Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: Problemi ağırlaştıran çözümler

Ege CANSEN

Anlaşılıyor ki, Türkiye'nin yeni 1 Mayıs'ı, artık 21 Mart. Nevruz'u kutlamak diye bir şey gündemde yok. Ülke, bugünü en az terör gösterisiyle atlatma kaygısında. Terör kelimesi Türkçe'ye girmeden önce, dilimizde bu kavramı karşılamak üzere Arapça ‘‘tedhiş’’ sözcüğü kullanılırdı. Tedhiş, dehşete düşürmek demektir. Dehşet, yani korku. Korkan insan ne yapar? Bir ihtimal, pısar ve kendisini korkutan şeyin arzularına boyun eğer. ‘‘Sen bein dehşete düşürme, ben de sana istediğin tavizi vereyim’’ der. En azından, teröristin yani tedhişçinin beklentisi budur. Ya da tam tersi olur. Dehşet salanın istediği, dehşete düşenin asla veremeyeceği bir şey ise, korkan taraf, dehşet salanı yok ederek korkudan kurtulmayı düşünür. Teröristler (dehşet salanlar), açık bir hedef göstermediği için, bu ‘‘yok etme harekátı’’ gereğinden geniş bir kitle üzerine tevcih edilir. Bu da mücadelede zalim olmayı gerektirir. En büyük zulümlerin, büyük korkular yüzünden ortaya çıkması gayet tabiidir. Çünkü devlet dahil, her canlının en acımasız olduğu an, kendi hayatının ‘‘yakın ve ciddi’’ bir tehditle karşı karşıya olduğuna inandığı andır.

Tedhiş ve zulüm, birbirini azdıran ve meseleleri çözmekten ziyade ağırlaştıran tepkilerdir. Karşılıklı etkileşimle ‘‘şiddet’’ tırmanır. Bu tırmanışın bir ‘‘tepe’’ noktasına ulaşıp, kendiliğinden durması zayıf bir ihtimaldir. Şiddetin yarattığı tahribat herkesi yıldırsa bile, böyle bir kısırdöngünün kırılması için dıştan bir müdahale gerekir. Topluma dıştan müdahaleyi, mutlaka yabancıların müdahalesi şeklinde anlamamak gerekir. Bu müdahale, toplumu yeniden yönlendirebilecek bir ‘‘önder’’in ortaya çıkması şeklinde de tezahür edebilir. Aslolan da budur.

* * *

Türkiye'nin özelliği ‘‘ordu-devlet’’ olmasıdır. Türk devletinin esası, Türk ordusudur. Ordu, halkı millet yapan kurumdur. Türk milleti, öncelikle ordu kurmamış olsaydı, herhalde bir devlet de kuramazdı. Ordu olmasa veya ordunun bu topraklar üzerinde etkisi büyük çapta azalsa, Türkiye'de yaşayanların büyük bir dağınıklık içine düşmesi çok muhtemeldir. Hatta bu dağınıklık, ülkenin dağılmasıyla bile sonuçlanabilir. İslam'ın, bu bağlamda ‘‘ordunun misyonunu üstlenmesi’’ kesinlikle mümkün değildir. Bu dediklerime kanıt arayanlar, sadece dini değil, dili de bir olan Arap halklarının bölünmüş haline baksınlar, yeter de artar.

Türkiye, halen karşı karşıya olduğu sorunlarla baş edebilmek için ‘‘düşünce ve değer sisteminde’’ belli bir değişiklik yapmak ihtiyacı içindedir. Toplumların ‘‘değer sistemlerinin’’ değişmesi için bir önder gereklidir. Bu önderin, siviller arasından çıkması mümkündür. Ama bu sivil önderin, orduyu önemli derecede etkilemesi zordur. Orduyu etkilemeden de Türkiye'de ‘‘değişim’’ mümkün değildir. Dolayısıyla, bu önderin ordudan çıkması şarttır. Ancak geçmiş deneylerden farklı olarak bu önderin, sivil idarenin yerine geçmesine gerek yoktur. Çünkü, bugünkü Anayasal düzende ordunun, ülke yönetimi üzerinde yeteri kadar etkisi vardır. Mesele, ordunun kendi içinde gerçekleştireceği değişimdedir. Ancak ortada bir mesele daha var. O da sivil siyasetçilerin kavmiyetçi davranışlarının, bu değişimi geciktirmesi, hatta imkánsızlaştırmasıdır.

SON SÖZ: Güçlüyüm, öyleyse sorumluyum.



X