GeriEğitim Eğitimin endüstriyel hale gelmesi tehlikeli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğitimin endüstriyel hale gelmesi tehlikeli

Eğitimde 21’inci yılını tamamlayan Yansı Eraslan, eğitime gönül veren, üç kardeşten biri. Endüstri mühendisliği mezunu ancak, biri eğitim alanında olmak üzere üç ayrı yüksek lisansı var. “Hiçbir unvan taşımayı sevmedim, ama eğitim yöneticisi unvanını seviyorum” diyen Yansı Eraslan’ın en büyük şikayeti özel okullardaki hızlı büyüme.

Eğitimin endüstriyel hale gelmesi tehlikeli

Eraslan, “Eğitim, başlı başına piyasaya bırakılabilecek bir kurum değil, eğitimin endüstriyel hale gelmesi tehlikelidir” diyor. Yansı Eraslan ile eğitim dünyasını konuştuk:

Eğitimin endüstriyel hale gelmesi tehlikeli- Eğitime başlama hikayeniz nedir?
Okulumuz 1987’de Özel Anayurt Lisesi adıyla açılmış, 1988’de sahibi değişince Özel Ege Lisesi ismini almış. Biz 1998 yılında hisselerini satın alarak, ailemizle birlikte eğitime dahil olduk. Benim ailemde eğitimin her kademesinde çalışan insan var. Sınıf öğretmeninden, müdüre, müfettişe, dekana, rektöre kadar, eğitime gönül veren bir aileyiz. Eğitimle bir ülkeye çok uzun süre hizmet edilebileceğini düşünüyoruz. O günkü misyonumuzla, bugünkü aynı. Okulun duvarlarına baktığınızda da bunu görürsünüz. Türkiye’yi bir bir üst eşiğe taşıyacak liderler yetiştirmek ve onların cumhuriyetin kurumlarını yönetmesi en büyük hedefimiz. Politikayı, bürokrasiyi, dış politikayı, toplum yaşamının düzenlenmesini sağlayacak, iş dünyasını, medyayı, yönetecek çocuklar yetiştirmeliyiz. Bugüne kadar hiçbir unvan taşımayı sevmedim ama eğitim yöneticisi unvanını seviyorum. Dünyaya bir daha gelseydim, yine eğitim yöneticisi olmak isterdim.

- Özel okulların hızlı büyümesine karşısınız.
2010’lu yılların başından itibaren, teşvik yasasıyla aritmetik değil, geometrik bir büyüme görüyoruz. 2000’li yılların başında İzmir’de 35-36 özel okul vardı. Bugün bu sayı 300’e yaklaştı. Eğitim başlı başına piyasaya bırakılabilecek bir kurum değil. Özel okullar dünyanın gerçeği ama 50’şer, 100’er açmamalıyız. Ne pahasına olursa olsun, çocukları özel okullara alabildiğine tıkıştırmamalıyız. Bunların sayısı tek bir şehirde 30’dan 300’e çıkmamalı.

Türkiye’de özel okul sayısının 11 bine çıktığını duyuyorum. Ben cumhuriyet tarihinde, eğitimin endüstrileşmesi kadar büyük bir sıkıntının eğitimin başına geldiğini hatırlamıyorum. Hiçbir şey eğitimin bu kadar endüstriyel hale gelmesi kadar tehlikeli değildi. Tamamen piyasaya bırakıldı. Piyasa ağzıyla konuşuluyor. Eğitimdeki her şey sanayinin, turizmin, ticaretin kodlarıyla okunmaya çalışılıyor.

- Niye bu kadar tepkilisiniz?
Eğitimin bir modeli var. Eğitim bir gelenek, hafıza, içtihat, bir gelenek işi. Bizim fena olmayan bir geleneğimiz vardı, Tanzimat’tan sonra batılı eğitim kurumları açıldı. Cumhuriyet döneminde Tevhid-i Tedrisat Kanununu, eğitim ve öğretimin birleştirildiğini görürsünüz. Türkiye aslında çok eski yıllardan beri insan yetiştirme geleneği bilinen bir ülke. Son yıllarda olay tamamen piyasaya bırakıldı. Zincir okullar açıldı. Şehrin büyüklüğüne göre 50-100 tane okul açıldı. Bu okulları yöneten profesyoneller başka sektörlerden örneğin kozmetik, turizm, enerji, bankacılıktan geliyorlar. Şu kadar sayıda okul, bu kadar sayıda öğrenci hedefi olan, uluslararası fonlara satılan okullar görüyoruz. Bize yansıtıldığı kadarıyla, bir kısmı hisselerini çekti. Neden dünyada liselerden, üniversitelerden 50’şer, 100’er tane açılmıyor? Kurumlarda bir değerler manzumesi vardır. Siz bu değerler sistemi içinde, bir yerde yalpalarsanız, diğer yerlerin düzgün olduğunu söyleyemezsiniz.

ÖZEL OKULLARDA VAHŞİCE REKABET OLABİLİYOR
Bazı kurumlar açıldığı andan itibaren var olmak, yayılmak istiyor, çok vahşice rekabet ederek diğer kurumlardan öğretmen ve öğrenci “transfer etmeye” çabalıyorlar. Bu başka sektörlerde kullanılabilir ama eğitimde olmamalı. Bunlar son derece gayri etik. Bu tür iş yapma prensipleriniz varsa, “Aslında onlar da çok iyi çocuk yetiştiriyor” diyemezsiniz bir daha. Velilere sesleniyorum, çocuğunuzu bu anlayışa sahip okullarda büyüttüğünüz zaman, unutmayın, içerideki o mental model, gayri ahlaki tutumdan mutlaka etkilenecektir. O çocuk, o bakış açısını mutlaka bir yerde yaşayacaktır. Yaklaşık 60 gündür, mesai yaptığımız her gün, sadece burs ve okul ücreti konuşuyoruz velilerle. Biz bir eğitim kurumuyuz. Ben yılda bir defa ücret konuşmalıyım, o da insanlar kayıt yapacağı zaman. İnsanlar çocuklarının elinden tutup 15’er okul geziyorlar. Daha iyi burs paketleri almak için. Metroda iki genç çocuk konuşurken biri, “Artık zaten hepsi burs veriyor da, bursa ilave olarak ne alabileceksin, bunun pazarlığını yaptın mı?” diyor. Bu bize dördüncü, beşinci nesil, zincir okulların mirasıdır. Çocuklar 20-30’lu yaşlarına geldiklerinde, iş bulduklarında, kariyer edindiklerinde, ileride bir yerlere geldiklerinde bu bakış açısının yansımalarını mutlaka yaşayacaklar.

SADECE BURS KONUŞMAYIN
Eğitim çok konvansiyonel bir iştir. Siz okula gittiğinizde sadece “Ücreti ne? Bursu ne?” derseniz, buna uygun bir yaklaşım görürsünüz. Bu da bizi insanın ekonomik bir varlık olduğu şeklindeki tatsız önermeye götürüyor. Eğitim klasik bir iştir. Okulların öncelikle kütüphanesine, bilimsel çalışmalarına, okulun yöneticilerinin kaç yıldır bu kurumu yönettiğine,son beş yılda kaç müdür değiştirdiklerine, mezunlarına, öğretmen kaynağının niteliğine bakın. Öğretmen ve öğrencilerin okul değiştirme sıklığını, oranlarını inceleyin. Ama veli olarak içeri girip, sadece burs ve ücret konuşursanız, onu duymak istiyorsanız, eğitimin niteliğiyle fazla ilgilenmiyorsanız, karşınıza benim tabirimle “hamburger okullar” çıkıyor. Biz bunları teşvik ettik ülke olarak. Bu toz bulutunun içerisinde de önemli bir kesimi bu son nesil okullar ve zincir okullar oluşturuyor. Oluşturmaya da devam edecekler. Korkarım, bu gidişle Türkiye “eğitim sisteminde biz kötü bir şey denedik” bile demeyecektir.

ÖĞRETMENİMİZİ YETİŞTİRİYORUZ
Üzülerek söylüyorum, son derece zayıf bir öğretmen kumaşıyla karşı karşıyayız. Bunu okulun çeşitli İK politikalarıyla iyileştirmek ve bundan en az miktarda etkilenmek için elimizden geleni yapıyoruz. Kendi öğretmenimizi kendimiz yetiştirmeye çalışıyoruz. Bazı öğretmenleri fakülteden itibaren alarak yetiştiriyoruz. Yurt içi ve dışında pek çok yere gönderiyoruz. Okulun sadece buna odaklanan İK politikaları da var. Eğitim fakültelerine gidiyorlar. İyi olmayan bir öğretmen kumaşıyla karşı karşıyayız son 8-10 yıldır. Hiç memnun değiliz.

KİMDİR?
Şubat 1998’den bu yana Özel Ege Lisesi kurucu temsilcisi olan Yansı Eraslan, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği, Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği ve Türkiye Kalite Derneği (KalDer) üyesi, Eraslan Vakfı mütevelli heyeti ve yönetim kurulu başkan vekili, imspolymers yönetim kurulu başkanlığı yapıyor. Eraslan, 1997-2011 yılları arasında Ege Üniversitesi İşletme, İktisat ve Uluslararası İlişkiler bölümleriyle Dokuz Eylül Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde Finansal Yönetim, Uluslararası Finansman ve Liderlik, Yönetim ve Değişim adlı dersleri verdi. Ortaokul ve liseyi Bornova Anadolu Lisesi’nde tamamlayan Eraslan, Dokuz Eylül Üniversitesi Endüstri Mühendisliğinden mezun oldu. Connecticut Üniversitesi’nde MBA yaptı. Hartford’daki Finansal Analistler Derneği tarafından Finansman branşında üstün başarı gösteren öğrencileri teşvik bursu kazandı. Eraslan, Harvard Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde Uluslararası Eğitim Politikası ve John F. Kennedy School of Government bünyesinde Edward S. Mason Fellow olarak Kamu Yönetimi dalında yüksek lisans yaptı. Yansı Eraslan, Ebru Eraslan’ın eşi, Kerim ve Nur’un babasıdır.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle