GeriEğitim Eğitimde fırsatlar yaratmak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğitimde fırsatlar yaratmak

Türkiye son 10 yılda eğitimde önemli gelişmeler gösterdi. Özellikle eğitme katılım ve devam konusunda çok ciddi bir mesafe alındı.

Eğitimde fırsatlar yaratmak
refid:23257377-spot ilişkili resim dosyası

İlköğretimde çocukların okula erişimi konusunda nerdeyse yüzde 100’e ulaştık. Bununla birlikte eğitime fiziksel erişimin başlı başına artık yeterli bir gelişim göstergesi olmadığı, çocuklarımızın gelişmesinde kaliteli eğitime erişebilirliğin büyük önem taşıdığı da bir gerçek.
Başka bir ifadeyle, çocukları bir okula kaydetmek ve devamlarını sağlamak, tek başına eğitim hizmetinin yeterliğini göstermiyor.
Çocuklara verilen eğitimin kalitesi ve temel öğrenme ihtiyaçlarının özellikle ilköğretim döneminde karşılanma düzeyi, ülke olarak eğitim performansının en önemli göstergesi haline gelmeye başladı.
PISA, TIMSS gibi uluslararası ölçekte yapılan araştırmalar bu konuda ne kadar yol aldığımızı ortaya koyuyor. Örneğin 2009 PISA araştırması sonuçlarına göre, 4, 5 ve 6’ncı düzeye, yani yüksek sayılan yeterlik düzeyine, ülkemizden çok az öğrenci erişebildi. Dağılımın OECD ülkelerine en yakın olduğu beceri alanı okuma iken, matematik ve fen becerilerinde büyük fark görülüyor. Türkiye, 33 OECD ülkesi içinde 31’inci, sınava katılan 65 ülke arasında ise 41’inci sırada yer aldı.

Eşitsiz dağılımı ortaya koyuyor

Öte yandan bu araştırmalar sadece çocuklarda birtakım becerilerin kazandırılması düzeyini ölçmekle kalmıyor, aynı zamanda eğitim sistemleri hakkında da detaylı veriler topluyor. Bu karşılaştırmalar Türkiye’de eğitim kalitesinin okullar ve bölgeler arasındaki eşitsiz dağılımını net bir şekilde ortaya koyuyor. Örneğin PISA 2006 sonuçlarına bakıldığında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan 15 yaşındaki bir gencin, Akdeniz Bölgesi’nde yaşayan yaşıtının ortalama iki okul yılı gerisinde olduğu görülür. Bu sınavlarda elit okullarımızın (Anadolu ve fen liseleri) diğer okulları büyük oranda geride bıraktığını ise söylemeye gerek yok herhalde.
Bu noktada ne yapılmalı sorusunun cevabı, “Genel olarak eğitim kalitesini ve öğrenme çıktılarını geliştirmeye yönelik politikaların kamu otoritesi tarafından ele alınması ve etkili politikalar geliştirilmesi”dir.
Tüm çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak sağlıklı bir şekilde gelişmelerini destekleyecek kaliteli eğitime erişmelerine imkan sağlayacak politikaların bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor.

Hep birlikte elini taşın altına koymalı

Ancak bu alanda görevi ve sorumluluğu tamamen kamuya bırakmak sorunların çözülmesini geciktirmekten ve daha fazla zaman kaybetmekten başka işe yaramaz. Üçüncü sektör ve özel girişimler de hep birlikte bu alanda elini taşın altına koymalı. Türkiye eğitim sistemi, bir kamu otoritesinin baş edebileceği büyüklükten çok daha fazlasını ifade ediyor. Sadece ilköğretimde 11 milyon öğrenci, 515 bin öğretmen ve 32 bin okuldan bahsediyoruz.
Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yukarıda bahsettiğimiz alanlarda acil önlemler almasını bekler ve takip ederken, bizler de öncelikli alanlarda yenilikçi, eşitliğe hizmet edecek, yaygınlaştırılabilecek girişimleri arttırmaya çaba sarf etmeliyiz. Bu konuda özellikle sivil topluma önemli görevler düşüyor.
Sivil toplum kuruluşları doğaları gereği karşılanamayan bir ihtiyacı giderme amacıyla kurulur ve çalışırlar. Eğitim de bu anlamda en öncelikli ihtiyaçlarımızın başında geliyor. Yakın bir zamanda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından yapılan bir araştırmada Türk halkının en fazla kaygı duyduğu konunun eğitim olduğu (araştırmaya katılan diğer ülkelerin aksine) ve kamu yatırımlarının öncelikli olarak bu alana yönlendirilmesini talep ettiği ortaya çıktı. Sivil toplum kuruluşları ve sosyal girişimlerin, özellikle dezavantajlı bölgelere etkin ve kalıcı bir şekilde ulaşarak bu bölgelerdeki çocuklara eğitim fırsatları yaratması kritik önem taşıyor.

Kalabalık sınıflarda farklılıklar gözden kaçıyor

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) özellikle Türkiye’nin dezavantajlı bölgelerinde yaşayan ilköğretim çağındaki çocukların, okullarında ve sosyal çevrelerinde erişemedikleri eğitim ve öğrenme fırsatlarına erişmeleri için çalışıyor. Kalabalık ve çocuğun bireysel farklılıklarını gözden kaçıran sınıf ortamları, fiziksel ve teknolojik altyapısı yetersiz okullar, sınav ve test baskısı altındaki öğrenme kültürü, aktarıma dayalı öğretim yöntemleri ve daha birçok nedenle çocuklar eğitimlerini gerekli bilgi, beceri ve değerleri kazanmadan bitiriyorlar.
Oysa çocukların eğlenerek öğrenecekleri, gerçek hayatla bağı kurulmuş, çocuğun ve ihtiyaçlarının merkezde olduğu, oyun ve etkinlik temelli, renkli, çocuk ruhuna hitap eden ve teknolojiyi etkin kullanan öğrenme ortamlarında ve çocuğun temel öğrenme ihtiyaçları üzerine inşa edilmiş bir eğitim ve öğrenme modeli/kültürü yaratmak imkansız değil.
TEGV’in 18 yıllık deneyimi ve ortaya çıkardığı öğrenme modeli bunun mümkün olduğunu gösteren nice örnekle dolu. Eğitim kalitesinin arttırılması konusunda yararlanılacak dersler içerdiğini düşündüğümüz deneyimimizden çıkan sonucu şöyle özetleyebiliriz:

Çocuğa saygı esası

Yurt çapına yayılmış 88 sabit ve gezici etkinlik noktamızda üç temel ilkeye dayanan özel bir modelle çalışıyoruz. Çocuğa saygıyı esas alan gönüllü eğitmen modeli, öğrenme fırsatlarıyla dolu öğretim programları/yöntemleri ve çocuk ruhuna hitap eden öğrenme ortamları sunduğumuz TEGV etkinlik noktaları...
Çocuğun bireysel ve kültürel farklılığına saygı göstermek, bunu desteklemek ve çocuğun kendisine duyulan bu saygıyı içten hissetmesi ve bu saygıyı başkalarına göstermeyi öğrenmesi TEGV kültürünün en önemli boyutu. TEGV modelinin çocuklara ulaşmasında en önemli araç olan gönüllü eğitmenlerimizin çocuklara bu merkezdeki yaklaşımı sonucunda en içine kapanık çocuklarımızın gözümüzün önünde nasıl değiştiğini ve özgüven kazandığını herkesin görmesini isterdik.
Çocuklara ulaşmak için kullandığımız onlarca eğitimsel etkinliğimiz (sanattan spora, bilimden, yurttaşlık becerilerine, matematikten okuma becerilerine) çocukların eğlenerek öğrendiği, oyun temelli, aktif öğrenmeyi esas alan, çocuğun katılımını ve yaratıcılığını teşvik eden ve ilköğretim süresince alması gereken temel bilgi, beceri ve değerleri destekleyen etkinliklerdir. Yaptırdığımız etki araştırmaları, eğitim programı ve etkinliklerimizin çocukların bu becerilerini olumlu yönde geliştirdiğini ve akademik başarılarını desteklediğini ortaya koyuyor.

Özgün mekanlar

Son olarak modelimizin en önemli parçası olan özgün TEGV mekanları. Her biri son derece yeni ve yaratıcı bir şekilde tasarlanmış, içlerinde sanat atölyeleri, spor alanları, bilişim ve teknoloji odaları, kütüphaneler, okuma odaları olan etkinlik noktalarımıza gelen çocuklar büyük çoğunlukla ‘ders-instruction’ mantığı ile tasarlanmış okullardan farklı bir öğrenme mekanına geldiklerini hemen fark ediyorlar. Mekanlarımız her yerde çocuklarımız için birer cazibe merkezi. Bu renkli ve yaratıcı mekanlar mimari ve fiziksel ortamın öğrenme sürecinin ne kadar önemli bir boyutu olduğunu bizlere her gün gösteriyor.
Bahsettiğimiz bu model çocuklarla, aileleriyle ve gönüllülerle buluşunca ortaya olağanüstü bir sinerji çıkarıyor ve bu modele dahil olan herkesin öğrendiği, en önemlisi de gönüllü öğrendiği bir kültüre dönüşüyor.
TEGV’de sadece çocuklar değil, gönüllüler ve aileler de gelişiyor. Yani bu ağın içine giren eğitime gönül vermiş herkes gelişme gösteriyor. Eğitime katkı sunmayı amaçlayan bir kurumun (resmi veya sivil) asıl isteği de bu değil midir zaten?

Yorumları Göster
Yorumları Gizle