GeriEğitim Öğrencilerin özdisiplini öğrenmelerini istiyoruz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Öğrencilerin özdisiplini öğrenmelerini istiyoruz

İstanbul Alman Lisesi, “Alman ve İsviçre Okulu” olarak 1868’de kuruldu. İstanbul’un Beyoğlu’ndaki okul binası 1896’da yapıldı. Okul, Alman yurt dışı okulları arasında, kültürel bağlamda “karşılaşma okulu” olarak faaliyet gösteriyor.

Öğrencilerin özdisiplini öğrenmelerini istiyoruz

İstanbul Alman Lisesi, sürekli kendini yeniden tanımlayarak ve geliştirerek eğitim hayatına devam etti. Türkiye ile Almanya arasındaki tarihsel iletişimin gelişiminde de okul kültüründe önemli bir rol oynayan 150 yıllık okulu tanımak için kapısını çaldım. Kendisi de Alman Lisesi mezunu olan Türk müdür yardımcısı Didem Veyisoğlu ile birlikte okul müdürü Axel Brott’a buluştuk. Müdür Brott, “Çocuklar burada öz disiplin öğreniyor. İlk zamanlarda, dakiklik ve disiplin gibi özelliklere sahip olmasını istiyoruz, sonra çocuklar bunun önemini anlıyorlar” diyor. Broot ile Alman Lisesi’ni konuştuk:

- Göreve ne zaman başladınız?
2014 Ağustos ayında eşimle birlikte İstanbul’a geldim. Daha öncesinde Türkiye’yi hiç ziyaret etmemiştim ama buraya geldikten sonra insanların misafirperverliği ve samimiyetinden çok etkilendik. Veliler ve öğrencilerin de bizlere bakış açısı, bizi çok mutlu etti. Alman Lisesi’nin anlamam için bana bir süre gerekti. 6-9 ay sonra bu okulun ne anlama geldiğini çözebildim. Bu okul 150 yıldan fazla kendini kanıtlamış. Her iki ülkenin karşılıklı iyi niyeti ve dostluk çerçevesinde yürüttüğü bir süreçte ayakta kalan ve ayakta kalacak bir okul. Öğrenciler o kadar büyük bir istekle Almanca öğrenmeye başlıyor ki. Bunun Alman bilim ve kültürüne sevgileri, ilgileri olduğu için olduğunu düşündüm ve öyleydi. Aslına baktığımızda iki ülkenin dili, kültürü, dini farklı ama çocuklar bunlara rağmen Almanya’ya gitmeye büyük bir ilgi duyuyor.

- Öğrencilerin büyük kısmı Almanya’ya mı gidiyor?
Burada tanıştığım öğrencilerin bir çoğu üniversite eğitimi için Türkiye’den ayrılıyor. Bunların çoğunluğu Almanya’ya, bir kısmı Amerika Birleşik Devletleri’ne gidiyor. Aslında bu nedenle bize kızıyorlar da. Beyin göçüne sebep olduğumuzu söylüyorlar. Bir bölümü yükseköğrenimini yurtdışında tamamlıyor. Edindiğimiz dostuklar ve arkadaşlıklar sayesinde bunları öğreniyoruz. Yurtdışına eğitim için gidenler daha sonra geri dönüyor. Kalan sayısı da az. Türkiye’de ülkelerine hizmet ediyorlar.

- Okulunuza ilgi fazla, sizce bunun nedeni nedir?
Öğrencilerimiz ve aileleri için aslında motivasyon kaynağı burada bir de ‘Abitur Diploması’ vermemiz. Bu sene de bütün öğrencilerimiz bu diplomayı almak için başvuruda bulundu ve sınava girdi. Bu onlar için bir motivasyon kaynağı. 150 yıldır iki ülke arasında sürdürülen bir gelenek de var. Burada karşılıklı anlayışa dayalı da bir iletişim söz konusu. Almanca dışında, Türkçe kültür derslerini de okutuyoruz. Hem Almanca, hem de Türkçe derslerimiz için bakanlığın onayını alıyoruz. Bakanlıkla böyle bir iletişimi sağlamak istiyoruz. Bu ilişkinin iyi yürümesinin de kaynağının bu olduğunu düşünüyorum.

- Okulunuza puanı yüksek, başarılı öğrenciler geliyor. Siz hangi kazanımlarla buradan mezun ediyorsunuz?
Öğrencilerimiz okula gelip, iki-üç ay geçirdiklerinde ikimiz de hazırlık sınıflarını gidiyoruz ve onlara “Geldiğiniz okulla, Alman Lisesi arasında ne fark var?” diye soruyoruz. Velilere de ilk büyük veli toplantısında benzer bir şekilde “Çocuğunuzu buraya göndermenizin sebebi ne?” diye soruyoruz. Çocukların söylediklerinde bir ortak nokta var. Benim geldiğim okulda böyle değildi diyorlar. Öz disiplini öğrenmelerini istiyoruz. Bir ödev verdiğimizde ve yapmadıklarında o ödev üzerinde duruluyor. Öğretmen sürekli ödevle ilgileniyor. Çocuk da geldiğimiz okulda böyle bir şey yoktu diyor. Birkaç kez sorulur, unutulurdu diyorlar. Bazı Alman öğretmenler dengeyi bazen kaçırabiliyorlar ama sonuca götüren süreçte gerekli olan bu. İlk zamanlarda, dakiklik ve disiplin gibi özelliklere sahip olmasını istediğimizde, çocukların okulda kaldıkları sürenin uzamasıyla, bunlar anlamını yitiriyor. Anlamadan öğrenmeye geçiş oluyor. Sorular sorulduğunda; öğrenmeden, anlamaya geçiyorlar. Velilerimizin bize son dönemlerde en çok söylediği şeylerden biri, uluslararası alanda öğrenimle geleceklerine yönlendirmemiz. Burada okuyan öğrencilerimizin çoğu tıp veya mühendislik istiyor ama yavaş yavaş farklı alanlarda da ilerlemek isteyen öğrencilerimiz de var. Dolayısıyla uluslararası üniversitelerde eğitim görmeleri de kolaylaştığı için veliler, çocuklarının burada eğitim görmesini istiyor.

BAŞARILI ÇOCUKLARI KENDİMİZ SEÇTİĞİMİZ İÇİN MUTLUYUZ
Türk eğitim sistemini olabildiğince anlamaya çalıştım. Aslında bu başarılı çocukları kendimiz seçmek zorunda kalmadığımız için mutluyuz. Sistem doğru bir biçimde seçiyor ve bize yönlendiriyor onları. Bizim seçme durumumuz olsa, bizim için zor olurdu. Türk makamlarıyla aramızdaki ilişkimiz her zaman çok iyi. Burayı çok sık ziyaret ediyorlar. Onlara buradaki sistemi de anlatıyoruz ama ben de buradaki sistemden neleri Almanya’da uygulayabiliriz diye kendime soruyorum. Buradaki sınav sistemi veliler tarafından çok sevilmiyor. Eşim adına da konuşuyorum. Buraya ilk geldiğimizde, kendimizi bu kadar rahat hissedeceğimizi düşünmemiştik. Bu sadece okul içindeki huzur, arkadaşlık ve dostluklar değil. Okul dışında da arkadaşlıklarımız var. Beş yıl bizim için çok güzel geçti. Bizim görev süremiz 1-6 yıl arasında sınırlı. Okula müdür aramak için Almanya’da ilan veriliyor. Türkiye’deki yönetim kurulu ile görüşme sonucunda seçiliyoruz. 6 Eylül’de okulumuzu ziyaret eden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ve Alman dışişleri bakanı, bu okulun iki ülke arasında köprü olduğunu söylediler.

BAZI AİLELER ÇOK HIRSLI
Aslında iki ülkenin kültürü arasında bir fark var. Burada çok aile çok hırslı. Bazı aileler daha da hırslı. Çocuklarına hareket kabiliyeti tanımıyorlar. Kendi kontrolleri altında tutmak istiyorlar. Onları korumak istiyorlar. Aslında çocukların biraz daha açılmasına, kendi yollarını bulmasına yardım etseler hem onlar hem de çocuklar rahat edecek. İki ülke arasında gördüğüm en büyük fark da buradaki korumacı veliler. Okulumuzun aslında önemli bir özelliği de burada seçilmiş, kabiliyeti yüksek öğrencilerin olması. Burada başarılı ve öğrenmeye açık öğrenciler var. Almanya’da pek çok okulda çalışsam da, böyle seçilmiş öğrenci profilini orada göremedim. Buradakiler daha farklı. Veliler çocuklarının bu okula girmesini istiyor ama buranın da bir ücreti var. Çocuklar da bunun karşılığında başarılarıyla ailelerine teşekkür ediyorlar.

KİMDİR?
1964‘te Kuzey Almanya’nın Lübeck kentinde doğdu. Lübeck’in en iyi okullarından olan Oberschule zum Dom Lisesi’ni başarıyla tamamladıktan sonra kimya ve biyoloji alanlarında eğitim almak üzere Kiel’in en saygın üniversitesi olan Christian-Albrechts Üniversitesi’ne devam etti. Eşi Beate’yle üniversite yıllarında tanışarak 1989’da evlendi. Bir yıl sonra oğlu Johannes dünyaya geldi. Stajını tamamlamak üzere Koblenz’e gitti ve yeterlilik sınavını verdiği 1994’te kızı Clara doğdu. Rheinland-Pfalz Eyaleti’nde altı yıl görev yaptıktan sonra ailesiyle Güney Fransa’da bulunan Toulouse‘a yerleşti. Toulouse Alman Lisesi’nde Abitur Yöneticisi olarak görev yaptığı yıllarda İsviçre’de, Hollanda’da, Belçika’da özellikle “Üstün Yetenekli Çocukların Desteklenmesi“ üzerine eğitim aldı. 8 yıl sonra Toulouse’dan Almanya’ya dönerek Ren nehri kıyısında bulunan Linz Martinus Lisesi’nde okul müdürü oldu. 2014’te Alman Lisesi okul  müdürlüğü görevi için görüşmeyapmak üzere İstanbul Alman Lisesi’ne davet edildi. “İstanbul Alman Lisesi benim için şüphe götürmez bir biçimde yurt dışında bulunan en değerli okullardan bir tanesi. Eşimle birlikte İstanbul’dan ve İstanbul’da yaşayan insanlardan çok etkilendik ve böylece teklif edilen görevi kabul ederek İstanbullu olduk! Almanya’da çalışan çocuklarımız bizi sıkça ziyarete geliyorlar. Onlarla birlikte Ada‘ya gitmeyi, Kaş’ta dalmayı seviyoruz. Ayrıca eşim ve kızımla birlikte en sevdiğimiz şeylerden biri de İstiklal Caddesi’nde dolaşmak” diyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle