GeriEğitim Barış kültürü için, barış eğitimi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Barış kültürü için, barış eğitimi

Barış kültürü için, barış eğitimi

İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana iç savaş ve çatışmalarda ölen insan sayısı 70 milyon civarında ve bunun çoğunluğu sivil kayıplardan oluşuyor. Bu sayı iki dünya savaşında ölen toplam insan sayısından bile fazla.

Türkiye’ye gelince, askeri harcamalar, silahlı çatışmalar, suç oranı, yolsuzluk, basın özgürlüğü gibi unsurların değerlendirildiği 2015 ‘Küresel Barış Endeksi’nde,  2014’e göre 7 basamak gerileyerek 135’inci sırada yer aldı. Politik terör endeksinde ise savaşın yaşandığı Suriye, Irak, Sudan, Kongo ve Kuzey Kore’nin hemen ardında bir yerde duruyor.

Ülke ve insanlık olarak her yıl milyarlarca doları, insanları öldürmeye, savaşa harcıyoruz. Hâlbuki silah endüstrisine harcanan paranın çok daha azı ile dünyadaki açlık problemini tamamen çözebilir, çocuklarımıza çok daha kaliteli eğitim ve sağlık hizmeti verebilirdik. Her bir F16 maliyeti ile (20 milyon doların üstünde) bir okul ya da hastane yapalabilirdik.

Peki neden? Neden herkes esasında ‘barış’ istediği halde ailede, sokakta, okulda, ülke içinde ve ülkeler arasındaki sorunları çözmede hep şiddete başvuruluyor? Şiddet kültürümüzün burada ciddi bir rolü var. Korku-korkutma kültürü, eleştiri-yargı-suçlamaya dayalı iletişim, şiddetin kanıksanması dolayısıyla öldürmenin kolaylaşmasına yol açıyor. Daha çok küçük yaştaki çocuklar ve gençler, medyadaki şiddet yanlısı, şiddet uygulayıcısı rol modelleriyle büyüyorlar. Ayrımcı, savaşı, ölmeyi-öldürmeyi öven bir müfredat ve kültürel uygulamalarla neredeyse tamamen şiddet kültürüne maruz kalıyorlar.

Örneğin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 30 Ağustos Zafer Bayramı gibi milli bayram kutlamalarında ilkokul, hatta okul öncesi yaşlardaki oğlan çocuklarına asker üniforması giydiriliyor. Böylece ‘vatan savunması’ kavramı ile militarizm övülmüş; ölüm, savaş ve silahlar yüceltilmiş oluyor.

Çocuklar ‘barış’ı tanımlayamıyor

Ayrıca ülkemizdeki test ağırlıklı, sınav odaklı eğitim sistemi nedeniyle eğitim kurumlarının ‘barış eğitimi’ne ağırlık vermeleri pek mümkün olamıyor. Bu konuda velilerin beklentilerine cevap verme çabası da barış eğitimini engelleyen bir başka unsur olarak sayılabilir. Yapılan araştırmalar, çocukların savaşa dair çok net fikirleri olduğunu gösteriyor. Barışı ise çok fazla tanımlayamıyorlar ve daha çok ‘savaşın  yokluğu’ olarak tarif ediyorlar.

Barış genel olarak toplumda, çoğunlukla pasifizmle eş görülüp, zayıf ve edilgen bir durum olarak algılanıyor. Bir başka deyişle genel olarak akla gelen, silahlı çatışmanın ve sıcak savaşın yokluğu manasında ‘negative barı’. Ancak, barışın başka bir biçimi de pozitif barış olarak isimlendirilen ve istikrarlı ekonomiden toplumsal eşitliğe ve ayrımcılığın tüm  biçimlerinin yokluğuna, eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişimi kapsayan bir barıştır.

Şayet bir kimse tüm yetenek ve potansiyelini kullanmaktan mahrum edilmiş bir şekilde yaşıyorsa, bu tam barışın sağlanamadığı anlamına gelir. Gerçek barış ancak herkesin sahip olduğu potansiyeli eksiksiz ve kesintisiz bir şekilde yaşayabilmesi ile mümkün olur (Johan Galtung, 1969).

Burada amaç çatışma ve anlaşmazlığın ortadan kaldırılması değil, onu doğru yöneterek yapıcı ve yaratıcı çözümler bulmaktır. Çinliler, ele alınış yöntemine bağlı olarak kriz ya da fırsata dönüşebileceğini düşündüklerinden, alfabelerinde  çatışmayı hem kriz hem de çatışmayı ifade eden iki karakteri aynı anda kullanarak ifade ediyorlar.

Barış kültürü için, barış eğitimi

Bütün bu sebeplerden dolayı yapılması gereken, hem ülkemizde hem dünyada ciddi bir paradigma değişikliği ile savaş kültüründen barış kültürüne geçmek. Bunun için özgürlük, adalet, eşitlik, demokrasi, hoşgörü ve dayanışmaya dayanan bir barış kültürünün oluşturulması gerekiyor. (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization [UNESCO], 2005).

‘Eleştirel Pedagoji ve Barış Eğitimi’

Peki bu nasıl olacak ? Bunun en etkin ve belki de tek yolu, Birleşmiş Milletler (BM) Barış Kültürü Deklarasyonu’nda (1998) tanımlanan barış kültürünün tüm dünyada egemen olmasını sağlamak. Bunun için de  ‘Eleştirel Pedagoji ve Barış Eğitimi’ yoluyla iç huzurunu yakalamış, tüm çevresiyle barışık, bütünsel düşünebilen bireyler yetiştirmek.

Bu durum ülkelerin eğitim programlarını barış kültürünü ve barışçıl çatışma çözümü yöntemlerinin öğretildiği şekilde yeniden düzenlemelerini gerekli kılıyor. UNESCO’ya göre, “Ekonomik ve sosyal gelişimin artırılması, özellikle kadınların ve özel ihtiyacı olan grupların güçlenmesini sağlayarak sosyal adaletsizliklerin azaltılması, demokratik katılımın sağlanması, toplumda hoşgörü ve dayanışmanın artırılması, bilginin özgür ve serbest bir şekilde akışının sağlanması ve iletişimin desteklenmesi barış kültürünün vazgeçilmez unsurlarındandır.” (UNESCO 2005)

Barış eğitimi ile barışın inşa edilebilmesi ve devamlılığının sağlanabilmesi için okullarda, çocuklara küçük yaştan itibaren yapıcı ve barışçıl çatışma çözümü değer ve becerilerini ile birlikte barışçıl bir zihin yapısının kazandırılması gerekiyor. İnsanların eline silah yerine anlaşmazlıkları şiddetsiz çözebilecek yöntemler vermeliyiz.

Barış çalışmalarının babası sayılan Prof. Johan Galtung‘a göre ‘Barış Eğitimi’, temelde empati kurabilmeyi, önyargılamızın farkında olmayı, öfkeyi yönetebilmeyi, affedebilmeyi, aktif dinlemeyi ve anlaşmazlıklara şiddet içermeyen, yaratıcı çözümler bulmak için gereken becerileri öğretir. (Galtung,1997)

Barış eğitiminin UNICEF tarafından yapılan tanımı şu şekilde: Çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin içsel, kişilerarası, gruplararası, ulusal veya uluslararası düzeyde hem fiziksel hem de yapısal şiddeti önlemeleri, çatışmayı barışçıl yollarla çözmeleri ve barışa yol açan şartları yaratmaları için gerekli olan bilgi ve becerilerle donatılarak, tutum ve değerlerinde değişiklikler yaratılması, bunun sonucunda da davranışlarında olumlu değişimlerin oluşturulması.

Barış, savaştan daha çok cesaret gerektiriyor

UNICEF’in bahsettiği olumlu davranış değişikliklerden kasıt, insanın kendini tanıması, herkese empati göstermesi, farklılıkları kabullenmesi, paylaşmak, affetmek, özür dilemek gibi hiç öyle kolay olmayan değişiklikler. Bir Hindu atasözünen de dediği gibi: “Cesuru arıyorsan affedebileni bul. Esas kahraman ise nefret görse de sevebilendir.”

Anlaşılacağı üzere aslında barış savaştan daha fazla çalışma, cesaret, disiplin (aynı zamanda iç disiplin), sabır, dayanıklılık, yaratıcılık gerektiriyor. Ancak savaşların sebep olduğu ölümler, maddi ve manevi kayıplar, tarifsiz acılar yanında, barış için çalışmak çok daha anlamlı ve değerli. Kürt meselesi nedeniyle kaç jenerasyonu savaşa feda ettiğimizi bir düşünün. Doğu ve Güneydoğu’da çocukların ve gençlerin tek bildikleri şey savaş. Böyle bir ortamda, ‘Barış Eğitimi’ son derece önemli, üzerinde önemle durulması gerekiyor.

Üniversitede yüksek lisans programı oldu

Mesela benim bizzat yürüttüğüm Hacettepe Üniversitesi Uluslararası Barış ve Çatışma Çalışmaları Yüksek Lisans Programı’nda tam da bu konuları akademik düzeyde ele alıyoruz. Programımız, dünyadaki örneklerinden Avusturya EPU (Avrupa Barış Üniversitesi) ve Inssbruck Üniversitesi’ndeki benzeri programların işleyişi ve yapısı model alınarak, 2012 yılında YÖK’ten gelen onay ile kuruldu ve eğitim-öğretimine başladı.

İlgili model uyarınca derslerimiz klasik yüksek lisans programları gibi haftada üçer saatlik dönem boyu süren derslerden ziyade, bir, iki ya da üç  haftalık yoğunlaştırılmış dersler ile dersleri takip eden hafta araştırma ve hazırlık haftası şeklinde yapılıyor. Programımızda üniversitemiz öğretim üyelerinin yanı sıra, dünyanın dört bir yanından, alanının en önde gelen, otorite kabul edilen uzmanları, akademisyenleri ve pratisyenleri her dönem ders vermek üzere ağırlayabilmemize de olanak sağlıyor.

2012 yılında sekiz ayrı ülkeden ilk öğrencilerimizi (Sudan, Bosna, Etiyopya, Yunanistan Tunus, ABD, Nijerya ve tabi ki Türkiye’den) kabul ettik. Programımızın açılışı ve açılış dersi ise ‘Barış Çalışmaları’nın babası olarak kabul edilen Prof. Dr. Johan Galtung tarafından yapıldı. İlerleyen yıllarda bu çeşitlilik giderek arttı.

Açıldığından beri her akademik dönemde yeni öğrenci alımını sürdüren programımız, üçüncü yılında dünyanın çeşitli yerlerinden yine dünya ölçeğinde saygın üniversitelerinden gelen ve alanlarının otoriteleri olan hocalarımız ile birlikte sahadan gelen uygulama eğitmenlerimizin de katkısıyla uluslararası arenada, şimdiden, önde gelen bir yer edindi.

Şimdiye kadar 22 ülkeden 50 öğrenciyi ve 18 ülkeden 27 akademisyen ve pratisyeni ağırlayan programımız, ülkemizin dünyadaki aktif çatışmalara ve çatışma bölgelerinin önemli bölümüne yakın/içinde olan stratejik konumu ve Doğu-Batı dünyası arasında sahip olduğu fiziksel ve kültürel köprü işlevi dolayısıyla da, bu alanda akademik beceri kazanmak ve araştırma yapmak isteyen öğrencilerimiz için en ideal seçeneklerden birisi haline geldi. 

Çalışmalarımız, ülkemizde ilk olan programımızı dünyanın en önde gelen ‘Barış Çalışmaları’ programı ve ileride doktorayı da içeren ‘Barış Enstitüsü’ haline  getirmek üzere sürüyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle