GeriEğitim ‘Öğretim liderleri’ akıllı çözüm
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Öğretim liderleri’ akıllı çözüm

MEB'in, eğitim fakülteleri dışındaki üniversite mezunlarının öğretmen olabilmeleri için pedagojik formasyon alması zorunluluğunun kaldırılması yönündeki kararlığı çok yerinde. Pedagojik formasyon eğitimi, zaten uygulamada pek çok hata barındırıyor. Çoğu yerde, öncelikle öğretim üyelerine ek bir gelir kaynağına dönen, öğretmen yetiştirme kalitesine önemli ölçüde zararlar veren bir uygulama. Öğretmen yetiştirmede en akıllı çözümün, okullarda oluşturulacak ‘Öğretim liderleri’ mekanizması olacağı inancındayım.

‘Öğretim liderleri’ akıllı çözüm

Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Mustafa Safran da pedagojik formasyonun kaldırılacağı yönündeki açıklaması sırasında, “Eğitim fakültesindeki arkadaşlarımızın pedagojik formasyona verdikleri emeğin yarısını öğretmen eğitimine vermelerini istiyoruz” dedi. Bu, zaman zaman Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yetkililerinin, özellikle Bakan Prof. Dr. Ziya Selçuk Hocamızın vurguladığı bir konu. Bu nedenle uzun yıllar öğretmen eğitimleri tasarlayan, gerçekleştiren ve bu eğitimlerin deneyimlere dayalı olarak nasıl olması gerektiğine dair değerlendirmeler yapmaya çalışan biri olarak bazı hatırlatmalarda yarar görüyorum.

Öğretmen yetiştirmenin iki önemli boyutu, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim. Hali hazırda(!) ayrı işleyen bu iki alanın birbirlerini desteklemesi-tamamlaması oldukça önemli. Mevcut durumda, yoğun bir teorik bilgilendirmenin olduğu hizmet öncesi akademik eğitim söz konusuyken, neredeyse teorik bir altyapıdan söz edilmeyen, tamamen deneme yanılma usulüyle işleyen ve uygulama ağırlıklı bir hizmet içi eğitimi görüyoruz.

Hal böyle olunca mevcut durumda yapılan hizmet içi öğretmen eğitimlerinde, teorik söylemler öğretmenlerin hoşuna gitmiyor ve doğal olarak nasıl yapmaları gerektiğinin reçetesini istiyorlar. Bu istek, yetişkin eğitiminin ilkeleriyle de örtüşüyor. Şimdiye kadar MEB tarafından düzenlenen öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitimler, özellikle bu açıdan öncelikle ele alınmalı.

Bu açıdan Türkiye’de öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitimler tasarlayan bir vakıftan söz etmek, bu STK’nın yaptıklarını hatırlamak, Öğretmen Akademisi Vakfı’nı (ÖRAV) işaret etmekte yarar var. Köy öğretmenliğiyle başlayan öğretmenlik serüvenimin öğretmen yetiştirmeye dönüşen önemli bir dönüm noktası, ÖRAV’daki dört yıllık deneyimlerimden oluşuyor. Öğretmenlerin kendi çalışma şartlarında neleri, nasıl yaparlarsa sınıflarındaki etkilerini arttırabileceklerine dair düzenlenen, iletişim becerileri, sınıf yönetimi ve ölçme-değerlendirme konularında, uygulama ağırlıklı tasarlanan 2-2.5 günlük eğitimler, bilindiği üzere hem nitelik hem de memnuniyet konusunda olumlu geri bildirimlere sahip. Benim içinde bulunduğum süreçte, 76 ilde 80 bin öğretmene ulaşılmıştı. Bu eğitimler hala devam ediyor. 

EĞİTİMLERDEN MEMNUNİYET YÜZDE 94’TÜ
Bunları hatırlatmayı, düzenlenecek olan eğitimlerin nasıl olması gerektiğinin önemini vurgulamak için gerekli gördüm. Çünkü ÖRAV’daki öğretmen eğitimi projesi uygulanırken öğretmenlerin eğitimlerden memnuniyet oranı yüzde 94 olduğu halde, eğitimlerin etki değerlendirmesini yaptığımızda geldiğimiz sonuç şaşırtıcıydı. Öğretmenlerin oldukça keyif aldığı, gördüğümüz en iyi hizmet içi eğitim dedikleri eğitimlerden sınıfa taşıdıkları bilgi ve uygulama oldukça yetersizdi. Verilen eğitimlerden üç ay sonra alınan eğitim tatlı bir anıya dönüşüyordu. Hatırlanan şeyler eğitimde kullanılan oyunlar, etkinlikler ve bazı uygulamalardı. Bunların da çoğu yanlış ele alınıyordu; amaç-araç ilişkisi kurulamadan aktarılıyordu. Varılan sonuç, eğitimin bir araç olduğu asıl amacın bu eğitimlerin yansımalarının öğretmenler aracılığı ile çocuklara yansıtılmasının izlenebilmesi ve değerlendirilebilmesiydi. Öyleyse öğretmen eğitiminden ziyade kurulması gereken bir sistemin varlığı önemliydi. Bu sistemin döngülerinden sadece biri öğretmen eğitimiydi. Diğer döngüler bu eğitimlerin uygulanabilirliğini izleyen, değerlendiren ve gerektiğinde düzeltme-geliştirme yapabilen bir okul yönetim-liderlik sisteminin oluşturulmasıydı. Alan yazında (literatür) bu durum öğretim liderliği olarak belirtiliyor. Dolayısıyla birbirini destekleyen üç sistemin devreye sokulması gerekiyor. Öğretmenin nitelikli işler yapması-okul yönetiminin bu işleri anlaması, desteklemesi-denetim süreci ile sistemin devamının sağlanması hem bir sistem oluşturma açısından hem de sadece öğretmen eğitimiyle bu işin tutturulamayacağını görme açısından önem taşıyor. Bu üç bacağın birinin geride kalması yapılacak diğer iyi şeylerin de kısa bir süre sonra etkisiz hale gelmesi demekr.

OKUL TABANLI ÇALIŞMALAR TEMELE ALINMALI
Bu durum nasıl sağlanabilir? Genel eğitimler düzenlemek yerine okul tabanlı çalışmalar temele alınmalı. Okullara birer öğretim liderliği yapacak kişiler belirlenmeli. Bu kişiler yetiştirilerek yetkilendirilmeli ve okullardaki öğretmen eğitimlerini kuracakları ekiple bu kişiler yapmalı. Mustafa Safran Hoca’nın sözünü ettiği akademisyenler bu açılardan düşünülüp devreye sokulabilir. Okuldaki öğretim liderlerinin tasarlayıp gerçekleştirdikleri eğitimlerden sonra da süreç devam ettirilmeli ve okul tüm paydaşlarıyla birlikte bir çalışma sistematiği içine sokulmalı. Bu sistematiğin içinde mutlaka okul değerlendirmeleri yapılmalı, süreç sürekli iyileştirilerek devam ettirilmeli. İyileşmenin ölçütü öğrencinin akademik, sosyal, kültürel, ruhsal ve bedensel başarıları üzerine oluşturulmalı. Böylece okul kendi sosyo-kültürel altyapısına uygun hedefler oluşturacak ve daha hızlı bir iyileşme sürecine girebilecektir. Tüm yurtta uygulanacak bir seferberlikle eğitim sistemimizde kalıcı değişikliklere yol açmak en kısa sürede böylece mümkün olabilir. 

DOÇ. DR. TUNCAY AKÇADAĞ KİMDİR?
Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü’nde yapan Tuncay Akçadağ, yüksek lisansını da aynı bölümde tamamladı. Doktora eğitimini Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Yönetimi ve Denetimi Enstitüsü’nde yapan Akçadağ, 2004'te 19 Mayıs Üniversitesi’nde Yrd. Doç; 2014'te ise İstanbul Okan Üniversitesi’nde Doç. unvanını aldı. Halen Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Prof. unvanıyla öğretim üyeliğini sürdüren Akçadağ, 12 yıl MEB'in okullarında sınıf, müzik ve rehber öğretmenliği yaptı. 1998-2004 yılları arasında MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü’nde eğitim uzmanlığı ve komisyon başkanlıkları, kalite yönetimi birim sorumlusu ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Öğretmen Akademisi Vakfı’nda uzman eğitici olarak, ‘Öğrenen Lider Öğretmen’, ‘Eğitim Yöneticilerini Geliştirme Projesi’, ‘Eğiticinin Eğitimi’ projelerinde yurdun tüm illerinde öğretmen, okul yöneticisi ve eğitim denetçileriyle pek çok sayıda eğitimleri tasarladı ve gerçekleştirdi. University of Lower Silesia, Wroclaw, Poland’da misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi. ‘Etkili Sınıf Yönetimi’, ‘Türk Eğitim Sistemi’ ve ‘Okul Yönetimi’ kitaplarında bölüm yazarlıkları yapan eğitimcinin, ‘İyi Öğretmen Doğru Okul’ adlı kitabı bulunuyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle