GeriEğitim Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi

60 yıldır eğitimin içinde olan bir babanın, Fahamettin Akıngüç’ün üç kızından biri Dr. Bahar Akıngüç Günver. Yıllarca eğitim konuşulan bir evde büyüdü. 10 yıl önce babasının görev yaptığı Mütevelli Heyet Başkanlığı koltuğuna oturduğunda, ikinci kuşak olmanın dezavantajını da, birinci kuşaktan öğrendiklerinin avantajını da yaşadı.

Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi

İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Bahar Akıngüç Günver, “Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi, hem lezzetli, hem eziyetli” diyor. “Bizim işimiz umut. Umutsuzluk pazarlayanlarla baş etmek zor” diyen Akıngüç Günver, Harvard Üniversitesi’nde liderlik eğitimlerine katıldığını ve aldığını bunun da çok etkili olduğunu söyledi. Bahar Akıngüç Günver ile eğitimi konuştuk:

Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi- Üniversitenin büyüme heyecanını çocuğa benzetiyorsunuz.
Evet. ‘Mesele tohum atmaktır, çiçeğin nereden çıkacağı belli olmaz’ felsefesiyle 1997’de bir tohum attık ve pek çok yerden çiçek verdi. Ben, filizlerin yeşerdiği dönemde göreve geldim diyebilirim. 2008-2009 akademik yılında süreci devraldım. O zamanlar İstanbul Kültür Üniversitesi’ni büyüme heyecanı yaşayan bir çocuğa benzetmiştim. Bu fikir, hâlâ çok hoşuma gider. 12 yaşında, mutlu bir ailede büyümüş, yarım asırlık Kültür Koleji’nin prensiplerini, değerlerini içselleştirmiş bir çocuk gibiydi gözümde İstanbul Kültür Üniversitesi. Rol modelim de çok özel bir isim: Fahamettin Akıngüç. Özetle sorumluluğunu aldığım çocuk şimdi, ayakları her geçen gün daha fazla yere basan, amaçlarına ilişkin farkındalığı yüksek 22 yaşında bir genç. Kampüslerimiz dörde, fakültemiz sekize yükseldi. 16 bin öğrencimiz 1100’e yakın çalışanımız var. Çevreci, bağımsız, aykırı düşünen, aykırı düşünme yerinin üniversite olduğuna inanan, demokrat, laik, cumhuriyet kazanımlarını özümsemiş, ileriye doğru gidecek bir ekiple, devam ediyoruz.

- Güçlü ve yıllarını eğitime vermiş bir babadan sonra görevi devralmak zor olmadı mı?
Devraldığım zaman arkada 50 yıllık geçmişi olan bir kurum vardı: Kültür Koleji. Orayı tek başına kurmuş, kendi çabasıyla, öngörüsüyle, vizyonuyla bir yere getirmiş kurucunun hayalleri vardı. O hayallerle benim hayallerim aynı çizgide olmasaydı problem olurdu. Babam da ben de büyüme ve iş yapmak konusunda iştahlıydık. Aşılamayacak bir sorun yaşamadık diyebilirim. Zorluğa gelince, belirttiğim gibi ben görevi devraldığımda üniversite henüz çocukluk çağındaydı. Gelecek vaat eden bir çocuğun sorumluluğunu almaktan kaygılandım ama diğer taraftan da çok heyecanlandım.

- İkinci kuşak olmak pek kolay değil sanırım.
Hiç kolay değildi. Babam hem aile, hem de üniversitede dominant bir karakter. Düşünce ayrılıklarımız, tartıştığımız dönemler oldu. Ama en büyük şansım da babamın benim kadar gelişmeye açık oluşudur. O kuşakla benim iş yapış biçimimiz çok benzer. Babam, ‘Sessiz Kuşak’ döneminde doğmuş, ancak özellikleri kuşağının ötesinde. Geleneksel ama liderlik yönü milenyum kuşağını temsil ediyor. Çok daha açık, vizyoner. Bazı konularda radikal, bazı konularda inanılmaz inovatif. Geliştirme, büyütme taraftarı. Hatta zaman zaman bizi daha cesur olunması konusunda yüreklendiriyor.

- Eğitimciliği evlat yetiştirmeye benzetiyorsunuz.
Çok ciddi ortak yönleri var. Mesela İstanbul Kültür Üniversitesi kuruluş yılı itibariyle Y kuşağıyla yaşıt. Ancak doğası üç kuşağı da kucaklıyor. X ve Z kuşağını tüm yönleriyle anlamaya ve onlarla büyümeye çalışıyoruz. Bu yönüyle eğitimcilik işini evlat yetiştirmeye benzetiyorum. Evlat yetiştirmek hem lezzetli hem eziyetli. Üniversite yönetimi de bence öyle. Çok boyutlu bir iş. Çünkü üniversite bir evren gibi. Kendi içinde ekosistemi, kendisine ait bir nüfusu var. Sınırları belli. İçinde hem üretim, hem tüketim var. İnovasyon, buluş, sağlık, beslenme, eğlene gibi bir şehir ya da bir ülkede ne varsa o var.

Eğitimcilik evlat yetiştirmek gibi

UMUTSUZLUK PAZARLAYANLARDAN KAÇIN
Üniversitedekilerin hepsi rüştünü ispatlamış, 18 yaşının üstündekilerden oluşuyor. En büyük zorluk bana göre üç kuşağın arasındaki iletişimi sağlamak. Türkiye’nin bence en önemli problemlerinden biri bu. Üç kuşağın farklı özellikleri var. Çoğunluğu oluşturan gelenekselci kuşak kendini yenileyip, geliştirmeli. Zorluklardan biri zihniyetlerle baş etmek. Bu konuda eğitimlere katılıyorum. Mesela Harvard’da liderlik eğitimi aldım. Bu eğitimler çok etkili oluyor. Kimliğimi değiştiriyorum. Zihnimi geliştirdim diyemem. Son zamanlarda atalet sistemi üstüne bir şey daha ilave ettim: umutsuzluk pazarlama. Umutsuzluk pazarlayanlarla baş etmek çok zor. Bizim işimiz umut. Tam tersi bir geleceği planlıyoruz, geleceği şekillendiriyoruz. Bizim işimiz öğrencinin, o kuşağın özelliklerine göre tavır almak. Dijital dönüşüm buna en iyi örnek. Eğer müfredat eskilerden kalmaysa, kodlama yoksa, 3D bilgisayarın bulunmuyorsa, dijital dönüşüm imkânsız.

İFLAH OLMAZ İYİMSERİM
Hiyerarşi üniversitelerde çok hâkim. Mesela yeteneği, yetkinliği, unvana odaklıyor. Cinsiyete odaklayan bir anlayışla çalışmak da bunun sonucu. Bu zihniyetlerle de baş etmek zorundayım. Hiyerarşiyi hiç sevmeyen tepe yönetimindeki kişi olarak çalışma arkadaşlarımla farklı yollar izliyoruz. Mesela mizahı iş hayatımda çok kullanıyorum. Bir yerde bir şey okuduğum zaman paylaşıyorum. Okuduğum bir şeyin altını çizerek gönderiyorum arkadaşlarıma. Asıl problem biraz güç yönetiminde. Güç yönetiminde zafiyet var bence. Güç yönetimini bir unvana bağlamak, doğru kullanmamak yaygın. Otorite kuracağım derken ekibi demoralize eden yöneticilere rastlıyorum. Onun için de ben çözümü buldum, iflah olmaz bir iyimserim. İnsanın içinde iyi bir şey olduğuna inanıyorum. Temel varsayımım ‘insanlar iyidir’. İnsanlara güvenirim.

MESAFE ÖRMEKTEN VAZGEÇMELİ
Üniversitelerin üst yönetiminde ve iş dünyasında rekabet çok var. Dişleriyle tırnaklarıyla kazıyarak yukarı tırmanırken insanların kalpleri nasırlaşıyor. Deneyimim arttıkça nasırlaşmak istemiyorum. Hayatın içinde olmak istiyorum. Eğer ciddi bir toplantı ve ihtilaflı iki grup varsa hemen ortaya esprili bir şey atıyorum. Onlara kek yapıp getiriyorum. “Bugün tatlı başlayacağız konuşmaya” diyerek ortamı sakinleştiriyorum. Şiir okuyor ya da bir espri yapıyorum. İşin bir esprisi, mizahı, yaşam tarafı, yaşama dokunuşu olmalı. Mesafe örmek gibi bir derdim yok. İşin bir sırrı da güven duymak. Otonomi yani serbestlik de önemli. Güvendiğin zaman otonom da bırakıyorsun. Yoksa çok kural, fazla ciddiyet işi zorlaştırır. Aşırı kibir ve ciddiyetten kaçınmalı. Tam tersine paylaşmalı, konuşmalı. O zihniyeti değiştirmek kolay bir şey değil. İşte, en büyük problem çatışmalar.

KİMDİR?
İlköğrenimini Kültür Koleji’nde, ortaöğrenimini Robert Kolej’de tamamladı. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde lisans, California State Üniversitesi'nde Eğitim Yönetimi konusunda yüksek lisans yaptı. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Davranış Bilimleri Bölümü’nde aile işletmeleri alanındaki teziyle doktora derecesini aldı. Kuruluşunu yaptığı Kültür Fen Lisesi’nde matematik öğretmenliği ve müdürlük yaptı. İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Geliştirme Eğitim Merkezi (KÜGEM) kuruluşunda bulundu. 2002’den itibaren Kültür Okulları Genel Müdürlüğü yaptı. İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Üyesi olan Dr. Akıngüç Günver, Okul Liderliği (Harvard Üniversitesi) ve Liderlikte İyi Örnekler (Harvard Business School) başta olmak üzere uluslararası düzeyde çeşitli eğitim programlarına katıldı. Dr. Bahar Akıngüç Günver, 2008- 2009 akademik yılından itibaren İstanbul Kültür Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı görevini yürütüyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle