GeriEğitim Öğretmenlik, liderlik ve girişimcilik
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öğretmenlik, liderlik ve girişimcilik

Şubat aynının son haftasında şu sıralar en fazla araştırdığım ve yazdığım ‘Eğitim ve Girişimcilik’ konusu hakkında muhteşem haberler aldık.

Öğretmenlik, liderlik ve girişimcilik
refid:22887323 ilişkili resim dosyası

Milli Eğitim Bakanlığı ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) arasında mesleki ve teknik eğitim okul ve kurumlarında görevli yönetici ve meslek dersleri öğretmenlerine yönelik olarak verilecek ‘Öğretmenlik, Girişimcilik ve Liderlik Eğitimleri İşbirliği Protokolü’ imzalandı.
Protokol kapsamında MEB ile TÜBİTAK işbirliğinde 3 yıl içerisinde MEB’e bağlı, örgün ve yaygın mesleki eğitim veren okul ve kurumlarda görev yapan 15 bin yönetici ve öğretmene, haftalık 56’şar saat eğitim ve öğretim verilmesi planlanıyor.
Protokolün imzasının ardından yapılan açıklamada, öğretmenlere ‘Öğretmenlik ve Girişimcilik Eğitimi’, yöneticilere ise ‘Liderlik ve Girişimcilik Eğitimi’ verileceği bildirildi. Eğitim ve öğretimlerde gruplar 30’ar kişiyi geçmeyecek. Akademisyenlerin veya kamu kurum ve kuruluşlarından alan uzmanlarının eğitim görevlisi olarak görev almaları sağlanacak.
Seminerlerin tamamı için 18 milyon 782 bin 105 TL’lik bir kaynak oluşturulacak. Bu miktarın yüzde 53’ü (10 milyon TL) MEB tarafından, yüzde 47’lik kısmı ise (8 milyon 782 bin 105 TL) TÜBİTAK tarafından karşılanacak. Aslında yeni bir şey olarak görülmesine karşın Milli Eğitim ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları ile TÜBİTAK arasında ‘Girişimciliğin Geliştirilmesi İşbirliği Projesi’nin protokolü 2012’nin Haziran ayında imzalanmıştı (http://www.meb.gov.tr/haberler/haberayrinti.asp?ID=9267) Bunu da unutmamak gerekir.
Hatta zamanın Milli Eğitim Bakanı Sn. Ömer Dinçer protokolün imza töreninde 2023 yılında, dünyadaki en büyük 10 ekonomisinden biri olabilme hedefini taşıdıklarını, dünyadaki en büyük 10 ekonomisinden biri olabilmenin en büyük şartının da rekabetçi bir toplum haline gelmek olduğunu belirtmişti. Bakan Dinçer, ‘Rekabetçi bir toplum ve rekabetçi bir yapıya sahip olmanın da yegâne yolu, girişimci bir ekonomiye sahip olmaktan geçer. Girişimci bir ekonomi olmanın temeli özü ve çekirdeği de girişimci bireyler yetiştirmekten geçer. Eğer girişimci bireylere sahip değilseniz, rekabetçi bir toplum olma imkânınız olmayacak. O yüzden Türkiye'de girişimci bireyleri yetiştirecek, yenilik yapmaya cesaret edecek, güveni yüksek bir nesle ihtiyacımız var. Bunu başarmak için de gerekli değişiklikleri yapmaya çalışıyoruz’ şeklinde konuşmuştu. 

Öğretmenin rolü önemli

Tüm bu haberler ışığında, öğretmenlere ve idarecilere yönelik girişimcilik ve liderlik eğitim programını duyunca “yaşasın” dedim. Demek ki birçok insanın düşündüğünün aksine son zamanlarda yazdıklarımızla boşa kürek çekmiyoruz. Gerçi bunun bir diğer ispatı Türkiye’nin hemen her köşesinden aldığımız konuşma davetleri ve gidilen yerlerde her seferinde konuya gösterilen büyük ilgidir. Diğer yandan imzalanan protokolle ilgili yapılan açıklamaların satır aralarında bizleri sevindirdiği gibi düşündüren bazı noktalar da mevcut. Kısaca bahsetmek yararlı olabilir.
2023 vizyonu doğrultusunda, özellikle ‘21. yüzyıl becerileri’ olarak tanınan evrensel bazı becerilerin Türkiye şartlarına uygulanabilmesi, daha doğrusu yerelleştirilmesi (lokalizasyonu) ve standartlaşması için bu tür projelere çok ihtiyaç var. Çünkü 21. yüzyıl becerileri sadece öğrencilere yönelik bir çerçeve değil, aynı zamanda öğretmen ve idarecilerin becerilerini de kapsayan bir paradigmadır. 21. Yüzyıl becerileri paradigması bireyselleşme ile standartlaşmanın aksine her ferdin kendi kapasitesinin gerçekleştirilmesi amacını ön plana çıkarır.
21. yüzyıl becerileri paradigması bireyselleşme ile standartlaşmanın aksine her ferdin kendi kapasitesinin gerçekleştirilmesi amacını ön plana çıkarır. Daha doğrusu artık öğrenci-öğretmen becerileri, müfredatları ve programları birbirlerinden çok da ayrı kavramlar olarak düşünülmüyor.
Öğretmenin bu süreçteki rolüyse son derece önemli. Marc Presky’nin sosyal medyada birkaç gün önce paylaştığı bir mesajda söylediği gibi, “iyi öğretmen, öğrencileri iyi test/sınav sonucu elde eden değil, onlarla empati kurarak kendilerini tanımalarına teşvik eden kişidir.”
Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere girişimcilik ana başlığı 21. yüzyıl becerilerinin Türkiye şartlarına uyarlanması ve uygulanması konusunda son derece önemli bir alandır. Konuyu bir an olsun girişimcilikten bağımsız düşündüğümüzde ise dünyada öğretmenlik mesleği hakkında 10 şey konuşuluyorsa bunun yarısından fazlası 21. Yüzyıl başlığı altında gerçekleştirilmektedir. Hatta 13-14 Mart tarihlerinde OECD’nin Amsterdam’da düzenlediği Uluslararası Öğretmenlik Mesleği toplantısında (http://www.teachersummit2013.org/ ) açıklanan 21. Yüzyılın Öğretmeni Raporu (http://www.oecd.org/site/eduistp13/TS2013%20Background%20Report.pdf) konunun küresel eğitim tartışmalarında ne denli önemli olduğunun altını çizmektedir.

Öğretmenlik, liderlik ve girişimcilik

Amsterdam’da 13-14 Mart tarihlerinde düzenlenen uluslar arası 21. Yüzyılda Öğretmenlik mesleği konferansı.

Ancak ‘Öğretmenlik, Liderlik ve Girişimcilik’ projesinde Türkiye’deki eğitim planlayıcıların ve uygulayıcıların sıkça düştüğü bir hataya tekrar düşülmemeli, uygulamalar prototip/pilot seviyesinde kalmamalı. ‘Liderlik ve Girişimcilik’ programının sürdürülebilir ve yaygınlaştırılabilir bir formata dönüşmesi için çalışmalar yapılmalı. Sürecin ileriki safhalarında statik ve geleneksel değil, girişimcilik ekosisteminin ruhuna uygun inovatif bir temel atılmalı. Çünkü özellikle MEB bağlamında, bazı son derece önemli projeler dahi ilerledikçe hantallaşabiliyor. Böylelikle arzulanan sonuçların elde edilmesi zorlaşıyor.

İletişim stratejisi kurulmalı

Bu noktada, belki de birinci eleştirim projenin ülkemizdeki girişimcilik ekosistemiyle olan iletişiminin eksik olduğu yönünde. Geniş tabanlı bir iletişim stratejisi kurulmalıdır. Tabandan, yani liselerdeki ve üniversitelerdeki girişimcilik kulüplerinden genç girişimcilik konseylerine, kalkınma ajanslarından, teknokentlere, üniversitelere, özel sektöre, kuluçka merkezlerine, hatta yatırımcı ayağına her bir aktörün projenin parçası olarak düşünülmesi gerekir. Özel sektörün ve gerçek girişimcilerin yer almadığı bu tür projeler eksik kalacaktır. Liderlik eğitimleri ayağında da bu uyarılar geçerli.
Unutmayalım liderlik son derece değişken ve tanımı sürekli yenilenen bir kavram. İyi eğitim performansı gösteren birçok ülkede liderlik, inovasyon ve girişimciliğin yan yana ele alındığı ve araştırıldığı onlarca düşünce kuruluşu mevcut. İmzalan protokolün en ciddi dezavantajlarından birisi ülkemizde bu tür araştırmaların azlığı ve liderlik, inovasyon ve girişimcilik gibi kavramlara yüklenen aşırı kutsal anlamlardır. Halbuki bu kavramların pratikteki uygulamaları ve eğitimi için veri-temelli analizlere, ölçüme ve nitel/nicel değerlendirmeye ihtiyaç var.
Bu açıdan protokolün imza töreninde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakan Sn. Nihat Ergün’ün açıkladığı gibi Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü'nün (TÜSSİDE) seminer programları düzenlemesi ve müfredat hazırlayarak eğitim programları uygulaması bağımsız bir yapı olarak kurgulanırsa çok daha verimli olmaya adaydır. Ayrıca yine Sayın Bakan’ın açıklamalarına göre, TÜSSİDE hazırladığı raporları Milli Eğitim Bakanlığı ile paylaşacak ve bu sürecin tasarımında Milli Eğitim Bakanlığı bunlar kullanılacak. Aslında İstanbul’da kurulmasını teklif ettiğimiz araştırma/uygulama ve eğitim merkezi buna karşılık gelmektedir. Unutmayalım Ankara’nın son zamanlardaki muhteşem bilimsel ve girişimcilik çabasını takdir etmekle beraber Ankara’nın hala bir ‘memur’, İstanbul’un ise ‘fırsatlar’ şehri ve girişimcilik /inovasyon/liderlik ekosisteminin başkenti olması onu bu programın üssü olmaya daha uygun olduğunu düşündürmektedir.
O yüzdendir ki özellikle girişimcilik konusunda eğitim tecrübesi olan kurumların (örn: Etohum) kesinlikle fikirlerine başvurulması gerekiyor. Dijital girişimcilik sektörüyle dirsek temasına geçilmelidir. Dijital girişimcilik, hatta bilgisayar oyunları ve oyun-tabanlı öğrenme modelleri geliştirme bu programın ayaklarından birisi haline getirilmelidir. Çünkü öğretmen ve idarecilerin gereksinim duyduğu, girişimciliğin bürokratik ve prosedürel yanından, resmi süreçlerin öğrenilmesinden ziyade Türkiye’deki sosyal girişimcilik uzmanlarının kılavuzluğunda girişimcilik ve inovasyon kavramlarına yakışır bir eğitimin sürdürülmesidir. İmzalanan protokolden ilk sinyallere göre proje bürokratik veya akademik bir yapı olarak doğmaya adaydır. Halbuki girişimciliğin evrensel dilini konuşabilen ülkemizdeki her birey ve kurumdan katkı alınmalı.

/images/100/0x0/55eade74f018fbb8f89be1a1
Klasik hizmetiçi eğitim mantığının dışına çıkılmalı

İkinci eleştirim ise programın detaylı içeriğini bilmemekle beraber, eğer tasarlanan sadece belirlenen konuşmacıların 15 bin öğretmene bazı girişimcilik konu başlıkları hakkında hitap etmeleriyle sınırlı kalacaksa hiç başlamaması daha iyi. Böylelikle klasik hizmetiçi eğitim hurafesi aşılamaz. Burada gönüllülük esas kabul edilmeli. Protokolde imzası bulunan MEB, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile TÜBİTAK derhal bir İnovasyon, Liderlik, Girişimcilik Eğitim/Araştırma/Uygulama Merkezi kurmalı.
Bu merkez İstanbul’da oluşturulmalı. Klasik ve monotonlaşmış hizmetiçi seminer mantığının dışına çıkılmalı. Gönüllülük esasına bağlı kalınarak programa kabul edilen öğretmen ve idareciler birer mini-yükseklisans programına dahil edilircesine itinayla seçilmeli.
Böylelikle programı adaylara uydurmaktansa, adaylar programın gereklerine, şartlarına, akışına ve işleyişine uymak zorunda kalılar. Bu kalite çıtasını yükseltir ve arzulanan amaçlara ulaşmak daha kolaylaşır. Ayrıca yine bu şekilde eğitim süreci tek taraflı monologlar şeklinde yürümeyecektir. Katılımcıların daha interaktif çalışmalar yapması, sadece dinlemektense bir yüksek lisans programına devam edercesine girişimcilik hakkındaki kaynaklar ışığında okuma, yazma, sunum becerilerinin geliştirilmesi esas alınmalı. Programa dahil edilen her öğretmen ve yönetici belli bir müfredatı takip etmeli. Muhakkak okuma yapmalı.
Belirtildiği şekliyle 35’er kişilik gruplar halinde dijital girişimciliği de kapsayan uygun bir müfredatın proje temelli formatta tasarlanması bunu mümkün kılabilir. Yukarıda bahsettiğim gibi protokolde imzası bulunan kurumların ortak bir eğitim ve araştırma merkezi kurması, hatta MEB’de bir ‘Eğitimde Yenilik, Liderlik ve Girişimcilik Genel Müdürlüğü’ veya Grup Başkanlığı oluşturulması bu sürece olumlu katkı yapacaktır.
Eğer 652 nolu kanun hükmünde kararname süregelen bir süreçse ve dinamik bir yönetim ve organizasyon şemasının sürekli güncellenmesini öngörüyorsa o zaman küresel eğitim dilinde önemi sürekli artan girişimcilik ve liderlik hesaba katılmalı. Önerdiğim araştırma/eğitim/uygulama merkezi mini-yükseklisans veya yönetici eğitimleri (executive education) programlarını girişimcilik ve inovasyon ekosistemiyle iletişim halinde geliştirmeli. 15 bin öğretmenin ve idarecinin üç yıl süreyle eğitime tabi edilmesi nihai bir amaç olarak değil bir başlangıç olarak görülmesi gerekir.

Yurtdışındaki çalışmalar önemli

Üçüncü olarak, ‘girişimcilik ve eğitim’ başlığı altında yurtdışında yapılan çalışmaların son derece yakından takip edilmesi gerekiyor. Avrupa Birliği Komisyonu’nun son 5 yıllık dönemdeki çalışmaları ‘Öğretmenlik, Liderlik ve Girişimcilik’ projesi için yararlı kaynak çalışmalar, açılımlar ve tecrübeler içeriyor. AB Komisyonu’nun ‘Öğretmenler için Girişimcilik Eğitimi’ çalışmaları mutlaka satır satır incelenmeli. MEB ve protokolde imzası bulunan diğer bakanlık ve kurumlar Slovenya’nın Brdo şehrinde 27-28 Eylül 2012 tarihlerinde düzenlenen ‘Öğretmenler için Girişimcilik Eğitimi’ toplantısının sonuçlarını dikkatlice analiz etmeli.
Yine 2012’nin Mayıs ayında Dublin’deki ‘Öğretmenlere Yönelik Girişimcilik Eğitimi’ toplantısı ile 7-8 Nisan 2011’de Budapeşte’de düzenlenen ‘Girişimcilik Eğitimi: Kritik bir Başarı Faktörü olarak Öğretmen Eğitimi’ sempozyumunun ayrıntıları irdelenmeli.
Protokol mesleki ve teknik eğitim kurumlarındaki öğretmenlere yönelik olduğu için AB Komisyonu’nun bu konudaki 2009 tarihli raporunun da okunması gerekir. (http://ec.europa.eu/enterprise/policies/sme/files/smes/vocational/entr_voca_en.pdf).

Geçmiş ve geleceğin eğitim anlayışı

Sonuç olarak geçmiş ve geleceğin eğitim anlayışları arasındaki paradokslar derinleşiyor. Amacımız 2023’te ilk 10 ekonomi arasına girmekse ve bu hedef ekonomik atılımla verimlilik ekonomisinden inovasyon ekonomisi ligine çıkmayı gerektiriyorsa, sanayi devrimi toplumu düşünce, eğitim, üretim biçimleri bizim için yetersiz.
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Yücel Altunbaşak 7 Ağustos 2012’de Sn. Başbakan’ın başkanlığındaki Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu 24’üncü toplantısında işte bu paradoksa ‘Yenilik ve Girişimcilik Sisteminde İnsan Kaynakları ve Eğitimin Rolü’ başlıklı sunumunda temas etti. Prof. Altunbaşak bilim ve teknolojinin ülkemizdeki en üst bilim ve teknoloji kurulunda 21. yüzyıl becerilerinin 2023 hedeflerine ulaşmadaki rolünü vurguladı. Daha önemlisi bilgi çağı liderlerinin klasik sanayi devrimi sonrası geliştirilen eğitim paradigmalarından sıyrılarak, kendilerini gerçekleştirmiş ve yeni dönemi bir bakıma tanımlamış insanlar olarak karşımıza çıktığını gösterdi.
Bu öyle bir çelişki ki, gündemi eğitim olan üst düzey bilim ve teknoloji kurulu toplantısında bilgi çağı liderlerinin çoğunun klasik eğitimlerini tamamlayamamış insanlar olduğu gerçeği gözler önüne serildi.
İşte karşımızda böyle bir çelişki var, Türkiye hala sanayi devrimi sonrası çizgisel (linear) eğitim süreçlerinin kutsandığı paradigmaya yatırım yapıyor ancak yeni dönemin eğitim paradigmasını girişimcilik ve inovasyon gibi kavramlar belirliyor.
Bu çelişki, makas, fark ne derseniz deyin devletin en üst düzey toplantılarında konuşuluyor, en üst düzey sunumlarında yer alıyor. Herkes, hepimiz, bu çelişkinin tespitini yapmış durumdayız. Öğretmenlik, Liderlik ve Girişimcilik programı bu yüzden iki kere önemlidir. Bilgi çağı liderlerini çıkartan inovasyon ekonomilerinden dersler çıkararak yeni bir eğitim/okul sistemi tasarımı şart.
Türk Milli Eğitim Sistemi’nin ihtiyaç duyduğu geçiş, atılım, değişimin sahadaki izdüşümü ve daha büyük çaplı bir değişimin bana kalırsa Fatih Projesi’nden dahi önemli bir insan kaynağı projesinin ilk ayağı ve prototipidir. Bilinmelidir ki MEB’de ne yapılırsa yapılsın personel paradigması vesayetinden kurtulmadığı sürece istenen sonuçlar hiçbir zaman alınamaz.

Öğretmenlik, liderlik ve girişimcilik

Yorumları Göster
Yorumları Gizle