldığı sorusudur. Basında yapılan akademisyenlerin de kısmen katıldığı yalnızca hangi konunun hangi sınıf düzeyinde ele alınması gerektiği tartışmaları ve öğretim programlarındaki kazanım tanımlarının niteliği düşünme süreçlerinin ülkemizdeki eğitim camiası tarafından yeterince anlaşılmadığını gösteriyor. Dikkate alınması gereken üçüncü nokta ise matematik ve fen alanlarında da kendini ifade etme becerisi, başka bir deyişle Türkçe’ye hakim olmak gereğidir. Türkçe yeterliği olmadan üst düzey düşünme süreçlerinin geliştirilmesi oldukça zor. 

ÖĞRETİM PROGRAMLARI DÜŞÜNME BAZLI GELİŞTİRİLMELİ
Öğretim programlarının düşünme süreçlerini yukarıda bahsedildiği gibi sistematik olarak ele almadığı biliniyor. Bu nedenle sistemde yapılan ve yapılacak her türlü değişikliğin eğitim çıktılarını yukarıya taşıması olanaksız gözüküyor. İşe başlanması gereken yer kaçınılmaz olarak öğretim programlarının konu bazlı olmaktan çıkarılıp, düşünme bazlı geliştirilmesi, bu süreçlerde ele alınan becerilerin herkes tarafından doğru anlaşılması ve örneklendirilmesi. Ayrıca eğitim fakültesinde yetiştirilen öğretmenlerin sınıfta bilgi aktaran değil düşünme süreçlerini geliştirmeye yönelik becerilerle donatılması, ders kitaplarının birkaç ay içinde değil, araştırmaya dayalı ve ilgili süreçleri bilimsel anlamda geliştirecek içerikte hazırlanmasıyla devam eden bütüncül bir sürecin gerçekleştirilmesidir.

Ancak bu yaklaşımın başarısı okullar arası nitelik farklarının uzun vadede ortadan kaldırılması ve kaynakların eşitlik ilkesi çerçevesinde okullara dağıtılması ile mümkün. Şurası açıktır ki, ortaöğretime geçişte sınava dayalı bir sistemin uygulanması eşitlik ilkesine tamamen aykırı ve ülke genelinde yukarıda bahsedilen düşünme süreçlerini geliştirme açısından başarısız bir uygulamanın doğmasına neden oluyor. 12 yıllık temel eğitim zorunludur ve bunun her bireye eşit koşullarda ulaşması gerekiyor. Bazı okulları diğerlerinden daha nitelikli kabul edip, sınavla öğrenci seçmeye kalkışmak eşitlik ilkesine aykırı bir uygulamadır.

SEÇMEYE DAYALI SİSTEM BAŞARIYI DÜŞÜRÜYOR
Bu tür seçmeye ve yetenek gruplamaya yönelik sistemlerin ülke genelinde öğrenci niteliğini ve başarısını düşürdüğü bilimsel olarak doğrulanıyor. Okulları nitelikli ve niteliksiz gibi ayrıma tabi tutmaktansa, tüm okulları nitelikli hale getirmek temel amaç olmalı. Sistemde daha çok oranda öğrenciye sahip olan nitelikli sınıfına girmeyen okuldaki öğrencilerin okula ve öğrenmeye yönelik olumlu tutum ve motivasyon geliştirmesi mümkün değil. Bu nedenle sistemin tümünde öğrencilerin gelişiminin sağlanması olanaklı gözükmüyor.

Eşit ve nitelikli eğitim hakkı bazı okullara verilen hak olarak kalmamalı, yaygınlaşmalıdır. Bu sağlanmadan yapılandırılacak her türlü reformun başarısız sonuçlar doğurması kaçınılmaz. Özetle, sistemi daha iyiye götürmek “eşitlik” ilkesi kapsamında okullar arası farkların azaltılması ve öğretim programlarında üst düzey düşünme süreçlerinin yaygın olarak ele alınmasıyla mümkün. Sınav 12 yıllık temel eğitim sürecinde öğrencileri ayrıştırmaya yönelik değil, öğrenmenin gelişimini takip etmeye odaklı olmak durumundadır. Öğrenmenin gelişimini takip etmeden sıralamaya dayalı “seçme” kararlarının verildiği sistemlerin başarılı olması mümkün değil.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle