Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ege Cansen: İş Bankası ne yapıyor?

Ege CANSEN

BANKACILIK Düzenleme ve Denetleme Kurumu göreve başladı. Hayırlı olsun. Göreve başlama töreninde konuşan Başkan Zekeriya Temizel, ‘‘bankaların içini boşaltanların yaptıkları, yanlarına kár kalmayacaktır’’ dedi. İç boşaltanların en yakınlarının ‘‘ombutsman’’ olduğu bir diyarda bu zor. Neyse. Temizel, sanki bankacılığının tek hastalığı ‘‘iç boşaltma’’ imiş gibi, sektörün temel meselelerine hiç eğilmedi. Ben bugün birini gündeme getireceğim.

* * *

Bankacılık, bütün dünyada, ulusal ekonomilerinin en kritik sektörüdür. Hem en büyük suiistimaller, hem en müthiş bataklar, bankacılık kesiminde oluşur. Banka sektöründe ortaya çıkan inanılmaz boyutlardaki zararlar, sadece bazı kötü niyetli müteşebbislerin, bankaların içini boşaltmasından ortaya çıkmaz. Hatta diyebilirim ki çoğu bu sebepten olmaz. Mesela fondaki 8 bankanın, devir öncesi birikmiş zararı 7 milyar ise, bu 7 milyarın en çok 1 milyar doları, kötü niyetli banka patronlarının cebine gitmiştir. Madem ki 7 milyar dolar zarar var; öyleyse birileri de 7 milyar dolar kár etmiştir ifadesi, bilimsel olarak yanlıştır. Termodinamiğin ‘‘hiçbir şey yoktan var olmaz, varken de yok olmaz’’ diye bilinen kanununu doğru yorumlamak gerek. Hiçbir şey, yok olmaz; ama hal değiştirir. Hal değiştirme, bazen yok olma gibi algılanır. Onun için bizim meslekte zarara, ‘‘buharlaşma’’ denir. Buharlaşma, yok olma değil; hal değiştirmedir. Bu arada ‘‘çalma’’ da, pek tabii yok olma değil, hal değiştirmeden cep değiştirmedir.

* * *

1929 Büyük Buhran'ı, ‘‘bankacılık’’ ile ‘‘yatırımcılık’’ arasında bir ‘‘yangın duvarı’’ bulunması tezine ağırlık kazandırmıştır. O günden bugüne kadar geçen 70 yıl içinde bu kurala, ABD hariç, tam anlamıyla uyan az ülke olmuştur. Bu dönemde ortaya çıkan bankacılık krizlerinin çoğunda, bankaların bizzat sınai ve ticari teşebbüste bulunmalarının veya sınai ve ticari müteşebbislerin, bankacılık yapmasının etkili olduğu görülmektedir. Ekonomik kalkınma şampiyonu Pasifik ülkelerinin de son yıllarda başını en çok ağrıtan husus budur. Tüm bu olaylardan çıkarılacak ders şudur: ‘‘Bankalar doğrudan veya dolaylı olarak yatırımcı müteşebbis olmamalı, daha da önemlisi yatırımcı müteşebbislerin, banka sahibi olmalarına izin verilmemelidir.’’ Utunmazca yapılan soygunlar dışında, Türkiye'deki banka krizlerinin çoğu, bu kurala uyulmamasından kaynaklanmıştır.

* * *

Son bir yıldır, İş Bankası'nın, yeniden bankacılık dışında büyük yatırımlara girdiğine şahit oluyoruz. Anlaşılan 2000'lerin İş Bankası, 1930'ların Sümermank ve Etibank'ı olma stratejisini benimsemiş durumda. İş Bankası'nın başta Şişe Cam olmak üzere, çok büyük sınai iştirakleri var. Bu, bir bakıma İş Bankası için ‘‘geleceği, geçmişte bulma’’ (back to future) stratejisi. İş Bankası gibi, Türk bankacılık sektöründe tavır ve yön belirleyici bir işlevi olan ‘‘yarı kamusal’’ bir bankanın bu stratejisi hakkında Temizel'in ne düşündüğünü merak ediyorum. Eğer o da bu yönü ‘‘doğru’’ buluyorsa, Türk bankacılık sektörünün, ekonominin verimini düşürmeye devam edeceğinden ve ebediyete kadar yeni ‘‘batık bankalar’’ yaratacağından kimsenin şüphesi olmasın.

SON SÖZ: Mevduattan sermaye olmaz.

X