Eğitim adına Doğramacı’dan çok şey öğrendim

Güncelleme Tarihi:

Eğitim adına Doğramacı’dan çok şey öğrendim
Oluşturulma Tarihi: Nisan 20, 2015 09:14

23 yaşında Harvard Üniversitesi’ndeyken kendi işinin sahibi oldu, şimdi 12 ülkede 46 farklı ulustan 15 binin üzerinde kişiye istihdam sağlıyor. Kamuoyunda pek sık görünmüyor, ama iş eğitim olunca akan sular duruyor. Liselere gidiyor, üniversitesini anlatıyor, gençlere önerilerde bulunuyor.

Haberin Devamı

29 yaşında Pamukbank’ta Yönetim Kurulu üyeliği ile başladığı kariyerini patronlukla taçlandıran, Özyeğin Üniversitesi ile hayallerine kavuşan Hüsnü Özyeğin, bu nedenle de “yaptığım en değerli iş, üniversiteyi kurmak” diyor. Üniversiteyi açmadan önce farklı eğitim kurumlarının yapımına katkıda bulunan Özyeğin, 26 kız yurdu, 40 civarında ilkokul, ortaokul, lise yaparak Milli Eğitim Bakanlığı’na bağışladı. Binlerce öğrenciye burs sağladı ve Türkiye’nin en önemli sivil toplum kuruluşlarından olan AÇEV’i eşi Ayşen Özyeğin’in kurmasını destekledi ve yüzbinlerce aileye ulaştı. Türkiye’nin en zengin işadamları listesinde üst sıralarda olmasına rağmen “Benim en büyük zenginliğim yaptığım, bağışladığım eğitim kurumlarıdır” diyor. Hüsnü Özyeğin ile eğitimi ve özellikle de yükseköğretimi konuştuk:

Haberin Devamı

Fizik, kimya, biyoloji olmadan araştırma olmaz

SOSYAL BİLİMLERE İLGI AZALIYOR

Yükseköğretimle ilgili ne düşünüyorsunuz?
-Yükseköğretim çok önemli, bir ülkenin kalkınması, gelişmesi için ve katma değer yaratmasında kritik bir rolü var. Türkiye’de yükseköğretimde önemli gelişmeler sağlandı, hem sayısal olarak, hem de nitelik olarak. Ama Türkiye’de bu süreç geç başladı. 2000’li yılların başında üniversite sayısı düşüktü, 100 civarındaydı. Şimdi 185- 190 oldu. Sayısal olarak büyüyor, kalite olarak da gelişiyor. Üniversiteler arasında rekabet artıyor. Bu çok önemli. Ama daha çok gidecek yol bulunuyor. Araştırma konusunda gidecek çok yolumuz var. En önemlisi Türkiye’nin öğretim üyesi ihtiyacı fazla.

Bu nasıl çözülecek sizce?
-Önümüzdeki dönemde kendi imkanlarımızla yetişmemiz mümkün değil. Yurtdışında doktora yapmış veya akademisyen olan öğretim üyeleri getirmemiz lazım. Özellikle dünyada gelişen teknoloji ve bilim konularında yol almamız gerekiyor. TÜBİTAK’ın araştırma konularında üniversitelerle işbirliği yapma konusunda çok önemli çabaları var. Bunlar son yıllarda ivme kazandı. Destek vardı, ama farklı destekler sunmaya başladılar. Bu da özellikle üniversite - sanayi - savunma işbirliği konusunda gelişmeler için teşvik yaratacak. Amerika’ya baktığımız zaman Savunma Bakanlığı’nın araştırmalarının üniversite destekli olduğunu görüyoruz ve en ileri teknolojilerin öncüsü oluyorlar. Bu işbirliğinin daha genişlemesi, büyümesi lazım. Diğer yandan Türkiye’nin bugün en önemli ekonomik problemlerinden biri cari açık diye konuşuluyor. Cari açığın da orta dönemde sınırlı bir yerde kalmasını sürdürebilir bir şekilde sağlamak, rekabet edilebilecek ürünler geliştirerek katma değeri yüksek ürünler üreterek sağlamak gerekli. Üniversiteler, burada araştırma ve geliştirme çalışmaları ile çok büyük katkılar yapabiliyor. Aslında üniversite sadece öğrenciyi mezun edip onlara iş bulmak gibi bir vasfı varmış gibi anlatılmamalı. Ekonomi, teknoloji ve nihayetinde sosyal gelişme alanında toplumda kritik bir role sahip. Çağdaş insan yetişmesinde, dünya insanı olma konusunda gençlere çok şey vermemiz lazım. Dünyanın her yerinde başarılı olabilecek vasıflar vermemiz gerekiyor öğrencilerimize. Bu çok önemli. Maalesef diyeceğim ama Türkiye’de sosyal bilimlere ilgi azalıyor. Büyük bir eksiklik bence. Temel bilimlere de ilgi yok. Türkiye’de araştırma için şart olan fizik, kimya gibi temel bilimler boş kalıyor. Fizik, kimya,biyoloji olmadan araştırma olmaz.

Haberin Devamı

Hüsnü Özyeğin, “Yaptığım en değerli iş, üniversiteyi kurmak”

ZAMANIMIN ÖNEMLİ BÖLÜMÜ ÜNİVERSİTEDE GEÇİYOR

Başarılı bir işadamısınız. Eğitimi sevdiniz mi?
-Eğitimi sevdiğimi üniversitedeyken, öğrencilerle biraradayken gözlemlediniz ve hissettiniz sanırım. Zamanımın önemli bir bölümü üniversitede geçiyor. Hocalarımızın, öğrencilerimizin başarılarıyla gurur duyuyorum. Üniversitede büyük aşamalar kaydettik. Ama daha çok yolumuz var. 7’nci yılımızdayız. Harvard 400’üncü yılında. Onun için çok yolumuz var. Ama bunun farkındayız ve bulunduğumuz yer, hem bununla gurur duyuyoruz ama tatmin etmiyor bizi. Çok genç olduğumuz için gurur duyuyoruz ama bir yandan da çok işimiz var.

Eğitim sistemi sınav sistemi sürekli değişiyor. Bu konuda neler düşüyorsunuz?
-Bu konularda istikrar çok önemli. Özellikle öğrenci ve velilerin güven duyması lazım. Çünkü inanılmaz fedakarlıklara katlanıyorlar. Dünyanın çok az ülkesinde ebeveynler Türkiye’deki kadar kısıtlı imkanlarıyla çocuklarına büyük bütçe ayırıyor. Türkiye’de artık eğitimin kalitesine ve dünyayla rekabet edebilecek nitelikte öğrenciler için eğitimin çıktılarına odaklanmamız lazım.

Haberin Devamı

Eğitim adına Doğramacı’dan çok şey öğrendim

TÜRKİYE’DE EĞİTİMİN ALMASI GEREKEN ÇOK MESAFE VAR

30 yıldır eğitimle ilişkiniz var...
- Kurucularından olduğum Özyeğin Vakfı ve AÇEV dışında İSTEK Vakfı’nın Yönetim Kurulu’nda uzun yıllar görev aldım. Bilkent Üniversitesi’nde 16 sene mütevelli heyetinde bulundum. Özyeğin Üniversitesi’ni kurmadan önce bir nevi İhsan Doğramacı’nın öğrencisiydim. O, bütün vakıf üniversitelerinin babasıydı, birçok vakıf üniversitesi kurucusunun mentörü oldu. Birlikte yetiştik diyebilirim. Eğitim dediğiniz zaman her an aklıma Sayın Doğramacı gelir. Herkese destek oldu. Ondan çok şey öğrendim. Sakıp Sabancı’dan da çok feyzaldım.

Haberin Devamı

Türkiye’de sizce eğitimde en önemli eksiklik nedir?
-Kişi başı 10 bin dolar milli geliri aşan ülkelere baktığımızda Türkiye’de eğitimin alması gereken çok mesafe var. Uzakdoğudaki ülkelere baktığınız zaman önce Japonya sonra Güney Kore, Çin, Malezya, bunların hepsi gelişmelerinden önce eğitimde çok büyük atak yapmışlar. Bu ülkelerin sonra büyüme oranları 3-4 değil, 8-10 gibi artmış her yıl. Batı’ya göre olağanüstü gelişme göstermişler. Bunun nedenini okuduğunuz zaman eğitimdeki başarılarıyla ilgili. Üniversiteden mezun etmek yeterli değil, eğitimde kalite olmalı.

Başarılı olmak için peşinde koşacağınız hayalleriniz olmalı
Gençlerin anne-babası gibi konuşmak istemiyorum. Gençlerin mutlaka annebabaları dışında danışacakları büyükleri olmalı. Bu eskiden dayı amcaydı. Bu dönem geçti bence. Biraz aile dışına çıkıp kendilerine mentör aramaları gerekiyor. Kazanılmış tecrübelerden istifade edecek ortamlar yaratmaları lazım. Ben her zaman gençlere merak duydukları ve sevdikleri konulara yönelmelerini öneriyorum. Hayatta başarılı olmak için peşinde koşacağınız hayallerinizin olması lazım. Sevdiğiniz şeyin hayalini kurabilirsiniz. Bu her alanda geçerli.

Onların daha çok çalışmaları gerektiğini söylüyorum. Gençlerin tecrübe edinmeleri gerekiyor. Hiçbir iş basit ve değersiz değil. Kendi kazandıkları para kutsaldır. Staj konusu üniversitemizde en önem verdiğimiz ve benim şahsen çok üzerinde durduğum konular arasında. Öğrenciler ne kadar farklı alanda deneyim kazanırsa, kariyerlerini de kendileri için en uygun şekilde yönlendirebilirler. Üniversitemizin “sektörlerle iç içe” eğitim felsefesini içeren unsurlarından biridir bu staj ve deneyim konusu. Girişken olmalarını, meraklı olmalarını her zaman öneriyorum.

Eğitimde hedef bitmez
Eğitimde hedefler bitmez. Sınırsızdır. Üniversiteyi kurarken gastronomi, aşçılık, pilotluk okulunu hiç düşünmüyordum, şimdi var. Bunun sebebi de aslında piyasa ihtiyaçları ve öğrenci talepleri ile ilgili. Üniversite mezunları arasında işsizlik de konuşuluyor Türkiye’de. Ama bir yandan hazır iş alanları var. Pilotluk gibi. Türk Hava Yolları’nın pilota ihtiyacı var, hem Türkiye’de hem bölgede yeni kurulan havayollarının ihtiyaçları var. Türkler uluslararası havaalanları yapıyor. TAV, Limak gibi kurum, kuruluşlar var, onlar iyi yönetiyorlar ve dolayısıyla sivil havacılık önemli bir kariyer alanı olarak çıkıyor.

Bunun gibi birçok potansiyeli olan alanlar ve sektörler var. Üniversitelerin bu nedenle sektörlerle ilişkisini çok önemsiyorum ve kuruluşumuzdan itibaren bunun etrafında birçok program geliştirdik. Ayrıca üniversitemizin çok önemli özelliği İngilizce bilmeyen hiçkimse mezun olamıyor. Olmazsa olmaz taviz vermiyoruz. İngilizce’nin şart ve diğer dillerin fark olarak görülmesini istiyoruz.

Eğitim adına Doğramacı’dan çok şey öğrendim

Oyunun çocuk gelişimine etkisi

Haberin Devamı

Eğitim adına Doğramacı’dan çok şey öğrendim
İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Görevlisi Dilek Erzenli, şiddet içerikli oyunların çocuğun gelişimi üzerinde etkilerine yönelik sorulara cevap verdi.

1) Şiddet içeren oyunlar çocukların gelişimini nasıl etkiliyor?
Çocukların olumlu ve olumsuz gelişimini oyunda öğrenmek mümkün. Bir gruba ait olma ihtiyacını karşıladığı oyun sayesinde çocuklar saldırganlıklarını kontrol etme, başkalarının hakkına saygı gösterme, paylaşma, kendi hak ve özgürlüklerini koruma, iletişim kurma becerileri geliştiriyor. Günümüzde çoğu video oyunları şiddet unsurları içeriyor. Bu oyunların fizyolojik ve psikolojik etkileri var. Saldırganlık, içe kapanma, yabancılaşma, aşırı düzeyde psikolojik ve duygusal uyarılmışlık gibi etkilere neden olabiliyor.

2) Bazı sanal oyunlar sakıncalı olabilir, bu nasıl anlaşılır?
Şiddet içeren video oyunlarının zararlı olduğunun tespiti için bazı kriterler var. Oyundaki karakterlerin diğerlerine fiziksel zarar vermeye çalışması, fiziksel zarar vermenin sıklıkla tekrar etmesi, karakterin saldırganlığının çeşitli yollarla ödüllendirilmesi, başkasına verilen fiziksel zararın eğlenceli veya komik olarak yansıtılıyor olması gibi şeyler varsa dikkat etmek gerekiyor. Ayrıca şiddet içermeyen hareket ve davranışların diğer alternatiflere göre daha az eğlenceli olması, şiddet içeren davranışların ciddi bir yaptırımla karşılaşmıyor olması gibi unsurlar, o oyunun çocuklar için potansiyel zararlı olduğu anlamına geliyor.

3) Bu tür oyunlar saldırganlığa yöneltir mi?
Şiddet ve suç, aynen diğer davranışlar gibi öğrenilebiliyor. Suç, şiddet ve saldırganlık içeren davranışların öğrenilmesi, sürdürülmesi veya terk edilmesinde pekiştiriciler kadar gözlem ve modelleme de etkili. Saldırganlık içeren o oyunları izleyen çocukların şiddete eğiliminin arttığı birçok çalışmada görülüyor. Hayal kırıklığına uğrayanlar daha saldırgan davranabiliyor.

4) Oyun ve çocuk ilişkisi yaşa göre değişiyor mu?
Çocukların bilişsel ve sosyal gelişim evrelerine göre oyun özellikleri değişiyor ve gelişiyor. 0-2 yaş arasındakiler kendi çevresindeki akranlarından etkilenmeden bağımsız bir şekilde tek başına oynuyor. 3-5 yaş arasındakiler kendi kendilerine oyun kurmaya başlıyor. Evcilik, bebeklerle oyun, doktorculuğa ilgi duyuyorlar. 6-8 yaş arasında maketler, yap-boz oyunları ile kâğıt hamuru, parmak boyası, sulu boya, kalem, pastel boya, ip ve boncuklar tercih ediliyor. Bu dönemde canlı, renkli, ses çıkaran, yumuşak ve dikkat çekici oyuncaklar ilgilerini çekiyor.

5) Oyun seçimi nasıl yapılmalı?
Oyun seçimi yapılırken yaşa uygun olmasına dikkat edilmeli. Küçük çocuklar nesneleri yakalamanın, ağıza götürmenin oyun olduğunu düşünüyor. Bu dönemde canlı, renkli, ses çıkaran, yumuşak ve dikkat çekici oyuncaklar onların ilgisini çekiyor. 6 yaşından sonra onların el becerilerini arttıran oyuncak ve materyallerin tercih edilmesi faydalı olabilir. Şiddet içeren internet içeriklerinden de uzak durulması şart.

BAKMADAN GEÇME!